Danimarka Konferansı Belgelerinden:

Türkiye değiştirdiği yasaları gerektiği biçimde uygulamıyor

Sertaç Bucak
Uluslararası Kürt İnsan Hakları Derneği Başkanı

 

Sayın bayanlar, sayın baylar,

Herşeyden önce nazik davetiniz için teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum.

İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan acı ve yıkımlardan ders çıkaran dünya devletler topluluğu ülkelerarası veya bir ülke içindeki çatışmaların (konflikt) yolaçabileceği ağır sonuçları önlemek için ilk önce BM Örgütü'nü daha sonra da bu çerçevede bir dizi bağlayıcı uluslararası konvansiyonları bugüne dek peşpeşe onaylayıp çıkardı. O zamandan bugüne yerel düzeyde oluşturulan devletlerarası (Intergovernmental) örgütler, örneğin Avrupa Konseyi ve onun uluslararası sözleşmeleri, daha sonraki süreçte Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve bu teşkilat bünyesinde çıkan bildirgeler (Paris Şartı), bu örgüt çerçevesinde oluşturulan Azınlıklar Yüksek Komiserliği özellikle de son çeyrek yüzyılda meydana gelen etnik çatışmaları önlemeyi önüne koymuştur.

Çağımızda var olan sorunların çözümünde sözkonusu devletlerarası örgütlerin (kuruluşların) harcadığı çabaları her gün medyadan takip ediyoruz. Uluslararası kuruluşlar, onların bağlayıcı sözleşmeleri (Konvansiyonlar), aldıkları kararlar, uluslararası ilişkilerin mihenk taşı olmuştur. Devletlerin uygarlığı, hem kendi yurttaşlarına hem de uluslararası ilişkilerde, uluslararası normları ne ölçüde uyguladıklarına göre belirlenmektedir. Bu artık savunulan ortak değerlere çogulcu, katılımcı, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına ve azınlık haklarına saygılı olmanın kıstası olarak algılanmaktadır.

Türkiye de bu uluslararası kuruluşların kurucu üyesidir ve eksik de olsa bir çok uluslararası sözleşmenin altında imzası vardır. Ancak bağlayıcılığı olan uluslararası sözleşmelerde, diğer 12 AB aday ülkeleri ile 13. aday adayı Türkiye karşılaştırıldığında şunu görüyoruz (15 Eylül 2002 itibarıyla, Kaynak:AB-Komisyonu Türkiye'ye ilişkin ilerleme raporu).

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi: Türkiye dahil tüm ülkeler tarafından onaylanmıştır. (Ölüm cezasının kaldırılması Ek Protokol No. 7) yalnız Türkiye tarafından onaylanmamıştır. Barış halinde idam cezası kaldırılmışsa da savaş halinde uygulanabilir.

BM´ler çerçevesinde:

Uluslararası Sivil (Yurttaşlık) ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve ek protokolleri: Yalnız Türkiye onaylamamıştır. (imzaladı ancak onaylanmadı)

Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi: İmzalandı, yalnız Türkiye onaylamadı.

Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi: Yalnız Türkiye onaylanmadı. (imzaladı)

Çocuk Hakları Sözleşmesi onaylandı, ancak üç maddeye, azınlığa mensup çocukların kendi dilinde eğitim hakkına çekince konuldu.

Bu konuda ki geri kalmanın nedenleri Kürt sorunun da yaşanan haksız, paranoik korkular Türkiye'deki yönetimlerin uluslararası normlara uygun adım atmasını engellemektedir. Buna daha sonra konuşmamın sonunda toptan değineceğim.

AB adaylığı konusunda yaşanan sorunlar ve son AB Komisyonu 2002 İlerleme Raporu ve düşündürdükleri

1999 Aralık Helsinki Zirvesi'nde Türkiye´yi aday ülke statüsü veren AB, kısa, orta ve uzun vadeli hedefler koyarak Türkiye´nin önüne bir adaylık perspektifi koydu.

2002 Mart ayı itibarı ile kısa vadeli istemlerin gerçekleşmesi gerekiyordu.

147 Sayfadan oluşan ve dikkatli diplomatik bir dille kaleme alınan bu raporda 2001 sonu ve 2002 yılında gerçekleştirilen reformlara dikkat çekiliyor ve yasal değişikliklerden övgü ile söz ediliyor. Ancak uygulamanın Kopenhag Siyasi ve Ekonomik Kriterlerini karşılamada yetersiz kaldığına dikkat çekiliyor.

