SAL / YIL          : 8
HEJMAR / SAYI : 263
TARÎX / TARiH  : 17.07.2008
 
NUREDDÎN AGİRÎ
T.C. legal bir devlet mi?


T.C. Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası (enkazı) üzerine kurulmuştur. 524 yıllık Osmanlı İmparatorluğu içinde çok sayıda etnik ve dinsel grup barındırarak 1. Dünya savaşı sonu ve T.C. nin kuruluş tarihi olan 1923 yılına kadar varlığını sürdüregelmiştir. Bu süre içinde, çok kez büyük iç ve dış çalkantılarla karşılaştığı halde, uzun süre varlığını sürdürmesi o dönemin koşulları ile ilgilidir. Bu konunun yorumu, sosyal ve tarih bilimcilerinin işidir.
Ancak, İmparatorluk son dönemlerinde; iç ve dış koşulların dayattığı açılımları gerçekleştiremediği ve çağa ayak uyduramadığı için miyadını doldurarak tarihin çöplüğüne atılmıştır.
İmparatorluğun içinde bulunduğu zor koşulları gören ve yönetimin zaafından yararlanmak isteyen asker, bürokrat ve aydınlardan oluşan bir grup, Osmanlı yönetimini ele geçirmek için İttihat ve Teraki cemiyeti isimli bir örgüt kurdular. Bu cemiyetin ilk esas hedefi, yönetimi padişahtan alarak yeni gelişmelere uygun olarak devleti yapılandırmaktı. Bu nedenle ilk başlarda Kürt aydın ve önderleri de bu cemiyete ilgi göstermişlerdir.
Sanayi devrimi ile başlayan ve ulusallaşma sürecini tamamlayan ulusların kurdukları yeni devletler, Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altında yaşayan ulusları da etkiledi ve harekete geçirdi. Balkanlardan başlayarak, dağılma, çökme sürecine giren Osmanlı devletinin durumunu gören İttihat veTeraki, Orta Asya ve Ortadoğu’da Türk olduklarını iddia ettikleri topluluklardan oluşan güçlü bir Türk devleti kurma hedefine yöneldiler. Bu hedefe varmak için engel olarak gördükleri, kişi ve unsurları komplolarla sindirdiler, gerektiğinde hiç acımadan faili meçhul cinayetlerle ortadan kaldırdılar.
Osmanlının yenilgisi ile sonuçlanan 1.Dünya savaşı sonunda; İttihat ve Terakki’nin gizli üyesi olan M. Kemal, Turancılık fikrinin dönemin şartlarında gerçekleşemeyeceğini görünce, Anadolu’da bir Türk devletinin kurulması ve Turancılığın bundan sonraki aşamada gerçekleşebileceği düşüncesi ile Anadolu’da yeni bir hareket başlattı.Yeni hareketin adı Kuvvay-i Milliye idi.
Sevr antlaşması ile Kürtlere bağımsız devlet kurma hakkı doğmuştu. M. Kemal bu durumu, tekçi devletin kurulması önünde bir engel gibi görmekte ve işin içinde Kürtler olmadan da planını gerçekleştiremeyeceğini bilmekteydi. Bu nedenle, kafasında tasarladığı ulusal kurtuluş mücadelesini başlatmak ve Kürtleri de bu mücadeleye dahil etmek için, Erzurum Kongresi’ni toplayarak, Kuvvay-i Milliye hareketini örgütleme işini Kürdistan’dan başlattı. “Yeni kurulacak devlet Türklerin ve Kürtlerin ortak devleti olacak”, “Sevr Antlaşması Kürtler için bir oyundur”, “bölgede kurulması öngörülen devletin adı Ermenistan, resmi dini de Hıristiyan olacak” ve benzeri propaganda yaparak Kürtleri yanına almayı başardı. Ve böylece Kürtleri Ermenilere karşı da kışkırtmış  ve bir taşla iki kuş vurmuş oldu. Planladığı devlet için tehlike olarak gördüğü, tarih boyunca birlikte ve iç içe yaşamış olan iki dost unsuru vuruşturarak, Kürtlerin desteği ile başarıya ulaştı.
