Büyük Ortadoğu Projesi Tartışmaları Üzerine

Ümit Tektaş


ABD’nin son yıllarda Ortadoğu’daki güç dengeleriyle oynamasının gizli ve açık nedenleri vardır. Dünya nizamı, bölgesel istikrar, enerji koridorlarının kontrolü hem gizlenen hem de bilinen bir nedendir. Buna, dünyaya egemen olma isteğini de dahil edebiliriz. Esasen ABD’nin tek kutuplu dönemden sonraki politikası da bu eksene oturtulmuştur. Pentagon ve ABD Kartellerinin orta ve uzun vadedeki politikaları "Ya ıslah et, uyumlu hale getir. Ya da yönetimleri ve sistemleri alt üst ederek devir" üstünedir. Bu hesap sancılı da olsa, şimdiye kadar tutmuş gibi görünmektedir. Bu politikaya Bölge ülkelerindeki yönetimlerin de önemli katkısı olmuştur. Denebilir ki, Ortadoğu, haklar ve özgürlükler bakımından dünyanın en problemli bölgesidir. Despotik ve totaliter rejimlerin tık nefes ettiği bu Bölge, Bölge halkları bakımından da tam bir halklar hapishanesi haline getirilmiştir. Bu bölge halklarının kültürel durumu, örgütlü yapısı, değişme ve gelişme yönündeki isteği, iç dinamikleri, geleceği örgütleme adına bir umudu ortaya koyamamaktadır. Zira halkın ayağına ve beynine vurulan prangalar toplumsal dayanışma ve sivil itaatsizlik gibi duyarlılıklarının gelişmesini engellemiştir.
Bu gün Kuzey Afrika’dan Hindistan’a kadar bütün Ortadoğu ülkelerini kapsayan BOP (Büyük Ortadoğu Projesi), pek çok stratejist ve Komplo Teorisyeni’ni harekete geçirmiştir. Sosyalist Sistemin çöküşü ile güç ve ivme kazanan globalizm ve liberizasyon tartışmaları da bu tarzda ve benzer bir düzlemde yapılmıştı. Şimdi yeni dünya düzeninin bir halkası olarak Büyük Ortadoğu Projesi tartışılıyor. Öyle anlaşılıyor ki güç kimde ise, ipler de onun elinde. Özetle; güçlüler sadece mücadele yöntemlerini belirlemiyor, tartışma konularını ve gündemlerini de oluşturuyorlar.
Açık ki; dünya durdukça yeniden yapılanma, değişme ve gelişme hayatın her alanında daha yüksek standart ve kalite isteği devam edecektir. Bu arayış kimi zaman beyin gaddarlığı, kimi zaman elin yamanlığıyla sürecektir. Ya yeni güç dengelerinin ortaya çıkardığı ihtiyaçlarla bir yeni denklem oluşturulacak ya da halk yığınlarının istenç ve kararlılığıyla bilince çıkardığı değişimler yaşanacaktır. Hiç kuşku yok ki, eski retorik ve alışkanlıkların terk edildiği bir atmosfere geçilmiştir. Bu politik iklimin en temel yöntemi; "Çatış, gücün varsa gerilet ve uzlaş.". "Çatış, savaş ve devir" söylemi artık gerçekdışıdır. Devrim yerini evrime, uzlaşarak adım adım kazanmaya bırakmıştır. Kaotik dönem, bölgesel istikrarsızlık sona ermek, erdirilmek üzeredir. Bir coğrafi stabilizasyon, bir başka destabilizasyon üzerine kurulamamaktadır.
Evi camdan olanlar artık komşularının bahçesine taş atma cesaretinde bulunamamaktadır. Zira dünya küçülmüştür. Komşudaki ateş, her an sizin evi de sarabilir. Balkanlar, özellikle eski Yugoslavya Cumhuriyetleri ve İsrail-Filistin sorunu, bu gerçeği bir kez daha bütün yalınlığıyla göstermiştir. Ya Yugoslavya’daki gibi ateş sönecek, ya da İsrail-Filistin sorunu ve Irak’taki gibi ateş tüm bölgeye yayılacaktır. Bu ise bu sorunları yaşayan halkların ve büyük güç odaklarının kararıyla olmuştur.
20. yy. sonlarına değin devam eden emperyalist böl-yönet politikası, global yarar ve global istikrara katkı yapmak yerine zarar vermiştir. Bu politika dünya barışını hep tehdit altında tutmuştur. Artık böl yönet yerine birleşerek güçlen ve yönet politikası devrededir. Ekonomik, siyasi ve ticari birlikler bu amaçlarla dünyanın gündemindedirler. Tek kutuplu dünya, bu senaryoyu daha da gerçekçi ve uygulanabilir hale getirmiştir. Elbette bölgesel ve dolayısıyla küresel işbirlikleri sihirli bir değnek gibi sorunları tümden çözecek değil. Ancak her alanda ve her kesimde görülen stabilizasyon ve huzur arayışı sorunların kalıcı ve adil çözümü yönündeki ısrar sürdürülebilir kalkınma modelleri insan oğlunun ortak çıkarıdır.

