Türkiye’de 90 sonrası süreçte hız kazanan kadın hareketi, Kürd kadın çalışmalarına da önemli nüveler kazandırdı. O dönemin çalışmaları içinde bulunan, kadın çalışmasının gereğine inanan, kadın arkadaşımızla sohbet ettik. Bu sohbeti siz DENG okuyucularının da ilgisini çekeceğine inanıyorum. B. Karakaş, on iki yıldır Avrupa’da yaşıyor, evli ve iki çocuk annesi, KOMJIN, Kürd Kadın Bürosu’nun yöneticisi.


KOMJIN, yöneticisi B. Karakaş:
" Feminist kadın hareketinden tutun da dinci kadın hareketine kadar, yapılan kadın örgütlenmeleri, kadınların politikleşmeleri ve örgütlü yaşama katılımları açısından önemli çalışmalardır."

Tüm kadınları kendi öz örgütlenmelerine sahip çıkmaya çağırıyorum

Ropörtaj: Necla Morsünbül/DENG

DENG: Merhaba, her röportaj veya tanışmaların başında sorulan klasik bir soruyla sohbetimize başlamak istiyorum. Okuyucularımıza, kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Bununla bağlantılı olarak, hemen şunu sormak istiyorum. Sizleri diyasporaya iten sebepler nelerdir?

B. Karakaş: Bir insanın yanıtlamakta en çok zorlandığı soru bu olsa gerek. Kendimle ilgili öyle söylenecek çok şeyim yok.

Eğitimci bir ailenin çocuğuyum, dolayısıyla bunun faydalarını her zaman gördüm ve ben de çocuklarıma benzeri şeyleri yapmaya çalışıyorum.

Neden diyasporaya geldim? Bu öyle çok da gönüllü olmadı, benim dışımda gelişen faktörlerin etkisiyle kendimi buralarda buldum.


Türkiye’deki belli başlı uğraşlarınız nelerdi, oradaki yaşamınızdan kısaca bahseder misiniz? Kürt sorununa ilgi duymanız ne zaman ve nasıl başladı?

Türkiye’de iken de yine Kürt sorunu ve buna bağlı olarak kadın sorunu, benim ilgi odağımdaydı. Orada bir derneğimiz vardı ve onun sayesinde her iki konuda da bilgi ve tecrübe sahibi oldum. Bu konuda kendimi oldukça şanslı buluyorum diyebilirim.

Kürtlerin varlığını keşfetmem, başlangıçta öyle çok da bilinçli olmadı. Belki klasik olacak ama doğrusu, benim hep haksızdan, ezilenden, sömürülenden yana olma gibi bir eğilimim vardı, ilkokul çağlarındayken bile bu böyleydi. Mahallemizin sonunda Kürt bir aile oturuyordu. -O zamanlar onların Kürt olduklarını, hatta Kürdün ne demek olduğunu bile bilmiyordum- Onların diğer komşularımızdan farklı olduklarını biliyordum, ama çocuk aklımla bunu isimlendiremiyordum. Mahalledeki diğer çocuklar, bu komşumuzun çocuklarıyla oynamak istemezlerdi, hatta biraz küçümserlerdi de. İşte bu yüzden ben de oynarken tercihimi bu Kürt çocuklarından yana kullanırdım. Onları anlamaya çalışma merakı, daha sonraki yıllarda da devam etti ve ben Kürt kimliğiyle tanıştım. Ama şunu söylemeliyim ki ailem bu konuda beni asla olumsuz yönde etkilemedi ve ben tercihimi özgür irademle yapabildim.

Türkiye’de iken, günlük işlerinizin dışındaki zamanlarda, Kürt sorununun yanında, kadın sorununa ilişkin ne tür çalışmalar yapıyor, hangi etkinliklerde bulunuyordunuz? Bu iki sorunu iç içe götürme konusundaki duygu, düşünce ve zorluklarınız nelerdi?

