KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMELİ
Projenin hayat bulması için

Behlül Yavuz

Şimdi projenin son durumu genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’dir. Bu proje, aslında piyasa ekonomisinde uygulanıp liberal ekonomiyi bu ülkelerde oturtmak. Liberal ekonominin bir ülkede oturabilmesi için de demokrasinin gelişmesi gerekiyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine baktığımız zaman ağırlıklı olarak totaliter rejimler ve hepside müslüman ülkelerdirler. Aslında bir başka gözle de okunursa belki Büyük Ortadoğu Projesi ‘İslamiyetçi terbiye etme’ projesidir. Bu anlamıyla bir islami kimlik ile konuşulduğunda belki çok öfkeli bakmak gerekiyor bu projeye. Bir diğer projeyi okumaya çalıştığımız zaman nedir? Dünden bu yana Amerika’nın desteğiyle ayakta kalan bu günkü Ortadoğu ülkeleri ve bu günkü Ortadoğu ülkeleri yönetimleri artık ABD ve onun yanında İngiltere olmak üzere bazı ülkelere cevap vermemek niteliğindedir. O halde bunları yeniden dizayn etmek lazım. Şimdi Ortadoğu projesinde mutlak olan birinci ad şu; Bu düzeltmeleri yaparken rejim değişiklikleri mi yapılacak? iktidar el mi değiştirerek? yoksa haritalar mı değişecek? Eğer siz Ortadoğu da cetvelle çizilmiş haritaları bu proje kapsamında değiştirmeyi düşünmezseniz, çok güçlü direngeç noktalarla karşılaşırsınız. Haritaları değiştirdiğiniz zaman haritaların değişiminden direk etkilenecek tek millet Kürt milletidir. Dolayısıyla biz Kürtler projenin bu yanına bakmak durumundayız. Yani islami yanının dışında, tabi ona o cepheden bakanlar olacak, Ortadoğuya demokrasinin gelmesiyle ilgili bu pencereden bakan olur ama ben bir Kürt olarak kendi milletimin perspektifinden bakmak istiyorum. Yoksa aslında belki bugün demokrasi de tartışılabilinir. Yani Amerika’da ki demokrasi demokrasi midir değil midir? Mısır’da demokrasi midir değil midir? bu ayrı bir tartışma konusudur. Şimdi Ortadoğu’da demokrasiye yakın olan ülkeler bellidir. Daha doğrusu milletler bellidir. İsrail, kısmen Türkiye ve Kürtler. Öncelikle eğer buradan başlar projenin ayakları oturtulursa, bu projenin hayata geçme ve yaşam bulma şansı var. Zaten bu proje bugünden yarına bir olay değil, bu bir kuşaklar boyu sürebilecek bir durum. Şimdi Türkiye’de tamam bir devlet düzeni var, eksiğiyle artısıyla, İsrail-Filistin’len problemleri var bu bir biçimde çözüme kavuştuğu zaman, Kürtlerin henüz bir devleti yok. Millet olmanın ötesinde milletsel sıfatlarını temsil eden siyasi organizasyonları yok. Şimdi bu siyasi organizasyonların içerisinde en yakına baktığınız zaman, Irak’ta bir fiili durum var. Şimdi Büyük Ortadoğu Projesi’ni önüne koyanlar ve sanki anlaşmış gibi görünenler, BM’nin çok yakın bir tarihte yani G-8’ler toplanmadan bir iki gün önce bırakın Kürtlerin bağımsızlığını, federasyona bile atıf yok. Şimdi bunlar kuşku verici olaylar. Bizi rahatsız eden gelişmeler. Ama bir kere ben şundan rahatım şahsen, Ortadoğu’ya müdahalede Kürtler karlı çıkar. Çünkü dünyanın geldiği bu konjektörde bu berbat durumdan daha kötü bir noktaya düşebileceğimize ihtimal vermiyorum. Bütün mesele nedir? Bütün mesele biz yokuz ortada. Irak’lı Kürtler paramparça. Türkiye’de Kürtler adına Kürt olmayanlar özgürlük mücadelesini götürme çabasında. Devletin denetiminde Kürdsünüz ama Kürt gibi düşünmüyorsunuz. Türkiye’de, yirmi milyon nüfus var, ortada boyutlanmış bir mücadele gibi gören insanlar var, ama ortada Kürtlük elden gidiyor. Irak Kürdistan’ın da diğer tabirle güney Kürdistan da Kürtlük ayakta ama bu sefer parçalanmışlık! Birinci derecede biz kendi iç sorunlarımızı çözebilirsek, ben Büyük Ortadoğu Projesi’ni yani genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi’nde Kürtlerin biraz da tarihsel olarak hakkettiği aktiviteyi veya çıkarı yakalayabileceğini düşünüyorum. Ama, eğer bu parçalanmışlığımızı çözmezsek bence çok asgari düzeyde faydalarımız olabilir.