Büyük Ortadoğu Projesi bir ABD ve AB modeli midir? ABD’nin yeni dünya nizamı ile ilgili senaryolarının bir parçası mıdır? Yoksa terörizmi ortadan kaldırmak için ileri sürülen bir demokrasi projesi midir?
Demokrasinin her alanda yaygınlık kazanması ve güçlenmesi iyi bir şeydir. Hele Ortadoğu gibi despotik rejimlerin işbaşında bulunduğu coğrafyada çok daha yakıcıdır, gereklidir. Ancak BOP ve demokrasi bir oyun olarak mı sahnelenecek, yoksa halkların iradesine ve isteğine uygun gerçek bir yeniden yapılanma mı ortaya koyacak? İşte burası çok önemlidir. Eğer sorun sadece ABD’nin petrol rezervleriyle, NATO ve dolayısıyla ABD’nin dünya jandarmalığıyla ilgili ise, bu hem bölgesel istikrara, hem de terörizmle mücadele ve demokrasinin geliştirilmesine bir katkı sunmayacaktır.
ABD’nin petrol üretimi gerilemiştir. Ya rezervler korunuyor ya da gerçekte bir sorun vardır. 1970 yılında günde 9.6 m/varil petrol üretilirken 2002'de günde 3.5 m/varile gerilemiştir. Buna karşılık petrol ve doğal gaz rezervlerinin yaklaşık %70' i BOP sınırlarındadır. Bu sınırlar; Kuzey Afrika’dan Hindistan’a kadar uzanan, bir diğer adla Geniş Ortadoğu veya "Kuzey Afrika Girişimi"dir. İçine Kafkas bölgesini de alan geniş bir alandır.
Dünya enerjisinin yaklaşık 1/3’ünü ABD tüketmektedir. Bu nedenle enerjiye en çok ihtiyacı olan ülke ABD’dir. Öyleyse ABD bu nedenlerle mi BOP’u yeniden yapılandırmayı, yeni dünya nizamını dünyanın gündemine getirmeyi düşünmektedir?
Açık ki, devam eden, her adımı-aşaması önceden planlanan bir yeniden yapılanma projesiyle yüz yüzeyiz. Bu BOP’tan önce vardı. BOP ya da başka bir biçimde devam edecek. Ve dünyanın her alanını saracak.
Bu gün, ABD’nin Ortadoğu’daki varlığı pek çok sancı, kıyım ve yanlışa rağmen, bölgedeki otoriteryen ve totaliteryen rejimlerin statükosunu sarsmıştır. Irak’taki alt üst oluş, fincancı katırlarını ürkütmüştür. Başta İran ve Suriye olmak üzere çok sayıda bölge ülkesi bir "telaş" içine girmiştir. Filistin-İsrail sorunu ile Orta ve Güney Irak’taki kaotik durum biraz da bu "telaş"tan kaynaklanmaktadır. İsrail’in yıllardır uyguladığı devlet terörünün de katkıları göz ardı edilmemelidir. Zira İsrail bölgedeki istikrarsızlığın temel aktörlerinden biridir.
Bu bakımdan, denebilir ki BOP’un en çok faydası İsrail’e olacaktır. Stabil bir Ortadoğu’da İsrail nispeten rahat olacaktır. Bu durumdan dolayı rahatlayacak bir başka bölgesel aktör de Kürtlerdir. Başta Irak Kürtleri olmak üzere bölgedeki tüm Kürtler dünden daha iyi bir noktada olacaktır.
Tarih farklı amaçların ve çıkarların hem çakıştığı, hem de çatıştığı nice örneklerle doludur. Enerji kaynakları, despotik rejimler ve Saddam gibi çılgın yöneticiler ABD ve müttefiklerini Kürtlerle aynı kavşakta buluşturmuştur. Bu, bir çıkar çakışmasıdır. Ve Kürtlerin -bölgedeki tüm Kürtlerin- yararına olmuştur. Büyük Ortadoğu Projesi ya da başka bir yeniden yapılanma orta ve uzun vadede Kürtlerin yararına olacaktır.
Kürtlere ve bölge halklarının tümüne baskı ve zulüm yapılırken de bu bölgenin enerji kaynaklarını ve yönetimlerini ABD ve müttefikleri kontrol ediyordu. Şimdi ise kontrol edenler aynı kalacak, fakat bölge hakları ve özellikle Kürtler rahat edecek, yıllardır baskı ve şiddetle gasp edilen haklarına kavuşacaktır. Bunun neresi kötü? Saddam’ ı besleyenler büyütenler, silahlandıranlarla onu devirenler aynı güçler değil mi? Afganistan’da durum farklı mıydı? Suudi Arabistan, İran ve Suriye aynı güçlerle işbirliği içinde değil mi?
