Dil, Anadil
ve
Anadil Eğitimi


A. İbrahimoğlu


İnsanoğlunu diğer tüm canl?lardan ay?ran temel özellik dilidir. Pratikteki belirtisi de düşünme ve konuşmad?r.

Dille ilgili pek çok tan?mlar yap?lm?ş ama en k?sa ve en basit tan?m?, insanlar aras?nda anlaşmay? sağlayan toplumsal bir sistem olduğu biçimindedir. Ona insanlar aras? iletişim arac? diyenler de vard?r. Ama şu bir gerçektir ki dil, insan? insan yapan bir özelliktir.

İnsana ait olan duygular?, düşünceleri, istekleri, sevinç ve üzüntüleri bütün incelikleriyle aç?ğa ç?karan dildir. Dil olmadan bir şiiri, önemli bir an?m?z?, bir buluşu... nas?l kağ?da geçiririz?

Yine dilini iyi kullanmayan bir toplumun gelişmesi, ileri gitmesi mümkün olabilir mi? Birey için de, toplum için de, ulus için de; hatta bütün dünya için de dilin ne kadar önemli olduğunu bilmeyen var m??

Dil, sadece düşünceyi söze, yaz?ya dönüştürmekle kalmaz, ayn? zamanda onu biçimlendirir ve etkiler.


Anadil

İnsan?n dilinin oluşmas?nda, çevrenin ve ailenin çok önemli etkisi vard?r. Konuşmaya başlayan çocuk, ilk sözcükleri annesi ve ailesinden öğrenir. Aile dili, aile içindeki bireylerin çevrenin etkisinde kalmadan kulland?ğ? dilidir. Ve alabildiğine bir özgür dildir. Ağ?z, şive, lehçe; aile hangisini kullan?yorsa çocuk onu öğrenir.

Anadili, bireyin doğuşunda karş? karş?ya geldiği, ailesinin, sonra da kendisinin üyesi olduğu toplumun diline verilen isimdir ayn? zamanda.

Dil bilimciler, anadille ilgili şu tan?mlamay? yaparlar:

Anadili, baş lang?çta anneden ve yak?n aile çevresinden, daha sonra da ilişkili bulunan çevrelerden öğrenilen, insan?n bilinç alt?na inen ve bireyin bir toplumla en güçlü bağlar?n? oluşturan dildir.

Kişi, önceleri anadilini gelişigüzel olarak yak?n çevresinden öğrenir ama daha sonra okullarda amaçl? bir şekilde kurallar?yla geliştirir.

Anadili, kişilerin bilinçlerinde yer ettiği oranda önemlidir. Çünkü diğer dilleri öğrendiğinde, o öz bilinç sayesinde kendi dilini korur.

Kişi, anadiline hakim olmaya başlad?ktan sonra, o dilin üretimi olan yaz?l? ve sözlü eserlerden daha çok zevk almaya başlar. Ve bu eserleri dinledikçe, mensubu olduğu ulusla bağlar? daha çok gelişir.

Elbette bunlar? söylerken amac?m?z dil milliyetçiliği gibi bir saplant?n?n içine girmek değildir. Amaç dilin ve anadili ve onun insan yaşam?ndaki önemini belirtmektir.

Anadil, ayr?ca topluluk bilincini yans?tan bir varl?kt?r. Şu özdeyişler anadil için söylenmiştir:

* Dili yapan insan değil, insan? yapan dildir.

* Bir ulusu tam olarak anlayabilmek için onun dilini de bilmek gerekir.

* Dünya bireyin ruhunda bir sözlük gibidir; o onu anadiliyle okur.

Görüldüğü gibi anadil, insan?n dünyaya aç?lan penceresidir.

Bir insan?n anadilinden kopmas? veya kopar?lmas? onun yaln?zca ailesi, ulusu ile bağlar?n?n kopmas? değil, ayn? zamanda dünya ile bağlar?n?n kopmas?d?r.

Dillerini kaybeden uluslar?n ulus olarak ayakta kalabilmeleri olanaks?zd?r. Bu nedenle bağ?ms?zl?k savaş? veren uluslar?n sömürgecilerle yapt?klar? anlaşmalar?n tümünün en baş?nda dilin özgürleştirilmesi maddesi vard?r.

Bunun tersi de her zaman sömürgelerde karş?m?za ç?kmaktad?r. Sömürgeciler de, sömürgelerindeki halklar?n öncelikle dilleriyle uğraş?rlar. Kendi dillerini eğitim öğretim dili olarak dayat?rlar. Yine bas?n ve yay?nda kendi dillerini kullan?rlar. Öyle ki bilimsel bir eseri dahi okumak gerekiyorsa, mutlaka sömürgecilerin dilini bilmek zorundas?n?z. Bu da asimilasyon çark?n? çal?şt?r?r; yeni nesilleri bu çark?n dişleri aras?na al?p öğütür. Sözün k?sas?, sömürgelerde, sömürgecilerle sömürge halklar?n en büyük mücadele alan? dildir.

