SAL / YIL          : 8
HEJMAR / SAYI : 259
TARÎX / TARiH  : 19.06.2008
 
BAYRAM BOZYEL

PKK, bölgedeki kamplaşmanın neresinde?


Geçen yazımda, DTP’nin -onca olanaklara ve kitle desteğine rağmen- Kürt ve Türkiye siyasetine özgün bir katkıda bulunamadığını belirtmiş ve onu; ‘cüssesi büyük, ama başkasının yardımı olmadan ayakta durup hareket edemeyen’ engelli insan tiplerine benzetmiştim.
Bu cümlenin tersinden okunuşu şudur; birinin kolundan tutarak onu ayakta tutmak, gerçekte onun kendi ayakları üzerinde durmasını istememektir.
Tam da PKK’nin DTP’ye yaptığı gibi.
Bugün DTP, özgün bir duruş sergileyemiyor, özgür bir irade oluşturamıyor, ülke kaderinde rol oynayan bir aktöre dönüşemiyorsa, bunun nedeni budur.
Peki, DTP’yi ülke kaderinde etkin bir ol oynamaktan alıkoyup ona gem vuran PKK’nin kendisi ne yapıyor?
Başka bir ifade ile PKK, Kürt sorununun çözümünde, Türkiye’nin demokratikleşmesinde, mevcut tıkanıklığın aşılıp Kürt halkının ulusal demokratik haklarına kavuşmasında nasıl bir rol oynuyor, ya da oynaya biliyor mu?
Kürt halkının ulus olmaktan kaynaklanan haklı taleplerini ne denli düzgün savunuyor ya da savunabiliyor mu?
Son yıllardaki fikri savrulmasından hareketle –diyelim ki- bundan vazgeçelim.
Peki, çerçevesi belirlenmiş bir siyaseti var mı PKK’nin?
Eğer doğru siyaset, kelimenin gerçek anlamında koşulları doğru okumak ise; PKK, ülke, bölge ve dünya gerçekliğini doğru dürüst okuyabiliyor mu?
Kürt halkının içinde bulunduğu kuşatmayı, sorunun geçirmekte olduğu tıkanmayı aşmak için dirayetli davranabiliyor mu?
PKK’nin kullandığı ve beslendiği ideolojik ve politik argümanlar, hak ve özgürlükler temelli evrensel parametrelerle ne kadar örtüşmekte?
Bütün bu sorulara köşeli ve kolaycı cevaplar vermek yerine söylenecek bir şey var; PKK suyu yokuş yukarı akıtmak gibi beyhude bir politikayı sürdürüyor.
Çünkü PKK, esas olarak çatışmacı ve statükocu bir yapı.
Onun bu özelliği, Kürt sorunu ile ilişkili -neredeyse- bütün aktörlerle ilişkilerine de yansımakta.
Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürt ulusal güçlerle olan ilişkisi bunun bir örneği.
PKK, diğer parçalarda örgütler kurdurtmakla, oradaki ulusal güçlerle olan ilişkilerini otomatik gerilime bağlamış değil midir? Mevcut koşullarda ilişkilerin görece ‘problemsiz’ yürüyor olması kimseyi yanıltmamalı. Söz konusu gerilim nerede ve ne zaman patlar, bilinmeyen tek şey budur.
ABD ve Avrupa Birliği’nin, Türkiye’nin geleceğinin şekillenmesindeki, özel olarak da bu ülkedeki Kürt sorununun çözümündeki kilit rolü biliniyor.
Ama her nasıl oluyorsa PKK, ABD ve Avrupa Birliği gibi iki süper güce karşı bir tutum sergiliyor.
Öte yandan bu iki gücün PKK’ye biçtikleri‘terörist’ yaftasını unutmamalı. ABD ve Avrupa Birliği’nin PKK’ye ilişkin ‘terörist’ tanımlaması, salt ‘Türkiye ile ilişkilerinden dolayı’ denilip geçiştirilebilir mi?
Ya da söz konusu imajın değişmesi için yapılan bir şey var mı?
Tam tersine.
‘Türkiye’nin içişlerine müdahale’ ediyor gerekçesiyle PKK, bu iki güce sürekli kafa tutuğunu hepimiz biliyoruz.
ABD ve Avrupa’ya rağmen de dünyada ve bölgede var olmanın mümkün olacağı söylenebilir.
Ama o zaman da, yerinizin değişim cephesinde değil de statükonun yanında olacağını unutmamalısınız elbet.
PKK’nin Türkiye’deki siyasal tabloya, özelikle de Türkiye cephesindeki kutuplaşmaya ilişkin yaklaşımı da oldukça sorunlu.
Avrupa Birliği üzerinden statüko ve değişim eksenli yoğun bir kutuplaşmanın yaşandığı Türkiye’de, muhatap alınmak ve diyalog kanaları oluşturmak adına, PKK, bütün söylemleri ve pratiği ile statükoya güç veriyor.
Gelinen aşamada gerçekleştirilen silahlı eylemliliklerin ise bu gerçeğin üstünü örtmenin dışında bir işlevinin olmadığı ortada.
Bütün aksi iddialara ve görüntüye rağmen, PKK, Kürt halkı ile de barışık değil. Ulusal bir bakış ve çoğulcu bir yaklaşımdan yoksun hareket eden PKK’nin, kendi yandaşları dışındaki bütün Kürtlerle ilişkisi örtük bir çatışma üzerine kurulu.
Cahş, hain, ajan vb. türünden bir ulusal hareket için dünyanın neresinde ne kadar negatif ve daraltıcı jargon varsa, PKK onları bulup Kürt hareketine taşımaktan çekinmiyor.
Bir halkın mücadele saflarını, bu anlayıştan daha fazla bölen ve daraltan tekçi ve hizipçi bir yaklaşım olabilir mi?
PKK, sadece dışa dönük çatışmacı bir karaktere sahip değil, aynı özelliği kendi iç işleyişinde de geçerli.
PKK’nin, kendi siyasal mirası olarak nitelediği DTP ile yaşadıkları bunun bir örneği. PKK’nin DTP ile ilişkisi partnerlikten ve çözüm üretmekten çok, gerilim üzerine inşa edilmiş durumda. İçinde bulunduğu kısır döngü yetmiyormuş gibi, PKK, DTP de somutlanan demokratik Kürt birikimini de bloke ederek, onu kilitlemiş ve işlevsizleştirmiş bulunuyor.
Bu kısa belirlemelerden yola çıkarak PKK’nin Türkiye’de ve bölgede çözüme katkı sunmaktan çok, çözümsüzlüğün bir parçasına dönüştüğünü söylemek mümkün.
Gelinen aşamada, PKK’nin bölgeyi etkisi altına alan değişim dalgasına karşı direnip, bölgesel statükonun değirmenine su taşıdığı çok açık.
Peki çözüm?
Ya da PKK cenahının içeriden dönüştürülmesi olasılığı?
Onu da bir başka yazıda tartışmak üzere…

NIVÎSÊN BAYRAM BOZYEL YÊN BERÊ
BAYRAM BOZYEL'İN ESKİ YAZILARI
 
    Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi : Kurt İsmail Paşa 5. Sok. Fırat 5 Apt Kat:1 No: 2 Ofis/DİYARBAKIR   Tel: 0.412 223 89 23
    Yurtdışı Temsilciliği : Postfach: 131931, 42045 - Wuppertal/Almanya  Tel: 00 49 202 283 23 39 - Fax: 00 49 202 758 34 79