Yukarıda da belirttiğim gibi İstanbul’da bir Kürd derneği ile tanıştım, bu dernek sayesinde örgütlü yaşama adım atmış oldum. İlk zamanlar burada bir kadın komisyonu kurduk, ama daha sonraki yıllarda bu işin sadece bir komisyonla sürdürülemeyeceğini anladık. İçimizde bir kadın derneği kurma fikri oluştu, ama telaffuz edildiği kadar kolay bir iş değildi. Bu konuda kadınların neler düşündüklerini öğrenmek için bir anket hazırlandı. Bu anket, Türkiye ve Kürdistan’da yaşayan Kürt kadınlarını kapsıyordu. O dönemin koşullarında aslında birçok kadına ulaşmayı başardı. Anket sonucuna göre; kadınlar bir dernek kurulmasına sıcak bakıyorlardı, ama iş çalışmaya gelince, genellikle kendilerinin bunu başaramayacaklarını söylüyorlardı. Biraz da bu anketin verdiği moralle, farklı politik kimliklere sahip kadınlar bir araya gelerek bağımsız Kürt kadın grubunu oluşturdular, amaç buradan dernekleşmeye geçebilmekti. Çok uzun süreli tartışmalar yaşandı, her bir tüzük maddesi istisnasız, saatlerce tartışıldı. Büyük uğraşlar sonucu dernek kuruldu. Ama ne yazık ki ömrü, hazırlık çalışmalarındaki süreç kadar uzun olmadı. Ayrışmalar yaşandı. Aslında o dönemdeki kadınlar zor olanı başarmaya çalıştılar, farklı politik kimliklere sahip bu kadınların, bir kadın çalışmasını yürütmesi, gerçekten önemli bir adımdı. Ben şuna inanıyorum ki o dönemde bu çalışmalar içerisinde yer alan her kadın gerçekten birbirinden ve çalışmalardan çok şey öğrendi.

Ulusal sorun ile kadın çalışmasını birlikte sürdürmenin zorlukları var elbette, ama her iki çalışma birbirine alternatif olmadığı için çok ciddi sorunlar yaşanmadı. Sonuçta bir kadın, ben sadece cins olarak özgür olmak istiyorum dese bile, vereceği ilk mücadele ulusal mücadele olacaktır. Çünkü, açıktır ki, bir ulus özgür olmadan, onun içerisinde yaşayan bireyler de özgür olamaz.

Türkiye’deki diğer kadın çalışmaları hakkında ne düşünüyordunuz? Onlarla ilişkileriniz nasıldı?

Bana göre feminist kadın hareketinden tutun da, dinci kadın hareketine kadar, yapılan kadın örgütlenmeleri, kadınların politikleşmeleri ve örgütlü yaşama katılımları açısından önemli çalışmalardır. Evet, her kadın cins olarak eziliyor, ama kurtuluş önerilerimiz ya da yöntemlerimiz farklı. Bunun için de ayrı örgütlenmemiz çok doğal.

Şunu söyleyebilirim ki, o yıllarda tüm kadın örgütlenmeleriyle ilişkilerimiz vardı. Ama bunların içinde Kürt kadınlarına -bana göre- en ılımlı yaklaşanlar feminist kadınlardı.

Zaman zaman ortak eylemlilikler düzenliyorduk, 8 Mart’lar gibi. Burada Kürtçe pankart taşıma istemimize yine feminist kadınlardan destek geliyordu. Bazı sosyalist kadın örgütlenmeleri meseleye, “hepimiz sonuçta kadınız ve cins olarak eziliyoruz, neden ayrımcılık yapıyorsunuz” şeklinde yaklaşıyorlardı. Ama gözardı ettikleri bir gerçek vardı. Bir tarafta onlar, diğer tarafta kendi dillerinde bir pankart bile taşıyamayan kadınlar vardı. Amacınız ne kadar ortak olsa bile, taşıdığınız kimlikler –Kürt, sosyalist, kadın, Alevi vs.- bizim ortak bir çalışma yürütmenizin önündeki ciddi engelleri oluşturuyordu.


Sizce kadınları Kürt, Türk, Arap, Alman diye ayırmak doğru olur mu? Çoğu zaman “Hepimiz kadınız, birlikte çalışmalıyız” deniliyor. Ama Kürt sorunu ortaya geldiğinde genellikle şöyle bir tepki ortaya çıkıyor: “ Bu soruna girmeyelim. Asıl olan kadın sorunudur. Bizler, bu konuya yoğunlaşmalıyız.” Siz bu yorumlara nasıl bakıyorsunuz? Bu bakış açısının altında ne var?