Anadilinden kopan birey pek çok ulusal değerlerinden de kopmuş olur.

Uluslar?n şekillenmesinde pek çok etken gibi ruhi durum da önemli bir olgudur. Ruhi şekillenmenin d?şa vurum biçimlerinin en baş?nda dil gelir. Ulusu oluşturan halk?n sevinçleri, kederleri, neyi sevdikleri, neden hoşlanmad?klar?, psikolojik durumlar?n?n oluşturduğu davran?şlar, konuşma ile aç?ğa ç?kar. Ulusunun dilini öğrenemeyen bireyin bu ortak kat?l?ş?, ortak değerleri içselleştirmesi beklenemez.

Sözlü ve yaz?l? edebiyat ürünleri yine dil sayesinde alg?lan?r. Halk?n?n dilini bilmeyen, onu sözlü ve yaz?l? anlat?mda kullanamayan bireyin o halkla bütünleşmesi elbette ki mümkün değildir.

Düşünün ki "talan" sözcüğünün bütün anlamlar?n? bilmeyen bir kişi Kürt halk?n?n sosyo-psikolojik durumunu anlayabilir mi? Anlamaya çal?şsa bile bu sözcüğünün tarihsel rolünü bilebilir mi?

Yine, Krivé veya Sinané kriv'i sadece bir aşk türküsü olarak alg?layan kişi, bunun ard?ndaki toplumsal ilişki ve çelişkileri kavrayabilir mi?

İşte bütün bunlar? anlamak ve bunlar gibi tarihi ve toplumsal ilişkilere yön veren diğer edebi ürünleri yorumlayabilmek için o halk? tan?mak gerekir. Bunun yegane yolu da o halk?n dilini bilmekten geçer.

Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ama her durumda denebilir ki dil ulusun temelidir. Ve ulusal değerler dil sayesinde alg?lanabilir. Halk?n?n dilini bilmeyen kişiyi o halktan saymak mümkün olsa da o kişinin kendi halk?n? anlamas? ve onunla ayn? duyarl?l?k içinde olmas? mümkün değildir.

O halde anadil eğitimi hem son derece önemlidir, hem de o ulusun bireyleri için çok gereklidir.

Peki anadilini bilmek yeterli midir? Elbette anadilini bilmek çok önemli olsa da yeterli değildir. Çünkü anadil sadece konuşma eylemini yapmakla s?n?rl? bir şey değildir. Yaz?n?n baş?nda belirtildiği gibi, ayn? zamanda bir bilgi aktarma arac?d?r.

Anadil Eğitimi ve Türkiye'de durum

Konuşma dili karş?m?zdakine baz? şeyleri aktarmaya yetse bile çoğu zaman isteklerimizi yerine getirmekten uzakt?r. Çünkü insan?n, bire bir konuşma f?rsat? çok s?n?rl?d?r. Oysa insan, baz? duygu ve düşüncelerini dilini bilen; hatta başka dil yard?m?yla bilmeyenlere de ulaşt?rmak ister. Bunun tek yolu da yaz? dilini kullanmakt?r.

Yaz? dili, o dilde eğitim yap?lmak suretiyle öğrenilir ve geliştirilir. Anadil eğitiminden mahrum olan halklar?n dillerini geliştirmeleri, kültürlerini öğrenip gelecek nesillere aktarmalar? son derece zor, hatta imkans?zd?r. Bu da insana ve o halka yap?labilecek en büyük kötülüktür. Çünkü sosyologlar?n, psikologlar?n ve eğitimle ilgili tüm çevrelerin ortaklaşt?klar? şey, bireyin duygu ve düşüncelerini en iyi kendi diliyle aktard?ğ? yönündedir. Özellikle çocuklar?n anadillerinden kopar?lmalar?n?n onlara yap?labilecek en büyük işkence olduğu yine herkesin ortak görüşüdür.

İnsan ilk önce ana diliyle konuşur, çevresindeki her şeye anadiliyle anlam vermeye başlar. Böyle olunca da insan? anadilinden koparmak onu yaşam?n bizzatihi kendisinden koparmakt?r. Bu da işkencenin her halde en ac?mas?z?, en vahşi olan?d?r.

