Beyimiz yüzünü buruşturmuş, Celal Talabani Çankaya Köşkü´nde „Kürdistan“ sözcüğünü kullandığında... Cemil Çicek´ten bahsediyorum, kısa bir süre öncesine kadar adalet, günümüzünse başbakan yardımcısı ve devlet bakanı... Aman ne de güzel uymuş, böyle devlete böyle devlet bakanı...
Doğrusunu söylemek gerekirse Mam Celal´in de yaptığı iş değil hani... Çiçek gibi değerli devlet erkanımız „Kürt“ sözcüğüne kendilerini daha yeni yeni alıştırmaya çalışırken ve dünyanın öbür ucundaki bir demeçte geçen „Kürdistan“ sözcüğü burada bağırsak düğümlenmesine, sinir krizlerine, travmalara neden olurken, sen gel cumhuriyetin kalbi Ankara´nın hem de Çankaya Köşkü´nde Kürdistan´dan bahset... Olacak iş mi yani... Cemil Çiçek tehlikeyi bu kez yüzünün buruşmasına neden olacak hafif sarsıntılarla atlattı ama kalp krizi de geçirebilirdi pekala...
Allah uzun ömürler versin sayın Çiçek´e. En azından bundan sonra yanında doktoru olmadan bu tür görüşmelere katılmaz herhalde. Ne de olsa Çiçek gibi değerli bir devlet adamı ve eşi bulunmaz bir hukukçu öyle kolay yetişmiyor.
Uğurlama sırasında Çiçek'e, Kürdistan kelimesini duyunca yüzünü buruşturduğu hatırlatıldığında, önce "beni mi izliyordunuz" demiş, ardından ise „imalı“ bir yanıt vermiş:
"Ben sadece çok meraklıyım, hukukçu olmasaydım tarihçi olurdum. Siz de bunun yanıtını tarihte ararsanız bulursunuz"
Pek sayın bakanımızın dediğini yaptım, aradım ve dediği gibi hemen de buldum. Üstelik öyle uzun boylu, tarihin derinliklerine falan inmeden. El yordamıyla da arasanız, örneğin son Osmanlı Meclis-i Mebusan`ındaki „Kürdistan“ mebuslarını kolaylıkla görebilirsiniz. Tabii onlar Kürdistan´ı değil Güney Amerika´daki Arzakları temsil ettiğinden Cemil Çiçek tarihte bunun cevabını bulamamış olabilir; yoksa tarihe çok meraklı, ancak tarihçi olamayıp kısmetine başbakan yardımcılığı, adalet ve devlet bakanlığı düşen Sayın Çiçek, Meclis-i Mebusan`ı Türk Tarihi içinde bir yerlerde görmüyor mu? Yoksa anlatmaya çalıştığı başka bir yerin tarihi mi? Öyleyse son derece haklı, zira bildiğimiz kadarıyla Orta Asya bozkırlarında „Kürdistan“ adıyla bilinen bir ülke dün yoktu, bugün de bulunmamaktadır.
Sayın Çiçek´in gazetecilere verdiği yanıtta beni asıl üzen şeyin, onun "çok meraklıyım, hukukçu olmasaydım tarihçi olurdum“ sözleri oldu. Ne kadar acı... Çiçek gibi birinin tarihle hukuk arasında bir seçim yapmak zorunda kalmış olması bu ülke için ne büyük bir şanssızlık. Eğer ikisini birden becerebilseydi (ki bu onun için biraz fazla olurdu) Türk tarih tezi alanında „Kart-Kurt-Kürt“ gibi daha nice bilimsel tezleri Çiçek sayesinde öğrenmiş olacaktık. Ne yapalım, kader bize iki işi birlikte yapabilecek birini henüz bahşetmemiş...
Aslında Çiçek´in ne müstesna bir tarihçi olabileceğini onun „hukukçuluğundan“ yola çıkarak tahmin etmek de mümkün. Adalet bakanı olduğu günlerde ülkesindeki üniversitelerden birinin, en çok tartışılan konulardan biri olan „Ermeni Sorunu“nda düzenlediği bilimsel bir sempozyum için „Keşke adalet bakanı olarak dava açma yetkimi devretmeseydim „ dediği günleri hatırlıyorum. Muhterem „Adalet Bakanı“mız hızını almasaydı akademik toplantı düzenleyenler için „bakan olarak keşke yargılama yetkim olsaydı“ hatta bununla da yetinmeyip „ipi bizzat kendim çekseydim“ diye düşünmüş müdür acaba?
Ama asıl çıkışını şu ünlü 301 ile yaptı Çiçek... Daha üst perdeden bir ses kulağına „301 ile AB maalesef birlikte olmuyor, artık şunu değiştirmemizin zamanı geldi“ demesiyle Çiçek´in açıklamak zorunda kaldığı 301´in değiştirilmesi yolundaki gerekçesi tam bir zeka fiskiyesi: „Kimi enteller 301´le açılan davalar sayesinde hak etmedikleri bir üne kavuşuyorlar.“
İşte o „haksız ünün“ bedelini hayatıyla ödeyenlerden biri de Hırant Dink... Dink bu bedeli öderken de bu „ünü“ elde ederken de Bay Çiçek´e bir „teşekkür borcu“ olduğunu herhalde unutmamıştır.
Çiçek gibileri her yerde, her ülkede çokça bulunur. Salt bu yüzden bir toplumu yargılamak elbette anlamsız. Ama böyle birinin devlet adamı sıfatını taşıması, işin rengini tamamiyle değiştirir. Kapısında bekledikleri AB ülkelerinde, tıpkı Perinçek ve Hallaçoğlu gibi ırkçılık, soykırım inkarcılığı, faşizm gibi insanlık suçlarından hakkında dava açılacak tipler, burada başbakan yardımcısı, devlet, hatta adalet bakanı olabiliyorsa biraz düşünmekte yarar var.
Ülkesini ziyaret eden komşu bir devletin cumhurbaşkanı ülkesinin bir bölümünden bahsederken yüzünü buruşturan bir başbakan yardımcısı, hükümet sözcüsü ve devlet bakanı... İşte size AB´ye girecek olan 21. Yüzyıl Türkiye´sinden devlet adamı profili...
Ne yapalım, idare edeceğiz. Esat Mahmut Bozkurt´u ya da Hitler´in adalet bakanını mezarından kaldırıp bu ülkede devlet adamı koltuğuna oturtamayacağımıza göre, şimdilik Çiçek´le idare edeceğiz...
En azından daha „iyisini“ buluncaya kadar...