Amaç Demokrasi
Bundan amaç bence çok net anlaşılıyor: Bir kere 1. ve 2. Dünya savaşlarından sonra bir Ortadoğu şekillenmesi yapıldı. Yine bu ülkeler tarafından yapıldı. Bu şekillenme vasıtasıyla bu güne kadar Ortadoğu’nun zenginliklerini bunlar diledikleri gibi kullanıyorlardı. Ama dünya da değişiyor teknoloji ilerledikçe değerler yerini yeni değerlere bırakıyor. Demokrasi zamana göre biraz daha ete kemiğe bürünüp, dallanıp, budaklanıyor. O elli yıl önceki düzenden hala ekonomik çıkarları sürdürememek noktasında tıkandılar, gördüğüm bu. Suudi Arabistan, Amerika’sız nefes alamaz. Amerika’ya kafa tutar duruma geldi. Terörizme en büyük islami sermayenin aktığı noktalardan birisi Suudi Arabistan. Demek elli yıl önce kurulan bir düzen bugün yürümüyor bunun için bir müdahale var. Bunu değiştirecek ve düzenlemeye koyacak, onun için baştaki cümlemde dedim ki yeni dünya düzeninde Amerika ve devamında İngiltere ve güçlü ülkeler Ortadoğu zenginliklerinde sulh içerisinde ve barış içerisinde azami düzeyde faydalanabilmesi için burada da demokrasinin olması lazımdır. Demokrasinin de olabilmesi içinde ne olacak. Başta özellikle Kürt sorununun çözülmesi lazım. Çünkü Kürt sorunu çözülmedikçe Ortadoğu’da barış olmayacaktır. İstikrar olmayacak. İstikrar olmadığı içindir ki bu ülkelerin düzenlerinden rahatsız ve yeterince de huzurlu bir biçimde buradaki ticaretini ya da yer altı yerüstü zenginliklerini rahat bir biçimde kullanma şansını elden kaçırıyor. Bunun içinde bu düzeni değiştirmesi gerekiyor. Yerine konulacak nedir? Net bellidir. Liberal ekonomidir, piyasa ekonomisi ki bunun içinde demokrasi lazım.Tabi birazda uzun vadesine baktığımız zaman yukarda Çin birden uyanarak geliyor. Öbür taraftan Avrupa Birliği’yle bir sıkışmışlığı var, yani eninde sonunda ABD ile AB karşı karşıya gelecek. Amerika, Sovyetler Birliği’ni nasıl ki çökerttiyse, ya Avrupa Birliği’ni çökertecek, bu silahla olur mu olmaz mı bilmiyorum, fikri düzeyde çökertmeye çalışacak, fikri düzeyde çökertmedikleri zaman mutlaka Ortadoğu da ve dünyanın bir başka yeri bölgesi için silahlı da olsa karşı karşıya geleceklerdir. Zaten Avrupa Birliği’nin. Avrupa Birliği Ordusu;’nu kurma düşünün altında da gelecekteki vuruşma hesapları yatmaktadır.. Şimdi Amerika bunu görüyor, 20-30 yıl sonrasını görüyor ve diyor: Eğer bu totaliter rejimler devam ederse Avrupa veya diğer kendine uzun vadede rakip gördüğü güçler, buradaki ülkeleri içten çökertip kendine yandaş iktidarlar oluşturabilirler. Ve bu yandaş iktidarlar yine totaliter olacak. Ama sadece Ahmet gidici yerine Mehmet gelici. Peki ben ne yapmalıyım, Sovyetler Birliği’ni geliştirdiğim demokrasiyle çökerttim. O halde ben rakiplerimi de bu yolla çökertebilirim. Yani Avrupa Birliği’nin Ortadoğuya Afrika’ya yerleşmesinin önüne seti oluşturacağım demokrasiyle getirebilirim. Peki o zaman bir çelişki gibi görünüyor, Avrupa Birliği’de demokrasi istiyor. Ama ortada baktığımız zaman kapışma noktası neresidir; taraf olmaktır. Şimdi son zamanlarda Tayyip Erdoğan’ın Amerika’ya direnmesinin altında yatan nedir; Avrupa Birliği’nin verdiği destek ile direniyor. Nedir direnme derseniz; parlamentodan teskere geçmedi, İsrail ile anlaşmalar da zorluk çıkarılıyor, günlük medyasına baktığınız zaman işgal gücü diye Amerika anılıyor, bütün bunlar bir direnme noktasıdır, devletler arasında. Avrupa Birliği’nden aldığı güçlendir. İşte bu kapışma ve gelecekteki Ortadoğu’dan yeterince faydalanma, Çin’i, Sovyetler’i burada barajlayabilmek