Nitekim insanl?k alemi bunun fark?na var?r varmaz, gerekli önlemleri de alm?şt?r. İlk defa 1948'de İnsan Haklar? Evrensel Beyannamesi'yle bu haklar?n varl?ğ? kabul edilmiş, daha sonra 1959'da Çocuk Haklar? Sözleşmesi'nde, 1961 Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesi'nde, 1990'da da Paris şart?'nda geliştirilerek daha çok güvence alt?na al?nm?şt?r. Ancak bütün bu çabalara rağmen baz? zorba devletler, hala birlikte yaşad?klar? halklar?n anadillerini yasaklamakta, hatta yok saymaktad?r. Ama Belçika, İsviçre, İspanya... gibi pek çok ülke de s?n?rlar? içinde yaşayan halklara anadillerini kullanma hakk?n?, hatta onunla eğitim yapma özgürlüğünü anayasal güvenceye alm?şt?r.

Bu sözleşmelerle şu haklar getirilmiştir:

"Herkes eğitim hakk?na sahiptir. İlk ve temel eğitim paras?zd?r. Eğitim, insan kişiliğini tam olarak geliştirmeye, insan haklar?na ve temel özgürlüklere sayg?y? güçlendirmeye yönelik olmal?d?r. Eğitim, tüm uluslar, ?rklar ve dinsel gruplar aras?nda anlay?ş, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletler'in bar?ş? koruma yolundaki etkinliklerini daha da geliştirmelidir. Anne babalar, çocuklar?na verilecek eğitimi seçmede öncelikle hak sahibidirler." (İnsan Haklar? Evrensel Bildirgesi madde 26)
"Etnik, dini az?nl?klarla dil az?nl?klar?n?n bulunduğu devletlerde bu az?nl?klardan olan kişilerin, gruplar?ndaki öteki üyelerle birlikte topluluk olarak kendi kültürlerinden yararlanmak, kendi dinlerini aç?klamak ve uygulamak ya da kendi dillerini kullanmak haklar? ellerinden al?namaz." Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslar Aras? Sözleşmesi - 1976 madde 27)


Uluslar aras? çocuk haklar?
sözleşmesinde bu haklar daha
belirgin olarak ortaya konulmuştur:

"Çocuğun anne babas?na, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun geldiği köken ülkenin ulusal değerlerine ve kendisininkinden farkl? uygarl?klara sayg?s?n?n geliştirilmesi. Çocuğun anlay?ş?n?n, bar?ş?, eşitliği, tüm insanlar aras?nda dostluk ruhuyla özgür bir toplumda, yaşant?y? sorumlulukla üstlenecek biçimde haz?rlanmas? gerekir... Soya, dine ya da dile dayanan az?nl?k mensubu çocuklar ya da yerli halktan olan çocuklar kültür, din ve dil hakk?ndan yoksun b?rak?lamaz." (Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslar Aras? Sözleşmesi, madde 24)

"Her çocuk, doğumundan hemen sonra kütüğe geçirilir ve bir isim al?r. İsim belirlemede tek yetkili anne ve babad?r."

"Konan isim, kazan?lan vatandaşl?k hakk? ve aile bağlar? korunur. Bunlar? değiştirmek için bask? uygulanamaz. Bu haklar al?nmaya çal?ş?ld?ğ?nda bütün devletler karş? ç?kar." (Çocuk Haklar? Sözleşmesi madde 7-8 )

Görüldüğü gibi insanlar?n ve özellikle çocuklar?n uluslar aras? sözleşmelerle güvence alt?na al?nan en temel haklar? yaşama, sağl?k, zorunlu, paras?z ve anadilinde eğitimdir.

Ne yaz?k ki say?lar? çok çok azalm?ş olsa da eski al?şkanl?klar?n? devam ettiren ülkeler hala vard?r ve bu sözleşmelerin yukarda sayd?ğ?m?z temel maddelerine çekince koyarak uygulamayacaklar?n? aç?klam?şlard?r.

Bu ülkelerin pek çoğu anti demokratik biçimde yönetilmektedirler. Baz?lar? da demokratik olduklar?n? söyleseler bile uygulamada diğerlerinden aşağ? kalmamaktad?rlar.

Bu ülke yöneticileri kendi egemen ulusun halk?n? da yalan ve demogojilerle kand?rmaktad?rlar. Eğitimlerini, resmi ideoloji ad?na korkulara, tabulara dayand?rmakta, din, dil, ?rk, felsefe, s?n?f ve cins ay?r?m? üzerine oturtmaktad?rlar. Özgürce düşünmek, düşündüğünü özgürce aç?klamak, insan sevgisi, hoşgörü ve kardeşlik gibi çok önemli değerler sadece söylem düzeyinde kalmaktad?r.

Sömürge halklar?n anadillerini kullanma istemleri, bölünmenin, ayr?lman?n sebebi olarak alg?lan?p halka lanse edilmekte; bask? ve zorbal?klar?na gerekçe yap?lmaktad?r.