Değişen tek şey istikrarsızlık ve kaos politikalarından umudun kesilmiş olmasıdır. Artık daha iyi yönetmek ve yararlanmak için istikrara ihtiyaç vardır. İstikrar ise halkların haklarına saygıyla sağlanabilir. Geçen yüzyılın çok çıplak olan bu gerçeği bu yüzyılda daha iyi görülmüştür.
Kürtler bakımından ise, bu yüzyılda durum çok daha nettir. Körfez savaşlarının ortaya çıkardığı tarihi fırsatlar, Kürtlerin bölgede etkin ve yeni aktör olarak yeni roller almasını sağlamıştır. Geçtiğimiz yüzyılın başlarından beri Kürt halkının yaşadığı dram, çektiği acı hafızalardadır. Uluslar arası vicdan bölgedeki Kürt problemine göz yummuştur. İlk defa, son on-on beş yılda Kürtlerin hakları ve çıkarları lehine bir uluslar arası vicdanın oluştuğu gözlenmektedir. Yakın geçmişinde hep yalnız kalmış, farklı çıkar çatışmalarının ortasında bırakılmış, uluslar arası konjektörden ve güç dengelerinden zarar görmüş koca bir halk, yeni bir denklem ve denge nedeniyle tarihi bir "talih" yaşamaktadır. Elbette bu talihi, Kürt halkının yarattığı direniş, denge ve kararlılık da etkilemiştir.
Şimdi ABD ve müttefikleri eğer Kürtleri hesaba katıyorsa, bu Kürtlerin bu bölgede yadsınamamasından, vazgeçilememesindendir. Kürtlerin tarihten gelen ve hiçbir zeminde göz ardı edilemeyen haklılığı ise bir başka gerçektir.
Büyük Ortadoğu Projesi hayata geçirilsin ya da geçirilmesin, Ortadoğu bölge olarak bir yol ayrımındadır. Bu yol ayrımı ise her hal ve şartta statükodan, otoriteryen ve totaliteryen sistemden vazgeçmek dışında bir seçenek içermemektedir. Enerji maliyetleri, azalan rezervler bu koca bölgeyi mutlak bir istikrara mahkum etmektedir. Öyle ya da böyle bu stabilizasyon bölge halklarının yararına olacaktır. Tarihin hiçbir döneminde, çağdaş özgürlükçü siyaset, Evrensel demokrasi değerleri dünyayı bu denli etkilememiştir. Her dönemde insanlığın iyiye ve güzele dönük kavgası bir kuvvetle bir başka güçle çatışmıştır. Bu gün globalistler de , anti globalistler de daha çok özgürlük, daha çok refah ve kalkınmayı konuşmakta, fikir geliştirmektedirler. Sadece temsil ettikleri çıkarlar ve buna bağlı olarak önerdikleri yöntemler farklıdır. Bölüp yönetenler, fethedenler, istilacılar, daha çok özgürlük, daha çok kalkınma ve refahla yönetmenin ucuz bir maliyet oluşturduğunu, sancıları ve kaosu dindirdiğini görmüşlerdir.
Uluslaşma ve devrimler çağının ardılları ise, büyük bir çoğunlukla evrim, uzlaşma ve demokratik mücadele yöntemleri ile değişim ve dönüşümü gerçekleştirebileceklerini kabul etmektedirler.
Liberizasyon, modernizasyon ve güvenlik gibi büyük devletlerin mülahazalarına karşılık, insanca, onurluca ve hakça bir düzen için; yığınsal halk hareketleri sivil toplum örgütleri, siyasi organizasyonlar ve üçüncü alan örgütleri ortaya çıkmıştır. Bu gün ne devlet ne de siyasi organizasyonları, temsil etmeyen daha çok bağımsız ve insani kaygılarla var olmaya çalışan üçüncü alan-sivil alan- örgütleri her geçen gün biraz daha güçlenmekte, uluslar arası düzeyde saygınlık kazanmaktadır.
Önleyici savaş, önleyici tedbir gibi thing-thank kuruluşlarının ortaya koyduğu fikirler karşısında, açlık ve yoksullukla mücadele, tarımsal sübvansiyon, sosyal güvenlik gibi toplumsal alanı ilgilendiren uluslar arası projeler gelişmektedir.