için Ortadoğu’ya girmesi gerekiyor. Demokrasi ha deyince gelmiyor. Bunun içinde kendisine güçlü dayanaklar lazım. Ortadoğu’da demokrasinin olduğu yerde huzur vardır. Kürt sorunu çözülmedikçe, Kürtler kendi bağımsız devletsel yapılarına kavuşmadığı sürece Ortadoğu’da rahat yoktur. Kim ne derse desin, Ortadoğu’da Kürtler devletleşecek, ondan sonra istikrar gelecek. İsrail devletleştiği halde istikrar gelmiyor, niye çünkü sonuç itibariyle her ne kadar tarihsel olarak toprakları sayılsa bile sanki ihraç edilmiş bir ülke gibi duruyor. İsrail, Türkiye, Kürdistan bu üç devlet ayağı eğer oluşturabilirse bunlar demokrasiye açık pencerelerdir, o zaman bu ülkeler örnek gösterilerek belki silaha gerek olmaksızın Ortadoğu’daki düzen değişikliği olabilir. Buna demokrasi derler demezler bilmiyorum ama düzen değişecektir. Irak bir tecrübedir. Görüldü ki yerel ayaklar iyi hesaplanmadan ‘siz bir ülkeyi işgal edebilirsiniz.Ama sükuneti sağlamayabilirsiniz’. İşgal etmek ayrıdır, ben Amerika’ya işgalcidir demiyorum tabi orada bir despotu kovma eylemidir. Ama sonuç itibariyle yerel ayaklarla iyi bir diyalog iyi bir entegrasyon sağlayamadığınız zaman huzuru da sağlayamıyorsunuz. Huzur nerede var, Kürdistan bölgesinde var. O da Amerika’lılar sağlamıyor, Kürtler kendi huzurunu sağlıyor.

Tehlikeli boyutu...
Diş müdahale zaten Afganistan’a ve Irak’a da yapıldı. Bazen her ülkeye müdahale etmek zorunluluğunda kalmayabilirsiniz. Bu iki müdahale diğerlerini ürkütebilir. Ama ben müdahaleye maruz kalmadan, kendi kendime demokrasiyi getirmeliyim. Yani şimdi Türkiye’de bu son altı aydır türlü açılımlar var. Bu da bir müdahaledir. Avrupa Birliği’nin yasal bir müdahalesidir. Bu askeri bir müdahale ile olabilirdi. Ama bu sonuç itibariyle bir müdahaledir. Ama bu müdahale yapılırken iç dinamikler iyi hesaplanmazsa ilerde ciddi sorunlar çıkabilir. Ben o cümlenin başında sordum benim konum olmadığı için aslında islamiyeti topyekün bir düşüşe de götürebilir. Çünkü siz beğendiğiniz demokrasiyi ben şeriatımla değiştirmeyebilirim. Hatta bu ülkeler Ortadoğu’ya şeriatı yaygın bir biçimde kurabilir. Şimdi kim terörizm diyor; yani bir milletin hak arayışını silahlı mücadele yöntemiyle siz yürüttüğünüz zaman rakibiniz size; "terörist" diyor. Ama yapan adam için bu terörizm değildir. Yani terörizmin tanımı; bireysel çıkarları uğruna bireysel şiddet uygulamadır. Şimdi siz Ortadoğu’ya demokrasiyi getirirken şunu diyorsunuz. Ortadoğu ve Kuzey Afrika da islami değerler var bunlar da totalitizm var. islamiyetlen demokrasi yan yana değildir. Ben demokrasiyi getiriyorum derken nedir, ben islamiyeti geri teptireceğim. Yani bu ihtimal için şöyle bir durum olabilir; dünya islam hareketi topyekün dirilebilir. Yani bir kere bu projenin en büyük tehlikeli yanlarından biridir ve bu konuşulmayacak yanıdır. Bu sadece bir öngörü olarak ileri sürdüğüm bir durumdur. Olur olmaz bilmiyorum ama bence bin yıllık, iki bin yıllık üç bin yıllık bir islami tarih varsa ve bu hala ayakta dimdik duruyorsa öyle kolay değildir. Ha! Bir şey becerir mi? İslam ülkelerinin alimleri ulemaları yan yana gelir, islamiyeti çağımıza göre dizayn edebilirler mi? Bu dizayn hiçbir müdahaleye getirmeden çok örnek düzenler de yaratabilir. Ben bunu bilmiyorum ama ortada gördüğüm bu. Yarın hesaba katılmazsa, sadece işte biz Suudi Arabistan’daki krallığı yıkarız , yerine demokrasiyi getiririz ile bu iş çözülür sanılırsa yanıltıcı olabilir. Fakat tekrar dönüyorum bu alana, ama ilgi alanım içinde değildir, en azından bu aşamada ilgi alanım içinde değildir. Başta, Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçekleşmesi için bağımsız Kürt bölgesinin kabul edilmesi gerekir. Bu Türkiye’siz ve İsrail’siz olmayacak. O halde birinci sonuç nedir; sonuç bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni Kürdistan’a alıştırmaktan geçer. Bunun başka yolu yoktur. Bunu nasıl alıştırırlar, bunu, projeyi ileri sürenler düşünsün.

