İzmir’de 25.11.2007 tarihinde polis tarafından öldürülen Baran Tursun’un babası. Mehmet Tursun, 17.06.2008 tarihinde Başbakan’a bir mektup göndererek davada, sahte evrak düzenleyen polisler hakkında TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun görevlendirilmesini talep etti.

Mehmet Tursun Başbakan’a hitaben yazdığı mektubunda,
Sevgi ve umut dolu henüz 20 yaşında olan oğlunu ticari işlerinin başına geçirmek üzere yetkilendirdiğini
Ancak oğullarının “25.11.2007 tarihinde, polisin namertçe arkadan açtığı ateş sonucu” öldürüldüğünü anlatarak
“Biz ailece "Allah, biricik oğlumuza 20 yaş ömür biçmiş, La ilahe illallah Muhammed un Resulullah" deyip, Allaha sığınmanın yollarını aramaya çalıştık.
Derken,
Suçun ve suçlunun tespitini sağlayacak soruşturma işlemleri sırasında, umut bağladığımız olay yeri inceleme ekibi ve diğer polisler, ilkel meslek dayanışması içgüdüleri ile sahte belgeler düzenlediler, bu sahte belgelerle, oğlumu öldüren polisi, bir ay içinde serbest bırakılmasını sağladılar.

Davamın hâkimleri, hakikate ulaşmak yerine, 1 nolu duruşmada ısrarla sahte olduğu dile getirdiğimiz belge ve bilgilerle yetindiler, Oğlumun katilini ‘şak’ diye serbest bıraktılar. halbuki bu sahte belgelerle yetinmemeliydiler.”sözlerine yer verdi.
“Devletin bir resmi polisi oğlumu öldürdü, diğer resmi polisleri sahte belge düzenlediler.” İfadelerini kullanıldığı mektupta;
“Olay yeri inceleme ekibinin, mahkemeye delil olarak sunduğu belgelerin en önemlisi sahte çıktı. Bu sahte belgeleri, kalpazanlar düzenlemedi, Devletin polisleri düzenledi.
Devletin polisi, Devletin polis ekibi, sahte belge düzenler mi? maalesef düzenlediler.
Savcılık sahte belge düzenleyen 10 polis hakkında, Karşıyaka 1.ağır ceza mahkemesinde dava açtı.
İzmir Valiliğine bağlı birimler, Devlet adına sahte belge düzenledikleri için, İzmir Valiliği hakkında da, sahte belge düzenlemekten dava açılmalıydı.”diyerek
“Peki, bu 10 polis amirlerinden talimat almadan mı, sahte belge düzenlediler? Bu mümkün mü Sayın Başbakanım.
Hiyerarşik yapı içinde, amirlerinden izin almadan tuvalete dahi gidecek durumda olmayan polis, amirlerin haberi olmadan sahte belge düzenleyebilir mi?”sorularını yöneltti.
Mehmet Dursun mektubunda, ayrıca şu görüşlere yer verdi;
“Adalet duygularım çok incinmiş durumda.
İzmir emniyet müdürlüğü ve İzmir Valisi, bana sahip çıkacağına, beni kucaklayacağına, oğlumu öldüren polisi bir an önce hapisten çıkartmak için sahte belge düzenleyen polislere hoşgörülü davranacak kadar, onları ödüllendirecek kadar, adaletten ve adaletin ahlaki değerlerinden uzaklaşmışlardır.
Devleti korumak ve kollamak adına işlenen insan hakları, hukuk ihlâlleri ve polis cinayetleri 'devletin bekâsının' her şeyin önüne geçtiği Türkiye’mizde, İzmir valisi ve emniyet müdürü, oğlumun cinayetini 'rutin'den saymış olmalılar ki, bize bir geçmiş olsun bile demediler.
Adalet duygularının zedelendiği, yargının adaleti sağlama yerine başka amaçlarla hareket ettiği yerlerde devletin temelleri zayıflamış olacak, toplum; hakkını illegal yollardan arama yoluna gidecektir.”
Dursun mektubunun sonunda “Sahte belge düzenleyen polis, başkaca sahte belgeler ve bilgiler düzenleyip düzenlemediğini, İnsan hakları ihlali olup olmadığı, hukuksuzluk olup olmadığını araştırmak için TBMM İnsan Hakları Komisyonunun görevlendirilmesini” istedi.
|