Gerçekte ipler ABD, AB gibi devlerin elinde mi? Yoksa dünya insanlığın elinde mi? Bilgi çağında ve küçülen dünyada hangisi daha doğru hangisi daha gerçekçi? Şöyle de sorabiliriz; 300 milyonu aşan AB ve ABD de mi on binlerce insan etkili olabilmekte; yoksa 10-20 milyon nüfuslu Suudi Arabistan’da Suriye’de Ürdün’de ya da 1 milyon nüfuslu Kuveyt’ te mi?
Arap yarım adasını geride bıraktığımız yüzyılın başlarından bu yana bir hanedan ve bu hanedanın işbirlikçileri yönetmiyor mu? Sözde Cumhuriyetleri babalar ve oğullar yönetmiyor mu?
Demokrasinin ve insanca yaşamın egemen olduğu her karış toprak, insanlığın ortak geleceğine, aydınlık yarınlarına, özgür toplum özlemine önemli bir katkıdır.
Sorun demokrasi ve insan haklarının bir coğrafyaya kim eliyle ve nasıl yerleştiği değildir. Demokrasi, daha çok demokrasi ve insanca yaşam bir amaç olmalıdır. Bunun için yapılan her katkı insanlığı heyecanlandırmalıdır.
Geçen çeyrek asırda sistem savaşları-uzay savaşları- insanlığı tehdit ediyordu. Bu tehdit ortadan kalkınca tarihçi Bernard Lewis ve Samuel Huntington gibiler medeniyetler üzerine kafa yormaya başladılar. Lewis "Medeniyetler Karşılaşması" ile Huntington "Medeniyetler Çatışması" ile yeni felaket senaryoları üretmeye başladılar. Bu türden dehşet ve kaos senaryoları benzer ve birbirinden etkilenen yaygın algılar oluşturmuştur. Her yeniden yapılanma her birlik –Şengay beşlisi gibi- (Çin’in başını çektiği Asya Birliği ) beraberinde bir kaos senaryosunu gündeme getiriyor. BOP’ da ABD’nin Irak’a müdahalesinin ardında gündeme geldi.
NATO ve G8’lerin bu konuyu görüşmesi, ABD’nin AB ve Rusya’yı bu projeye destek olmak için ikna arayışları, stratejistleri ve komplo teorisyenlerini bir kez daha harekete geçirdi. Dünyanın bir nizamı da bir jandarması da vardır. Fakat dünya duralı ve dingin değildir. Bir kulvarda, kol kola olan ABD ve AB, bir başka kulvarda karşı karşıyadırlar. Çin ve ABD için de durum böyledir.
Ortadoğu’da Asya’da Avrupa ve Türkiye’de BOP için destek grupları oluşmaktadır. Türkiye için bir model olmaktan söz edilmekte ve bu şaşılacak bir "sevinç"yaratmıştır. Kendi modeli olmayan bir ülke, nasıl olur da bir bölgeye model oluşturabilir? Türkiye modeli dedikleri şey nedir? İstikrar mı, kalkınma mı, refah mı? Yoksa ne olduğu tam olarak anlaşılmayan laik devlet iddiası mı?
Diğer yandan BOP sınırları içinde bulunan her bir ülkenin değişik kıtadan bir çok ülke ile ekonomik ve siyasi ilişkisi bulunmaktadır. Türkiye’de bunlardan biridir. Türkiye hem Avrupa Evi’nin hem de Ortadoğu Evi’nin bir üyesi olabilir mi? Ortadoğu ülkelerinin değişik birlikler içinde bir arada ve yan yana olduklarını biliyoruz. 22’ye yakın BOP sınırları içindeki ülke aynı zamanda Avrupa Akdeniz Ortaklığı içindedir.
Dünya nizamı ile ilgili olarak sadece büyük ve güçlü devletlerin değil, zayıf ve etkisiz devletlerin de arayışı vardır. İçinde ABD ve AB’nin bulunduğu her şey mutlak olarak ne iyidir ne de kötüdür. Referansımız değerlendirmelerimiz en başta bizim (Kürtler) çıkarlarımızı ve insanlığın ortak çıkarlarını esas almalıdır. Zira Ortadoğu’ya ilişkin her demokrasi projesinin ve ileri yöndeki her yeniden yapılanmanın Kürtler için sayısız yararı vardır.
Son cümle; BOP sınırlarının çoğunlukla Müslümanlardan oluşması Humtington ve Lewis teorilerini hatırlatsa bile Müslüman halkın da demokraside çıkarı vardır. Bu bölge halklarının demokrasi yokluğu nedeniyle yaşadığı acılar bilinmektedir. Demokrasi bir insanlık projesidir. Her dine ve her ulusa yakışır. Umalım ve dileyelim BOP ya da başka bir yeniden yapılanma projesi, halkların haklarına saygı temelinde bir an evvel hayata geçmiş olsun.


Geri Dön
Başa Dön
Yazıcıya Ver