|
Geçmisten günümüze Kürt Kadını-2
Mehmet BAYRAK
Daha önce sunmaya çalıştığımız toplumsal modeller ve kadın-erkek ilişkileri, kuşkusuz bir bütün olarak Kürtler için de geçerlidir. Ancak tarihtenberi yaşadığı coğrafyada farklı inançsal, dinsel, kültürel ve toplumsal bir yaşambiçimini de içinde barındıran Kürtler; gerek mensubu bulundukları melek kültüne bağlı din ve inançlar, gerekse içinde bulundukları üretim ilişkileri ve yaşam koşulları dolayısıyla anaerkil yaşam tarzını da uzun süre yaşatagelmişlerdir. Özellikle, millileşmenin ve yurtseverliğin doruğa vardığı 19. yüzyıl, bu konuda bir dönemeç oluşturur. Başta Minorsky ve Nikitin gibi ünlü Kürdologlar olmak üzere Batılı bilimadamları bu hususa dikkat çekerken; Kürt toplumunun içinden çıkan çeşitli araştırmacı-yazar ve aydınlar da bu konuya özellikle vurgu yapıyorlar. Ünlü Kürdolog Martin van Brainessen, "Kürdistan'da Anaerkillik ve Kürt Tarihinde Kadının Rolü"konulu incelemesinde; 17. yüzyıl başlarında italyan gezgin Pietro della Valle'yi ağırlayan Doğu Kürdistanlı kadın lider Hanım Sultan'dan başlayarak yine aynı dönemde Soran ve Harir çevresini yöneten Hanzade Sultan'a, 19. yüzyılın ikinci yarısında yöneticilik yapmış Kara Fatma'ya ve yine 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Güney Kürdistan'ın ünlü aşiretlerinden Caf aşiretinin yöneticisi Edela (Adile) Hanım'a varıncaya kadar birçok Kürt kadın yöneticiden sözetmekte ve şöyle demektedir: "Kürt tarihi boyunca kendi toplumlarında yüksek mevkilere ulaşmış, politik olarak söz sahibi olmuş ve hatta askeri komutanlıklar yapmış kadınlara rastlamak olanaklıdır. Bu kadınlar, Kürtler arasında bir ulusal sembol ve Kürtlerin komşularına karşı ahlak üstünlüğünün bir göstergesi olmuşlardır."(11) Daha sonraki bölümlerde "Kürt Amazonu Kara Fatma"dolayısıyla değineceğimiz gibi, birçok Batılı gezgin ve araştırmacı Kürt kadınının bu konumuna dikkat çekmiş, 1930'lu yıllarda ünlü Kürt aydını Kamuran Bedirhan da bu hususa vurgu yapmıştır: "Kürdistan ve özellikle Kürt kadını üzerine yapılan değişik incelemeler çok ilginç ayrıntılarla doludur. Yazarlar şu noktada birleşmektedirler: Kürt kadınının yaşamı öteki bütün Doğulu kadınların yaşamından daha serbesttir. Avrupalı gezginler, Kürt kadınının evinde erkek hizmetçiler bulundurduğunu, saraylardaki harem ağalarına yapıldığı gibi onlan hadımlaştırmaya maruz bırakmadığına dikkati çekmişlerdir. (. . . ) Ayaklanmalarda genellikle kocasının yanındadır, bazen kocası gibi, alışıldığı gibi silahlıdır. İşlerinde canlı ve neşelidir. Daha küçük yaşta şu katı gerçeği öğrenmiştir: Yaşamak için ölmek gerekir; ne yazık ki bu trajik ve karmaşık kural ezilen halklar için geçerlidir. Savaşçılara cephane taşımak, yaralılara yardıma koşmak savaşçıların eşleri, anaları ya da kızlarınca örgütlenip yerine getirilir. Kürtler'de yiğit ve savaşçı bir kadının adını çocuğuna vermek ulusal bir alışkanlıktır."