Bağımsız Kürdistan...
Yani bu tehlike biraz önce söylediğim gibi radikal islami kesimler örgütlenerek islami milliyetçi duyguları ön plana çıkararak, aslında çok daha yaygın bir biçimde düzen kurmaları getirebilir. Böyle bir dirilme noktası o zaman da kanla olur. Bu işler, kanla olduğu zaman bir koca Ortadoğu coğrafyasını silahla Amerika’nın ya da onların müttefik güçlerinin deyimiyle; "terbiye etmek" çok zor olur, gibime geliyor. Geliyor o halde yumuşak geçişe. O anlamda diyorum ki bu yumuşak geçişlerin yapılabilmesi için, bir Filistin-İsrail sorununu çözmesi lazım. İsrailliyi araplar kabullenecek ya da en azından araplar kabul etmese bile İsrail-Filistin ile olan sorununu çözecek ki oradaki stres bitsin mermi bomba orda patlamasın. Kürtler tarihsel bir millet olarak, haksızlığa uğramış bin yıldan beridir bu durumda. Bu durum, böyle federasyonla, bilmiyorum özerklikle dil ile de olmaz. Yani ben bunu söylerken Ortadoğu Projesi kapsamında söylüyorum. Yoksa bunlar, bu kazanımlar, kötüdür ve küçüktür demiyorum. Şimdi siz Kürtlerin bu sorununu çözmezseniz huzur olmayacak Ortadoğu’da. Kürtler her buldukları fırsatta huzur kaçırabilirler ve herkes bunu bilmelidir. Kürtlerden başka kimse Ortadoğu’da uzun vadeli huzur kaçırtamaz. Kürtler kimseyi yenemez, ama kimseye huzur da vermez. Dolayısıyla siz projenizle Ortadoğu’ya müdahale ederken diyorsunuz; ben buraya huzur getireyim terörizmi bitireyim, onların kendi deyimiyle "terörizm" diyorum. Şimdi bir taraftan da bu sorun var, o halde ben bir Kürt olarak soruna baktığım zaman, bağımsız bir Kürdistan görüyorum. Eğer bu yoksa bir kere dünya yan yana gelirse, üç tane Amerika’da yan yana gelirse bu projeyi Ortadoğu’da uygulama şansı yoktur. Gördük, teknolojiyle bombardımana tutabiliyorsunuz, on sekiz günde işgal edebiliyorsunuz ülkeyi. Ama sonrası! sonrası hakim olamıyorsunuz. Dolayısıyla Kürtlere özgürlük getirmeyen Ortadoğu’da hiçbir projenin hayat bulma şansını ben şahsen görmüyorum. Bunu Kürt olduğum için değil, realite bunu gösteriyor. Ha!! Bunun bir yolu daha var. Nedir, topyekün 40 milyon Kürdü katledersiniz, o zaman da ayrı bir durum. Bu da olmayacağına göre, tabi en zoru nedir? En zoru şu: Kürtlerle Türkleri uyuşturmak. Kürtlerin Türklerle sorunu yok ama Türklerin Kürtlerle sorunu var. Çünkü özellikle son yüz yıldır her oluşumunu en küçük birimine kadar örgütünü anti Kürtlük üzerine kurmuş bir devlettir. Yani o kadar komikleşiyor ki bir yayın yapıyor yarım saat Türkçe’den başka lehçeler ( Kurmanci-Zazaki ) şeklinde o da bölüş tedrisat, bölge parçalama yönünde, yani bir hakkı veriyor ama piç ve puç ederek veriyor. Piç ve puç etmeden vermiyor. Hem kokuşturuyor hem de piç ediyor. Eğer bu Amerika ya da bu gelişmiş ülkeler, kim bu projeyi onaylıyorsa, bir kere Türklere Kürtleri kabullendirecek. Kürtler bir millettir ve devlet olma hakları vardır. Şimdi tabi biz bilmiyoruz şu an bu projeyi henüz doğru dürüst bilen de yok. Tam netleşmiş bir proje değil, yani kağıt üzerinde anlaşılmış deniliyor ama gerçekten anlaştılar mı?