Yargı; hukuk sistemine ilişkin reformlar gerçekleştirildi. DGM´nin yetkileri daraltıldı. Ancak bu mahkemelerin çalışmalarına devam etmesi uluslararası standartlara aykırı olduğu ve yargının "bağımsızlığını" her zaman saglanamadığına dair haberlerin geldiği belirtiliyor.

Yolsuzluklar; bir dizi önlem alındığı ancak bunun hala önemli bir sorun olduğuna dikkat çiekilerek Avrupa Konseyi'nin konuya ilişkin sözleşmelerinin imzalanmadığına dikkat çekiliyor.

MGK: MGK oluşumu ve rolünü değiştiren Anayasa değişikliğine rağmen, uygulamadaki işlevinde bir değişiklik olmadığı gözlendiği ifade ediliyor.

İşkence ve kötü muamele; Bu alandaki iyileşmelere rağmen, işkenceyi önleme komitesinin önerileri gözönüne alınmasına rağmen, sorunlar (örneğin F-Tipi cezaevleri) çözülmedi. Gözaltına alınanlar hala avukatları ile görüştürülmüyorlar. OHAL bölgesinde gözaltı süresi hala uzun. İşkence ve kötü muamelenin hala devam ettiği gözleniyor.

İfade Özgürlüğü; TCK 312, 159 maddeleri ve RTÜK Kanununda yapılan değişikliklere rağmen, yazar, gazeteci ve yayıncıların kovuşturulması devam ediyor. Şiddete başvurmayan, şiddeti teşvik etmeyen, terörü haklı göstermeyen konuşmalar yapanlar halen hapis cezası görüyorlar ve hapishanelerde 1000 yakın fikir suçlusu bulunuyor.

Siyasi Partiler yasası; din özgürlüğü konusundaki eksikler sıralanıyor. Azınlık hakları ve azınlıkların korunmasına ilişkin beklentilerin olduğu dile getirilerek Kürtçe öğrenim isteyen üniversite öğrencilerinin soruşturmaya uğraması not edilen olumsuz bir nokta. Türkiye değiştirdiği yasaları gerektiği biçimde uygulamıyor. Hakimler yorumlarını kısıtlamadan yana kullanıyor. Savcı ve yargıçlar değişen yasaların getirdiği özgürlükleri ya yeni düzenlemelerde buldukları boşluklardan yararlanarak veya Anayasa ve başka yasalardaki "tuzak maddeleri" yorumlayarak yine kısıtlamaya dönüştürüyor. Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri'ne uyum çabası göstermesine, alkış toplayan adımlar atmasına rağmen, değişiklikleri uygulamakta aynı heyecanı ve tutarlılığı gösterememesinden şikayetçi. Sorunun can alıcı noktasıda zaten bu.

Türkiye'de yöneticiler demokratikleşmeden, hep Kürt sorununu gerekçe göstererek Avrupa´lı bir ülkeye yaraşacak cesur adımlar atmaktan hep kaçındılar ve kendilerini bu paranoyadan kurtaramadılar. Kürt sorununu Avrupa standartlarına göre çözmek istemeyen, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün Avrupa standartlarına uyumuna karşı olanlar, AB üyeleği önündeki ve bu anlamda Kopenhag Kriterlerini gerçekleşmesinin önünde önemli engellerdir. Bu güçlü odaklar buna karşı hep ayak diretiyorlar. Yukarıda bahsini ettiğim uluslararası sözleşmelerin onaylanmamasının, uluslararası standartların uygulanmamasının, Türkiye´de (Yahudiler, Bulgarlar, Ermeniler ve Rumlar dışında) azınlıklar yoktur diyen, inkarcı resmi ideolojinin arkasında hep Kürt sorunu ve bundan duyulan haksız korkular vardır. İşte Türkiye´nin Avrupa'ya giden yolunun asıl engeli bu korkulardı. Köhnemiş, Avrupa standartlarına uymayan devlet anlayışıdır.

Geçtiğimiz Ağustos ayında ciddi bir kurumun yaptığı kamu araştırmasında Türkiye´nin batısında insanların %66, Kürtler arasındada %82'nin AB üyeleğinden yana olduğu belirtiliyordu. Sorun o zaman Avrupalı olmamakta direnen yürütmedir. Yoksa TC vatandaşlarında değil.

Teşekkür ediyorum..


Geri Dön
Başa Dön
Yazıcıya Ver