(12) Yazar, başka bir yazısında da; Kürtler'de "aile"kavramının çok gelişmiş olduğunu, oriental Müslüman geleneği olan "görücü usulüyle evlenme"nin Kürtler'de hiç bir zaman görülmediğini ve Kürt kadınlarının hiç bir zaman örtü takmadıklarını vurguluyor. (13) Tanınmış Kürt aydını ve yazarı Musa Anter de, ölümünden kısa süre önce kendisiyle yapılan bir röportajda; "Kürtler'de kadının kutsal ve yerinin çok yüksek"olduğunu vurguladıktan sonra şu belirlemelerde bulunuyor: "Kürtler'in İslam'dan önceki dinleri olan Zerdüşt Peygambere göre, kadın kutsaldır. Kadına el kalkmaz ve kurşun sıkılmaz. Kadın tüm Kürt milletinin anası, bacısı, kızı ve de namusudur. İslamiyet'le Kürtler, eski milli dinleri olan Zerdüştlük'ten zorla koparıldığı halde, Arap dininin emperyalistleri birçok sahalara girememiştir. Bundan 1600 yıl önce, yani Muhammed dininden 300 sene önce, Hıristiyanhğı kabul etmiş bir Kürt filozofu, Kürt kadınlarının liberal düşüncesi üstüne yazı yazmıştır. Kürt filozofun adı Mefa'dır. Mezarı Irak Kürdistanında Duhok ve Zaho arasında bir dağın tepesindedir. Hem Kürt Müslüman, hem de Kürt Hıristiyanlarca kutsal sayılmaktadır."(14) Anter, kendisiyle yapılan konuşmanın devamında, "çok kere, bir aşiret reisi veya aile reisi öldüğünde, kadın kocasının yerini eksiksiz doldurur"dedikten sonra çeşitli Kürt aşiretlerinde reislik yapmış Perihan, Adile, Şemse,Fasla gibi"Hatun"ların adını sıralar. Osmanlı-Kürt tarihinin çeşitli dönemlerinde birçok kadın aşiret reisi, aşiretlerinin başında Osmanlı'ya karşı savaşıyor. Fizhdarlı Mama Pura Halime, Şivan aşireti lideri Mama Kara Nergiz ve Milan aşiret lideri Mama Perşeng bunlardan yalnız birkaçı. 1849 yılında Babizm hareketinin kadın lideri Tahire Qurretu'l-Ayn, herkesin içinde eşarbını indirerek "kadın ve erkeklerin eşit olduklarını"ilan ediyordu. (15) Maraşlı aşiret reisi Kara Fatma'nın, l9. yüzyıl ortalarında Kırım Savaşı
dolayısıyla 300 süvarinin başında İstanbul'a gidip Saray'la görüşmeler
yapması ise, dönemin Batılı gazetelerine yoğun biçimde konu oluyor ve
kendisi "Kürt amazonu"olarak nitelendiriliyordu. Melek Kültüne Bağlı Kürtler'de Kadın Kürtler'in bağlı bulunduğu Zerdüşt düşüncesi ile onun güçlü ve yenilikçi devamı niteliğindeki Mazdekçilik öğretilerinde, kadın-erkek eşitliğini esas alan bir anlayış vardı. Hatta Mazdek öldürüldükten sonra karısı Hurreme, onun yerine geçerek düşüncelerini yaymaya devam ediyor. Peşine takılanlara Hurremdin adı veriliyor. Hurremdinliler, İran-Kürdistan-Mezapotamya bölgelerinde geniş alanlara dağılarak bu öğretiyi yayıyorlardı. Bugünkü Alevilikle Ahle Haqlık'a ve Yezidilik'e damgasını vuran birçok düşünce, kaynağını onun kuramcısı ve isim-anası olduğu Hurremilik'ten alıyor. "Onlar, dünya düzenindeki adaletsizliğin kökünü toprak ve sosyal eşitsizlikte görmektedirler, işlenebilen bütün toprakları toplumsal mülke dönüştürmek ve özgür köy toplumlarının yönetimine bırakmak istemektedirler. Hurremiler, aralannda kadınların da olduğu genel eşitliği, haraçlardan ve vergilerden kurtulmayı istemişlerdir. Baskı ve sosyal eşitsizliğin 'karanlığı ' oluşturduğunu kabul eden Hurremiler, gerek Arap