Evet doğru, hepimiz kadınız, ama ne yazık ki “kadın olmak” bizim tek ortak paydamızı oluşturmuyor. Neden? Çünkü bir tarafta anadilini kullanabilen bir kadın var, diğer tarafta bundan mahrum edilen bir kadın. Bir tarafta “ben Hanefiyim, Şafiyim vs.” diyebilen bir kadın var, diğer tarafta Alevi olduğunu dillendiremeyen bir kadın. Bir tarafta her türlü lükse sahip bir kadın var, diğer tarafta yoksulluk sınırının bile altında yaşamak zorunda bırakılan bir kadın. Şimdi, diyebilir misiniz, “diğer farklılıklarınızı, yaşadıklarınızı bir kenara bırakın ve gelin kadın olarak örgütlenelim.” Bu mümkün değil. Elbette ki tüm bu kadınlar, farklılıklarını da örgütlerine yansıtacaklardır. Ve doğal olarak da ayrı örgütleneceklerdir, örgütlenmelidirler de. Kürt kadınının da kendi özgün örgütlenmesini yaratması onun en doğal hakkıdır. Bu kürd kadınının ulusal sorununa uzaklaştırmaz, aksine yakınlaştırır.

Kadınların, ülkede yaşadıkları sorunlarla, diyasporada yaşadıkları sorunlar arasında ne tür benzerlikler, sıkıntılar ve farklılıklar var? Kürt kadınlarının sorunlarıyla, diğerlerini farklı kılan nedir sizce?

Kadınların yaşadıkları sorunlar elbette ki o ülkenin koşullarıyla da ilintili. Siz, diyasporada yaşayan bir yabancıysanız, yaşadığınız ülkenin yasaları, demokrasi anlayışı, gelenekleri, kadını yorumlayışı size yansıyacaktır. Buna bir de kendi kültürünüzden getirdiğiniz yargılar eklenecektir doğal olarak. Aslında Kürt kadınları açısından olaya bakıldığında çok fazla değişen bir şey yok, ha kendi ülkelerinde yaşama hakları ellerinden alınmış, ha yabancı bir ülkede yaşamak zorunda bırakılmış. Diyasporada yaşayan Kürt kadınlarının, ülkedekilere kıyasla kendi haklarını isteme noktasında daha rahat, olduğunu söylemek mümkün, ama unutmayalım ki ‘bülbülü altın kafese koymuşlar, ille de vatanım” demiş.

Düne oranla, kadın çalışmaları daha da örgütlenmiş görünüyor? Bu aşamaya nasıl gelindi? Ve bu alanda çalışmak isteyen kadınlara neler söylemek istersiniz?

Bu aşamaya öyle çok da kolay gelinmedi. Tek tek kadınların, örgütlü mücadele içerisindeki, bireysel çabaları sonucunda ulaşıldı. Aslında her kadın, bir güç ve yeni bir dünya. Sanırım önemli olan önce bunu keşfedebilmek. Kadınların çoğunda genel bir yargı hakim: “Ben tek başıma ne yapabilirim ki?” Oysa ki o tek tek kadınlar bir araya geldikleri zaman çok şey başarabiliyor. Hatta bazı bölgelerde bir kadın tek başına birçok insanın işini yapabiliyor. Önemli olan kendine güvenmek, ne istediğini bilmek ve gücünü azımsamamak.

Bilemiyorum bana katılır mısınız ama, politik mücadele içerisinde, kadın mücadelesinin ivme kazanabilmesi için, zaman zaman ‘kötü kızı”oynamak gerekiyor, zaman zaman da radikal çıkışlar yapmak gerekiyor, aksi taktirde “cici kız” olup da kadın mücadelesinde kazanımlar elde etmeniz mümkün olmuyor. Yani hem yoldaşları kızdırmayayım, hem de kadın mücadelesine ivme kazandırayım demek gerçekçi olmaz, bana göre.

Yeri gelmişken, kadın çalışmalarının önündeki zorluklara kısaca değinebilir misiniz?

Kadınlar, politikayı sosyal faaliyet olarak yapmak zorunda. Hiçbir şey bizlere altın tepsi içinde sunulmuyor, bu nedenle de erkekler gibi rahat politika yapamıyoruz. Ne olursa olsun, önce evimizin kadını, çocuklarımızın annesi olmamız bekleniyor. Çok yüksek sesle ifade edilmese de, bu düşünce tarzı erkeklerin çoğunda mevcut.

Bu yüzden kadınlar çoğu zaman politik mücadeleye, çok arka sıralardan katılmak zorunda kalıyorlar. Sınıfı geçmeyi başaran bir-iki kadın da, acı çekerek ya da bir biçimde bedelini ödeyerek geliyor buralara. Tabii ki bir de bunun sosyal boyutu var. Evin dışındaki insanlar, özellikle de yine daha çok kadınlar, politize olmuş kadınları eleştiriyorlar. Hatta bu tür kadınların kocalarına acıyanlara bile rastladım.