Şimdi mantığına baktığınız zaman Avrupa Birliği ile Amerika’nın bu proje üzerinde anlaşma şansları yok. Yani mecburiyete dayalı anlaşmalar olabilir. Şimdi birinin çıkarına olan, diğerinin çıkarına terstir. Nasıl uyuşacaklar, evet ikisinin uyuştuğu bir nokta var. Ortadoğu’da ki mevcut ülkelerin düzeni yıkılmalı ya da yeni bir düzen gelmeli ve bu düzen demokrasi ve liberal ekonomi olmalı. Peki projeyi hayata geçirirken nasıl yapacaklar, o diyecek benim denetimimde olmalı öbürü benim denetimimde, işte çatışma noktası o gün başlayacak.

Kürtlerde milli bir politikanın gerekliliği
Bu projenin süresi hakkından bir görüş belirtemiyorum. Ama bir kere şu bir gerçek, proje 2007’den önce olgunlaşmaz. Yani proje, bundan sonra gazetelerde sık sık konuşulacak, raporlar hazırlanacak, tartışılacak. Çünkü bir proje bir işin düzenli gitmesidir. Yani proje küçümsenecek bir vakaa değil.. Eğer o güne kadar Kürtler projede etkin olabilir, seslerini yükseltebilir ve adam gibi bilimsel çalışmalar yaparsa, bu projede daha önceki konuşmamda da belirttiğim etkinlikleri ve projektörleri tutabilirler. 2007’den sonra tabi bunu kehanet anlamında söylemiyorum. Bu takvimler çok hızlı değişir çok gecikebilir de projenin uygulanabilirlik haline baktığınız zaman bir kere yirmi yıldan önce sonuçlanma şansı olmayan bir proje. Irak savaşı, Afganistan savaşı iki üç yıl oldu hala oturmadı. Koca bir kıtayı düşünüyorsunuz. Proje aşaması uygulama noktasına geldiği zaman o gün Çin’nin, o gün Sovyetlerin müdahale şansı nasıl olacak. Tabi bunları bugünden görmek mümkün değil. Ama görünen bir şey var, ya Ortadoğu ve dünyada ABD tek süper güç olacak, bütün bunları kendi uyumu içerisinde yapacak. Bunu da ayarlar. Yani nereyi Sovyetlere bırakıp nereyi Avrupa Birliğine bırakır o ayarlar ya da bu noktada şiddetli çatışmalar olacak. Şiddetli çatışmalar olduğu zaman da silahın olduğu yerde ne demokrasi olur ne de demokratik haklar konuşulur.
Yani diyeceğim son cümle şu: Ortadoğu’daki değişim, teorik olarak Kürtlerin lehinedir, pratik olarak ta mutlak lehine olmalıdır. Bunun için bizim acilen bir milli politika üretme merkezlerine ihtiyacımız var. Bunun içinde başta Irak Kürdistan’ında ki Kürtler olmak üzere, Kürtlerin milli bir çizgide örgütsel bir bütünlük demiyorum ama en azından politika üretmede bütünsellik noktasını yakalama zamanı gelmiştir.


Geri Dön
Başa Dön
Yazıcıya Ver