Bilindiği üzere, kurtuluş savaşı ve Lozan süreci sonucunda, l923 yılında bugünkü T.C. nin temelleri atılmış oldu. Kurulan bu devletin idari ve siyasal sistemi, kurucusunun ismi olan kemalist adını aldı. T.C kurulduğu dönemde, dünya komünist ve kapitalist sistem olarak iki bloka ayrılmıştı. Bir de 3.dünya olarak adlandırılan ülkeler vardı. Onlar da diğer iki blok arasında gidip geliyorlardı. M. Kemal’in önderliğinde kurulan T.C bizzat M. Kemal tarafından anti emperyalist bir devlet olarak nitelendiriliyordu. Ancak bu devlet, ne Sovyet blokunda ne 3. dünyacılar yanında yer alıyordu. Dönemin konjoktörel dengesini iyi kullandı ve yürüttüğü makyevelist politikalarla durumu idare etti. Emperyalistlerin payandası olduğu, emperyalizmin savunma gücü olan NATO’ya girmesiyle daha net olarak anlaşıldı.
Osmanlı’dan başlayarak, içinde, gizli kalmış, devletin olanaklarından yararlanan, bin bir hile ve düzenbazlıklarla halkın kanını döken, emeğini sömüren gurupları barındıran, olduğundan farklı gösterilen bir devletin legal, sosyal ve hukuk devleti olabilme olanağı var mı?
Halktan kopuk bu guruplar, halkı kurdukları gizli teşkilatlar kanalı ile yönlendirmiş ve kurdukları sistemle tornadan çıkmış gibi halkı biçimlendirmişler, evrensel değişimden etkilenenleri çeşitli tezgah ve oyunlarla, kalıbında tutmayı başarmışlardır.
TC’yi yöneten gizli kadrolar, tehlike olarak gördükleri kişi ve unsurları ya tasfiye ederek, ya da fiziki olarak ortadan kaldırarak,İttihat Ve Terakki geleneğini sürdüregelmişlerdir. Hatta demokrasinin yüzü suyu hürmetine yönetimi teslim ettikleri kadroları, “bu devlet böyle yönetilmez diyerek” darbe yapıp devirmişler, kimilerini darağaçlarında sallandırmış,  kimilerini cezaevlerinde çürütmüştür.
Bu örgüt, gelişen ve değişen dünya koşullarına uygun olarak zaman zaman biçim değiştirmiş ve yeni mevziler elde etmiştir. Komünizmin yayılmasını önlemek için kurulan NATO patentli Gladio türü örgütler, bu suç şebekesi için yeni bir fırsat doğurmuş ve uluslararası bir nitelik kazandırmıştır. Ancak SSCB dağılmasından sonra NATO üyesi devletler kendi gladiyolarını tek tek tasfiye edip ortadan kaldırmış, devlet sistemlerini gelişen sosyal, siyasal, ekonomik ve teknolojik koşullara göre yeniden biçimlendirmişlerdir.
Kökü İttihat Ve Terakki’ye dayanan, TC’nin gerçek sahibi olan, bu gizli örgütü bitirmek o kadar kolay değil ve kolay da olmayacak. Çünkü bu suç örgütü TC’yi kuran örgüttür. Onun tasfiye edilmesi TC’nin tasfiye edilmesi demektir. Bu nedenle değişime sonuna kadar direnecektir. Hem de elindeki gizli devlet aygıtını kullanarak.
SSCB’ nin dağılması ve dünyada başlayan evrensel değişimin etkisi Türkiye’yi de dönüştürmeye zorlayınca, şuç şebekesi paniklenmeye başladı. Soğuk savaş dönemi koşulları olmadığından, emaneten yönetimde olanları direk olarak uzaklaştırmanın zorluklarını görünce, sahibi olduğu devlet aygıtını emanetçilerden almak için yeni oyunlar ve tezgahlar tertiplemeye başladı.
Elinde ne kadar gizli ve açık araç varsa kullanmaktan geri kalmıyor. Ama işleri eskisi gibi kolay değil, çünkü dünya ve dengeler değişti.
Bu örgüt, değişen dünyada ve Ortadoğu’da yeni mevziler kazanmış olan Kürtleri sindirmek, Kürt ulusal mücadelesini yanlış zeminlere kaydırmak ve yönlendirmek için çök çalıştı; çalışıyor. Kürtlere yönelik gerçekleştirilen Türk İntikam Tugayı (TİT) imzalı cinayetler bu örgütün marifetleridir.