hanedanlığına gerekse islamiyet'e karşı uzlaşmaz bir mücadele yürütmüşlerdir"(16). İsa'dan sonra V. yüzyılda Mazdek'le başlatılıp, karısı Hurreme ile devam eden bu kaba kamulcu devrim, yaklaşık beşyüz yıl sürmüştür. Bizans İmparatorluğu'nu yenerek Anadolu'nun kapılarını Türkler'e açan Sultan Alpaslan'ın veziri Nizamülmülk, Siyasetname adlı eserinde, suçlayıcı bir tavırla Mazdekçi öğretiyi şöyle özetliyordu: "Mal insanlar arasında ortaktır, diyordu. Çünkü insanlar tanrının kulları ve Adem'in çocuklarıdır. Her biri ihtiyacına göre ötekinin malını kullanmalı, hiç kimse bu haktan yoksun kalmamalıdır. Herkes malca eşit olmalıdır. Mazdek'in bu sözleri üzerine herkes, malını ortalığa koymuştu. . ."(17) Koyu bir Müslüman olan Nizamülmülk, Mazdekçilik ve Hurremilik'te savunulan kadın-erkek eşitliğini ise kadınların da bütün insanlarca eşitçe paylaşılması olarak değerlendiriyordu. Kimi sosyologlarca Marksizmin temeli olarak da kabul edilen Mazdekçilik, Batı literatüründe Mazdekçi Komünizm olarak nitelendiriliyor. (18) Görüldüğü gibi İslami kafa, kadın-erkek eşitliğini öngören ve doğrudan bir kadının da katkısıyla geliştirilen bir anlayışı üstteki gibi suçluyor ve bu yaklaşım, bugün de kadına toplumda ortak yer veren Aleviler'e, Ahle Haqlar'a ve Yezidiler'e yönelik olarak sürdürülüyor. İslamiyetin etkisine girmeden Kürt toplumunda kadınların da tıpkı erkekler gibi, ekonomik ilişkilerin yanısıra politikada, dinde ve askerlikte görev aldıklarını görüyoruz. (19) Araştırmacı Erdal Gezik, Batılı kaynaklardan yola çıkarak dinin Kürt kadını üzerindeki etkileri bağlamında şu değerlendirmeyi yapıyor: "Dinin Kürtler üzerindeki etkisinin zayıflığını gösteren başka bir olgu da, kadınların, diğer islami topluluklarla karşılaştırıldığında sahip oldukları özgür konumdur İslam dininin bu konuda oldukça belirgin şartları olmasına rağmen, Kürt kadınlarının, en azından kırsal bölgedekilerinin, yüzlerini kapamadıkları, yabancılarla rahat diyalog kurdukları, savaşlara katıldıkları ve eşleriyle eşit durumda oldukları, tüm gözlemcilerin dikkatini çekmiştir. Yine bu gözlemciler, bu olgunun, yerleşik hayata geçen ve Türk idaresiyle ilişkide olanlarda geçerliliğini yitirdiğini, bu kesimlerde kadınların daha çok kapandıklarını da vurgularlar. Sykes, bu konuda, Zaza kadınlarının diğer Kürt kadınlarından daha fazla özgür olduklarını da belirtir."(20) Alevi, AhleHaq ve Yezidi Kürtler'de dini töre ve törenler kadın ve erkeklerce birlikte yapılır. Alevilik ve Ahle Haqlık gibi Melek Kültüne bağlı Kürt kökenli topluluklarda, Kürt kadınının önemli bir rolü vardır. Bu öğretilerde toplumu yönettiğine inanılan Kırklar Meclisimin (Çihiltan) 40 üyesinden 17'sinin kadın olduğuna inanılır. Öte yandan, 20. yüzyıl başlarında faaliyet gösteren dini lider Nimetullah Ceyhunabadi'nin beraberindeki 1145 sufinin yaklaşık 500'ü kadın olduğu gibi; Ahle Haq (Yarsanizm) dininin kutsal metinlerinden bazıları da Mama Nergiz Şahrazuri gibi kadınlarca yazılmıştır. Cem (Cıwat) ve Sema gibi Alevi törenleri kadın ve