Tandıra, ekmek pişirmeye gidiyorum. Yolda gözüm kuşlara takılıyor. Uçuyorlar. Özgürlüğe uçuyorlar. Onlar düşlerime, bense tandıra gidiyorum./ Dağlara ilişiyor yüreğim, kuşları çağırıyor, konduruyor 21. yüzyılın kan damarının patlayan yerine. Kan kokuyor dağların arası. Töre kokuyor. İnsan cesetleri yüzüyor namus denizinde. Ve ben tandıra gidiyorum. Ağalar gökyüzüne bakan gözlerimi görüyor. Yoldan çıktım sanıyor. Yoldan çıkmak ne demek?” diye soruyor genç kız?
“Ekmek pişiriyorum! Buğdayı ben ekiyor başakları ben biçiyorum. Ben öğütüyorum. Un haline getirip bir kova suyla maya ve tuzla karıştırıyorum. Hamur yoğuruyorum. Ekşidikten sonra tandıra gidiyorum. Tandırı yakıyorum. Ekmek pişiriyorum… Ekmek…
Bütün günahları ben üstleniyorum. Acıları, yağmacıları ben karşılıyorum. Bütün varlığımla. Ruhumla kovalıyorum katı kuralları, göğsümü gere gere kirlenmenin tadını çıkarıyorum tandırda ekmek pişirirken. Bütün kirli bedenleri ben yıkıyorum. Kirletenleri ben doğuruyorum. Gamsızım ben kadınım… Evet gamsızım. Ona ben söylüyorum! Ben söylüyorum katliamların yöntemini, ben yapıyorum bozuk asfaltları… Ben kapatıyorum açık yolları, denizleri ırmakları ben kirletiyorum. Bütün günahları ben işliyorum. Gönüllü günahkârım, ben tandırda ekmek pişiriyorum ve doyuruyorum ağaları paşaları katilleri canileri.” Ve devam ediyor…
“Hayır, ağlamıyorum, üzgün de değilim. Hem acı da çekmiyorum. Tek kurşun mudur hayatımı durduracak olan? Taş mıdır kafamı yaran? Söz müdür adımı kirleten? Tandırda ekmek pişiriyorum. Âşık oluyorum ekmeği pişirişime. Âşık oluyorum yaktığım ateşe. Vuruluyorum ellerime. Ekmek pişiriyorum, ekmek! Ekmek pişirirken bir ses duyuyorum. Bir yerde, açık bir arazide bir genç kız çığlık atıyor. İmdat diyor, duyuyor musunuz? Töre diyor, namus diyor, can diyor… Duymuyor musunuz? Öyle ya, duymuyorsunuz. Bir ağabey ağlıyor. Bir elinde tüfek, diğer eliyle gözlerini kapamış… Töre diyor o da namus diyor… Başka bir yerden de ses geliyor, bir ana haykırıyor. Sesi anlaşılmıyor. Durun durun, şimdi daha iyi duyuyorum. Evlat diyor, kan diyor ve o da aynı şeyi söylüyor. Töre. Ekmek yanıyor… Ekmek yanıyor…” Ortalık yanık ekmek kokusunda boğulurken genç kız devam ediyor sözlerine…
“Çalı çırpı topluyorum. Tarlalara gübre atıyorum. Fidanları suluyorum. Ekmek pişiriyorum. Belime kırmızı kemer bağlıyorlar. Gönderiyorlar beni. Götürüyorlar beni. Bırakın, ekmek pişiriyorum ben. Doyurmak istiyorum açları… Berdel diyorlar, mecbursun diyorlar. Söz hakkı vermiyorlar, gitmekten başka çare yok diyorlar. Gidiyorum belimde, kemerimle. Yüzüm gizli. Adım yok. Berdel diyorlar.” ağlamaya başlıyor ağlıyor güzel gözleri…
“Hamur yoğuruyorum, yemek pişiriyorum. Söz hakkım yok, susuyorum. Kadınım ben, söz hakkımı istiyorum. Ölüm istemiyorum. Kan kokusu çekmeye takatim yok. Söz hakkım yok (mu?). Gitmek istemiyorum…” diyor genç kız. Ve ekmek pişirmeye devam ediyor töreye giden yolun kenarında…
|