Susurluk’taki trafik kazası ile yakayı ele veren örgüt, kendisine meşruiyet ve korunma zırhı kazandıran asıl kimliğine bürünerek tekrar karşımıza çıkmıştır. Globalleşme ve değişim projesi olan Avrupa Birliği süreci, Türkiye’de de değişim rüzgarının esmesine neden oldu. Bu evrensel değişim rüzgarı devlet kliğinin korkularını doruk noktasına taşıdı.
Bu süreci tıkamak için peşpeşe cinayetler, komplolar patlak vermeye başladı. Yargıtay saldırısı, Malatyadaki Zirve Yayınevi katliamı ve diğerleri..
Düzenlenen cumhuriyet mitingleri, Cumhurbaşkanı seçimi nedeniyle verilen e-muhtıra ve yargı darbesi.. Başta Genel Kurmay Başkanı olmak üzere askerlerin tutum ve açıklamaları, bu örgütün kapsamı ve niteliğini göstermeye yeter.
2007 seçimlerinde halktan yediği şamarı hazmedemeyen örgüt, devletin tehlikede olduğunu göstermek için komplolar düzenlemeye başladı. Bizzat şiddeti artırarak, cinayetleri örgütleyerek, terörün AB ve hükümetin tutumundan cesaret aldığını göstermeye çalıştı. Güney Kürdistan’da kazanılmış mevziye saldırmak için, sınırda askeri eylemleri düzenleyecek ya da göz yumacak kadar gözü dönmüştü.
12 Haziran 2007’de İstanbul’un Ümraniye semtinde, ordu menşeli bombaların yakalanmasının arkasından başlayan operasyon, 1 Temmuz 2008 günü gerçekleştirilen bir başka operasyonla dal budak saldı.
İttihat ve Terakki- Kuvvay-i Milliye, TİT, bu kez Türk efsanesi olan Ergenekon ismi ile kamuoyunun gündemine girmiştir.
Bu kadar gelişmelerden sonra, laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olarak kitlelere yutturulan ve yutturulmak istenen TC’nin, gerçek yapısı ve kuruluşundan beri aktörlerinin kimler oldukları, saklanmayacak kadar açıktır. İllegal ve çağdışı kalmış olan bu yapının tarihin çöplüğüne atılma zamanı gelmiştir.
Evrensel değişim sürecine direnen, ancak tutunmakta zorlanan ve her geçen zaman içinde gerçek yüzü biraz daha aydınlanan ve temelleri çatırdamaya başlayan bu yapıdan kurtulmak isteyen herkesin ve her yapının yapabileceği çok şey vardır: İster dindar, ister liberal, ister sol, vd. olsun, hak ve özgürlükten yana sorunu olan herkes, her kurum, aydın ve sanatçı, şapkasını önlerine koyup ne yapması gerektiğini düşünmeli, hiç zaman geçirmeden si ve harekete geçmelidir.
Süreç başlamıştır. Hiç kimsenin değişimi savsaklamaya ve sulandırmaya hakkı yoktur. Ya değişim, hak ve özgürlüklerin genişlemesi için tarihsel görevimizi yapacağız, ya da bilerek veya bilmeyerek statükocu güçlerin değirmenine su taşıyacak, varolan yapının ömrünü biraz daha uzatacağız.
3. bir yol daha vardır. Herşeyi çıplaklığı ile gördüğü halde suya sabuna dokunmaktan kaçmak. Bilinmelidir ki, tarihin yüklediği görevleri engellemenin ya da yapmamanın hesabı tarihin önünde verilecektir.

NIVÎSÊN NUREDDİN AGİRÎ YÊN BERÊ
 
NUREDDİN AGİRÎ'NİN ESKİ YAZILARI
 
    Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi : Kurt İsmail Paşa 5. Sok. Fırat 5 Apt Kat:1 No: 2 Ofis/DİYARBAKIR   Tel: 0.412 223 89 23
    Yurtdışı Temsilciliği : Postfach: 131931, 42045 - Wuppertal/Almanya  Tel: 00 49 202 283 23 39 - Fax: 00 49 202 758 34 79