Yani bu da gösteriyor ki kadın çalışması iki cinsi de hedeflemek zorunda. Bir taraftan kadının bilincini yükseltirken, diğer taraftan erkekleri de buna hazırlamak zorunda. Yoksa aile içi çok ciddi sorunlar yaşanabiliyor. Bu nedenle de çok hassas davranılması gereken bir çalışma. Kadın çalışma, kazanımları uzun yıllar alan, oldukça çetrefilli bir çalışma, ancak verimini alınca da bir o kadar mutluluk verici bir çalışmadır.

Sizce Avrupa’daki kadınlar özelde de Kürt kadınları nasıl örgütlenebilir, ayakta durabilir ve gelişebilirler?

Kadınların kendi ayakları üzerinde durabilmesi, elbette ki örgütlü mücadele ile olacaktır. Ne kadar çok kadın buna inanır ve örgütlü mücadele içerisinde yer alırsa o oranda da sesini duyurma şansı olacaktır.

Ama şunu belirtmeliyim ki, kadın mücadelesi genelde küçümsenen ve pek ciddiye alınmayan bir mücadele türü. Bu sadece erkekler için geçerli değil, böyle düşünen kadınların sayısı da oldukça fazla. Hele hele politik kariyeri hedefleyen bir kadın için, kadın çalışması içerisinde yer almak, zaman kaybı olarak nitelendiriliyor.

Oysa ki bir kadın, eğer kadın bilinciyle donatılmamışsa, onun fiziksel olarak kadın olması çok etkili olmaz. Hatta tam tersi, bu tür kadınlar, kendilerini ispatlama ihtiyacı duyduklarından, erkeklerden bile daha acımasız ve kötü politikacı olabiliyorlar. -Tansu Çiller bunun en iyi örneği bence-

Kürt kadınları nasıl örgütlenebilirlere gelince, Avrupa’da ve özellikle Almanya’da bu işe aday bir örgütlülüğü var kadınların: KOMJIN. Kendini sorununa karşı sorumlu hisseden, gerek ülkesinde, gerek diyasporada, gerekse de kadın olarak yaşadıklarından rahatsızlık duyan herkesin bu örgütlülüğe sahip çıkması gerektiğine inanıyorum. Çünkü, ancak böyle sesini duyurabilir ve güç olabilir.

Diyaspora insanlarının erimemek için eski değerlere yapışıp içe kapandığı söyleniyor. Sizce bu değerlendirme doğru mu? Eğer doğruysa bu içe kapalılığı neye bağlıyorsunuz? Sizce, uzun yıllar diyasporada yaşayıp da ülkeye dönen insanlar ne tür sorunlar yaşıyorlar?

İçe kapanma ya da diğer deyişle gettolaşma, bana göre, bir savunma mekanizması. Bu insanlar, yaşadıkları toplumu iyi analiz edemedikleri ve belki de ondan korktukları için, kendilerine çok yabancı gelen bu kültüre karşı, korunma içgüdüsüyle, kendi değerlerine bağlı kalmayı tercih ediyorlar. Öyle ki ülkedeki insanlar bile onlardan daha ileri olabiliyor. Aslında bunu daha çok çocuklarını korumak adına yapsalar da, -gözlemlediğim kadarıyla- bu tür gettolarda yaşayan çocuklar, ileriki yıllarda çok ciddi sorunlar yaşatıyorlar ailelerine. Evde tamamen içe kapalı ve babanın hakimiyetinde olan bir dünya, dışarıya adım attığında ise, birbiriyle ilintisi olamayacak kadar zıt bir kültür. İstediği her şeye çok rahat ulaşabileceği bir dünya. Çocuklar bu iki farklılık arasında bocalıyorlar ve çok ciddi kimlik sıkıntısı yaşıyorlar. Eğer doğru yönlendirilmezlerse, kendilerini çok uç noktalarda bulabiliyorlar. Bana göre, bu kültüre tamamen entegre olmak ne kadar yanlış ise, kültürden uzak, kapalı yaşamak da o denli yanlış ve sakıncalı.

Ülkeye geri dönme istemi ise, çocuklarını bir nebze olsun tekrar geri kazanmak isteyen, ama burada bunu başaramayacağını düşünen ailelerin tercihi gibi geliyor bana. Elbette ülkede, özellikle çocuklar problemler yaşıyorlar, uyum, dil, okul, arkadaş vs. gibi. Eğer aileler biraz çaba harcarlarsa, bu çocukları topluma kazandırabileceklerine inanıyorum.