erkeklerle ortaklaşa yapıldığı gibi; şiirin ve şairliğin horlandığı islami öğretilere karşılık Alevi ve Bektaşi topluluklarında birçok kadın şair de yetişmiş ve bunların sayıları Batılılaşma hareketiyle birlikte artmıştır. Bu konuda da kadını dıştalayan İslamiyet, bu durumu sürekli olarak bu inanç toplulukları üzerinde bir suçlama konusu yapmıştır. Bence tüm bunlardan önemlisi de bu dinlerde (Alevilik, Ahle Haq ve Yezidilik); çok kadınla evlilik yasak olup, tek kadınla evlilik esastır. İslamiyet gibi "talak-ı selase"ile (üç kez 'boşsun' demekle boşamak) kadın boşanmadığı gibi, çok haklı ve somut bir gerekçe olmadan da kadın boşanamaz. Batılı araştırmacılardan S. R. Trowbridge; daha 1909 yılında "The Alevis ör Deifiers of Ali (Aleviler Yada Ali'yi İlahlaştıranlar)"konulu ilginç makalesinde, Antep yöresindeki Aleviler'e ilişkin şu anekdotu aktarıyor: -Evlilik konusunda Sünnilerden farklılık gösteriyor musunuz? 20. Yüzyılın başlarında Binboğalar yöresi Alevi-Kürtler'ini inceleyen Alman araştırmacı Hugo Grothe ile bir köylü arasında geçen şu anekdot da bu konuda ayrıca fikir vermektedir: "-Sizde nişa, ydüğün nasıl yapılır? -Nişan, çiftlerin ana-babası ya da onların vekillerinin de hazır bulunmasıyla yapılır; on gün sonra da düğün. Eğer köyde Dede bulunuyorsa, nikahı o kıyar. Eğer yoksa kızın babası nikahı kıyar ya da damat üç tanığın huzurunda kızı karılığa kabul ettiğini açıklar. -Sizde tek eşlilik mi, çok eşlilik mi hakim? Yukarda da vurguladığımız gibi, kadını aşağılayarak toplumda gerilere iten İslamiyet, başka toplumlarda olduğu gibi Kürt toplumunda da kadının aleyhine bir düzenleme getiriyor. Kadını erkeğin kaburgasından türeten, çok kadınla evliliği meşrulaştıran (bizzat Muhammed'in 20'den fazla kadınla evlendiği biliniyor), kadına boşanma hakkı tanımayan, erkeğe talak-ı selase (üç kez 'benden boşsun' demekle boşama) yöntemiyle kadın boşama hakkı veren, zina yapan kadını taşa tutarak öldürme yetkisi veren, kadına örtünme zorunluğu getiren, kadınları eksik akıllı sayan, kadına erkeğin yarısı oranında miras hakkı veren, kadını yarım şahit kabul eden çağdışı, sakat anlayışların hemen tümü İslamiyet yoluyla toplum yaşamına giriyor. (23) Oysa İslamdışı Alevi-Tasavvufu'nda insan-ı kâmile verilen "tanrı-insan"sıfatı, cins farkı gözetilmeksizin tüm insanlar için geçerlidir. Ünlü mutasavvıf ozan Seyyid Nesimi'nin ise, şu dizeleri doğrudan sevgilisi için söylediği kabul ediliyor: Seni cemal (güzellik) ile kemal (olgunluk, akıllılık) ile görenler Bilindiği gibi İslamlık, şeri düşüncenin gereklerini yerine getiren mensuplarına Cennet, erkeklere de o cennette Yetmişiki Huri vaadeder. Alevi ozanı İbreti, bu anlayışı şöyle yerer: İbreti, emelim insana hizmet -DEVAM EDECEK-
Dipnotlar 11- Martin van Bruniessen: Matriarchy in Kurdistan? Women
Rulers in Kurdish History, The International Journel of Kurdish Studies,
Sayı: 6/1993'den aktarılarak; Kürdistan'da Anaerkillik ve Kadın Hükümdarlar,
(Çev. Özlem Yalçın), Özgür Ülke gaz. 4. 12. 1994 |
||||||
|
||||||