Elbette bu söylem ve korkular?n hepsi boş ve yersizdir. Anadil serbestisi ve eğitimi, iddia edildiği gibi halklar?n bölünmesine yol açmamakta, tam tersine birliği ve ortak kat?l?m? güçlendirmekte, zengin bir kültür birikiminin yarat?lmas?na katk? sağlamaktad?r. Dünyada bunun say?s?z örnekleri vard?r. Dolay?s?yla olaya bu yönüyle bakman?n sağlam bir mant?ki temeli olmad?ğ? gibi ?rkç? ve şoven bir yaklaş?mdan başka bir anlam ifade etmez.

Ülkemizde yaşanan tam da budur. Y?llardan bu yana Kürt halk?n?n dili ve kültürü üzerinde ac?mas?z bask?lar, asimilasyoncu anlay?ş ve uygulamalar mevcuttur. Ne yaz?k ki özgürlük ve demokrasi ad?na yola ç?kan baz? Kürdi anlay?şlar da, son zamanlarda, bu egemen anlay?ş?n ekmeğine yağ sürecek davran?şlar sergilemektedirler. Anadil eğitimi konusunda ?srarc? olunmamas? gerektiği, anadilin evlerde ve bulunulan yerde öğrenilmesi gerektiğini aç?kça belirtmektedirler. Hatta bununla yetinmeyerek, sadece anadil öğretimi ile bas?n ve yay?n hakk?n?n yeterli olacağ? söylenmektedir. Bunu da "ulusal haklar" değil, "demokratik haklar" biçiminde formüle etmektedirler. Oysa dil eğitimi ancak okullarda, belli bir plan ve disiplin içinde; bir amaca yönelik olarak verilebilir. Bunun d?ş?ndaki istem ve söylemler anadil öğrenme ve kullanma hakk?na asla hizmet etmez. Etse etse k?rk y?ld?r benzer şeyleri söyleyen Kemalist anlay?şa, ?rkç? ve şoven anlay?şa hizmet eder.

Anadille, özellikle Türkiye'de Kürt diliyle eğitim öğretimin uluslar aras? düzeyde tart?ş?ld?ğ? bir dönemde basit az?nl?k haklar? olan istemlerde bulunmak, halk?m?za yap?labilecek en büyük kötülüktür ve son derece tehlikelidir. Anadil öğretimi, bas?n ve yay?n hakk? gibi istemler Kopenhag kriterlerinin bile neredeyse gerisine düşmektedir.

Birden fazla halk?n bir arada yaşad?ğ? ülkelerde demokratlar, ezilen halk?n yurtseverleri ulusal haklardan, ulusal temsil haklar?ndan söz etmek zorundad?rlar. Hele hele ezilen ulusu kurtarma ad?na yola ç?k?p y?llarca şiddet uygulayanlar?n mutlaka ulusal talepleri olmal?d?r. Bunun pratikteki ifadesi siyasal olarak federasyon, demokratik olarak da herkesin anadilinde eğitim yapabilmesidir.

Bu gün Türkiye'de devrimcilere, demokratlara, hümaniter çevrelere ve Kürt yurtseverlerine düşen görev bir yandan yukar?da sayd?ğ?m?z taleplere destek vermek, bir yandan da anadil eğitimini yapabilmenin altyap?s?n? haz?rlama yolunda kurulmuş bulunan kurumlara sahip ç?kmak, onlar? bu konuda daha da yetkinleştirmek yolunda çaba harcamakt?r.

Kürtler, haklar?n? savunma ve alma konusunda kararl?d?rlar. Yeter ki ufuklar? karart?lmas?n, önlerine yanl?ş hedefler konulmas?n. Buna kimsenin hakk? yoktur. Uluslar aras? statüye tekabül etmeyen hiçbir istem dillendirilmemelidir.

Ve hiç kimsenin Kürtler için az?nl?k haklar?n? talep etmeye de hakk? yoktur. Çünkü Kürtler az?nl?k değil, bu coğrafyan?n en eski en kadim yerleşik halk?d?r.

Önümüze büyük projeler, büyük hedefler koymal?y?z. Hedefi küçük olanlar?n geleceği kazanmalar?, ?ş?ğa ve özgürlüğe kavuşmalar? mümkün değildir.

Büyük projeler, kişilerle değil, tak?mlarla, örgütlerle, kurumlarla gerçekleştirilebilir.

Uluslar, dilleriyle, kültürleriyle vard?rlar. Dillerini ve kültürlerini yitiren uluslar?n ayakta kalabilme şanslar? yoktur. Çünkü ulusu var eden ve varl?ğ?n? devam ettiren dilidir. Eğer dilini ve kültürünü kaybeden ulus sömürge durumunda ise bu onun zaman içinde, hakim kültür içinde erimesine ve yok olmas?na yol açar ki bu ayn? zamanda o halk?n da tamamen yok olmas? demektir.

Sorumluluk büyük, görev ciddidir.


Geri Dön
Başa Dön
Yazıcıya Ver