İçinde yer aldığınız KOMJIN’ın çalışmalarıyla ilgili okuyucularımıza biraz bilgi verir misiniz? Bununla bağlantılı olarak KOMJIN’ın yeni yetişen nesillere bakışı ile onlara yönelik çalışmaları nelerdir? Bununla bağlantılı olarak da; KOMJIN, kadın gücünü, kapasitesini yeterince ve yerinde kullanabiliyor mu?

KOMJIN, 20 yıldan fazla geçmişi olan ve özellikle de Almanya’da yaşayan anti-faşist olmak kaydıyla, gönlü Kürt sorununun çözümünden yana olan ve bu konuda bir şeyler yapmak isteyen tüm kadınlara açık bir göçmen örgütlenmesi. Kadının hem cins, hem de ulus olarak yaşadıklarını örgütlenme merkezine alan, bunları birbirine alternatif olarak görmeyen bir örgütlenme. Hem Kürt kadınlarının Avrupa’da yaşadıkları sorunları ele alan, hem de ülkedeki gelişmelere paralel olarak burada çalışmalar sürdüren bir kadın örgütlenmesi. Yaptığı çalışmalara ve etkinliklere bakarsanız, aslında azımsanamayacak işler başardı KOMJIN.

Yeni nesile nasıl bakıyor? Elbette ki onları motor güç olarak değerlendiriyor. Çünkü onlar bu toplumu, bizler ülkedeki koşulları daha iyi biliyoruz. Dolayısıyla birbirimizi tamamlayan bir yanımız var. Zaman zaman biz onların beyni, zaman zaman da onlar bizim dilimiz ve dışa açılan yanımız oluyor. Seçilen, son birkaç KOMJIN yönetimine baktığınız zaman, bu gençleşmeyi görmek mümkün. Burada doğmuş, politize olmuş ve kadın çalışmasının önemini kavramış tüm genç kadınları tebrik ediyorum. Umarım kadın çalışmasına olan bu ilgi ileriki yıllarda da devam eder.

KOMJIN açısından değerlendirdiğimizde, aslında bir gençleşme söz konusu. Kastedilen genel anlamda örgütlü mücadeleye entegre etmekse, bence onları buna özendirmek gerekiyor. Küçük bile olsa bazı sorumluluklar vermek ve tabii ki işi takip etmek gerekiyor. Sanırım şu çok önemli, “Sana güveniyorum ya da sen bunu başarırsın” demek, onları hem yüreklendiriyor, hem de kendilerine güvenmelerini sağlıyor. Eğitim çalışmaları elbette önemli ama, bence önce pratik, yani sorumluluk yüklemek gerekiyor.

KOMJIN gücünü doğru kullanıyor mu?

Bence soruyu şöyle sormak daha doğru. Burada yaşayan Kürt kadınları KOMJIN’a yeterince sahip çıkıyorlar mı? Evet diyebilmeyi çok isterdim. Ama hayır, sahip çıkmıyorlar. Daha önce de söyledim, kadın çalışması, maalesef kadınlar tarafından da çok fazla ciddiye alınmıyor. Bu işi başından beri inatla sürdüren 3-5 kadının azmi ve örgütlülüğe olan inancı sayesinde KOMJIN bugüne kadar geldi. Ama yine de karamsar değilim. Bu tür çalışmaların zorluğunu bildiğim için, kadınların bu denli duyarsız oluşu beni karamsarlığa sürüklemiyor. Gelinen aşamayı elbette yeterli bulmuyorum, ama azımsamıyorum da. Genç nesiller örgütlülüğün, özellikle kadın örgütlenmesinin gereğini kavradıkça, katılım o oranda artacaktır. Bunun için biz, KOMJIN’lı kadınlar elimizden geldiği kadar, bulunduğumuz her platformda, katıldığımız her çalışmada ve yaptığımız her etkinlikte bıkmadan usanmadan bunu dile getiriyoruz.

KOMJIN’ın başarısı, biraz da kadınların örgütlülüğe olan inancına bağlı.

Yeri gelmişken, tüm kadınları bir kere daha KOMJIN’lı olmaya ve kendi öz örgütlenmelerine sahip çıkmaya çağırıyorum.


Geri Dön
Başa Dön
Yazıcıya Ver