Militarizm ve demokrasi

Engin ERKİNER

Türkiye demokratikleşiyor! Bununla ilgili olarak ceza yasası değişiyor, bazen Anayasa maddeleri bile yeniden formüle ediliyor. Her değişikliğin ardından ülke içinde ve dışında olumlu yönde gelişmeden söz ediliyor, ne var ki, bu değerlendirme uzun sürmüyor, yeni değişikliklerin gereğinden söz edilmeye başlanıyor. Türkiye'nin demokratikleşmesi bitmiyor!

Neden olarak yasalarda yeterli değişikliklerin yapılmaması, sürekli olarak bazı noktaların açık bırakılması gösterilebilir; bu açıklama doğru ama eksiktir. Türkiye'nin bugünkü yapısı sürdükçe idam cezası kalksa, işkenceye karşı -zaten var olan- yasal önlemler sertleştirilse, fikir özgürlüğü sağlansa, Olağanüstü Hal kaldırılsa, Kürt dilinin üzerindeki yasaklar sona erse bile, Türkiye'de demokratikleşmenin alması gereken oldukça uzun bir yol olduğundan söz edilmeye devam edilecektir.

"Dere tepe düz gittik, döndük baktık ki, bir arpa boyu yol gitmişiz" deyişi, Türkiye'deki demokratikleşme sürecinin özelliklerini belirlemek için oldukça uygundur.

Yasalar, demokratikleşmenin sadece bir yanıdır. Toplumsal kurumların temel özellikleri aynı kaldıkça, yeni bir işleyişin ön plana geçmesinden söz edilemez. Yeni yasalar bir oranda gelişme sağlarlar, ama asıl olan eskinin sürüp gitmesi ya da eskinin değişmiş gibi gösterilmesidir.

Soruyu açık olarak soralım: Militarizmin bu kadar büyük rol oynadığı bir toplumun gerçekten demokratikleşmesi mümkün müdür? Türkiye'nin neredeyse tek yaşam kaynağı militarizmdir. Stratejik coğrafi konumunu güçlü bir ordu ve yoğun silahlanmayla besleyerek bölgesel bir askeri güç olarak dünyadaki yerini almaya çalışmaktadır. Derin ekonomik kriz nedeniyle kesintiye uğrayan silah sanayisi kurma girişiminden vazgeçilmemiş, sadece bazı yatırımlar ertelenmiştir. Türkiye, aralarında Afrika devletlerinin de bulunduğu artan sayıda ülke ordusuna askeri eğitim vermektedir. Türkiye'nin dışardan aldığı borç ve kredilerde, sağladığı kazançlarda militarizm önemli yer tutmaktadır. Türkiye, Afganistan'a asker gönderdiği için IMF'den yeni ve büyük bir kredi alabilmiş ve derin ekonomik bunalımın çöküntüye yol açmasını şimdilik engelleyebilmiştir. (Aynı kredi Arjantin'e verilmemiştir.) Türkiye, Afganistan'da genel komutanlığı üstlenmek için para istemekte ve kendisine ödenmesi gereken miktar üzerinde pazarlık yapmaktadır.

Türkiye bölgesel ekonomik bir güç değildir ve olması da mümkün gözükmemektedir. Askeri gücünü korumak ve geliştirmek için ise, sürekli bir modernizasyon içinde bulunması gerekir. Askeri harcamalar birbirlerini sürekli beslerler. Filanca silahı alırsınız, bunun falanca donanımla desteklenmesi gerekir, o ise başka silahların alınmasını gerektirir ve süreç böyle sürüp gider. Türkiye, derin ekonomik krizden biraz olsun kurtulabildiğinde, yapacağı ilk iş, eski planlara dönmek ve silah sanayisinin kuruluşu için büyük yatırımlara yönelmektir. Bunun için gerekli kaynak kredi, borç ve halkın yaşam koşullarının daha da zorlaştırılmasıyla yaratılacaktır. Silah sanayisi esas olarak iç ihtiyacın karşılanmasına değil, ihracata yöneliktir. Militarizmin dış ticaretteki ağırlığı belirgin olarak artacaktır.

Böyle bir ülke ne kadar demokratikleşebilir?

Türkiye'de demokratikleşmenin önemli bir bileşeni olarak parlamento ve hükümetin etkinliğinin artırılmasından, MGK'nin belirleyici işlevinin azaltılmasından söz edilir. Ne var ki, militarizmin bu kadar önemli bir yer tuttuğu bir ülkede, askerlerin etkisinin ciddi olarak azaltılmasından söz edilmesi ne kadar gerçekçidir? MGK'nin etkinliğini gerileten yasal düzenlemeler yapılabilir, büyük olasılıkla yapılacaktır da, ama bunun önemli bir değişime yol açması beklenemez. Yasalar etkinliklerini kağıt üzerindeki formülasyonlarından değil toplumsal süreç ve yapılardan alırlar. Türkiye'nin tek ve önde gelen etkinliği militarizm oldukça, askeri kurumların etkisinin önemli oranda azaltılmasından söz edilemez. Tersine, gerçekleşecek olan, ordunun toplum içindeki etkisinin artmasıdır. Yıllardan beri olan da budur. Türkiye'de demokratikleşmeyle ilgili yasalar çıkarılmakta ve bununla birlikte ordunun etkinliği de sürekli artmaktadır. Bu artışı MGK'nin görünürdeki etkinliğiyle sınırlandırmamak gerekir. MGK gündemine şöyle bir göz atmak, ekonomiden yeni yasalara, Avrupa Birliği'nden Kıbrıs'a, Kürtçe eğitimden Avrupa ülkelerinde yaşayan Türklerin durumuna kadar önemli denilebilecek her konunun gündemde yer aldığını görmek, bu ülkede olup biten birçok gelişmeyi anlamak için yeterlidir. Burada sorun, "gündemin zenginliği"nden ibaret değildir. Bir kurumun böyle bir gündemi görüşebilmesi önemli bir altyapıyı gerekli kılar. MGK, önemli bütün toplumsal alanlarda bilgi sahibi olacak ve oradaki gelişmeleri yönlendirebilecek oranda örgütlenmiştir. Bu örgütlenme içinde ağırlık askerlerde değil, sivillerdedir. Benzer kafa yapısına sahip olunduktan sonra asker ya da sivil olunması da önem taşımamaktadır. MGK, kocaman bir buzdağının görünen ucudur. Onu bu uçtan ibaret sanmak ve yasal düzenlemelerle etkinliğinin azaltılabileceğini düşünmek doğru değildir.

Kürt veya Türk olsun, insanımız kendisini kandırmakta oldukça gelişmiştir. Örneğin, yıllardan beri bir kesim tarafından şöyle bir iddia ortaya atılır: Savaş bittiğinde ve barış yapıldığında Türkiye'nin üzerine büyük yük olan askeri harcamalar ortadan kalkacak ve ülke kısa sürede önemli bir ekonomik güç olarak ortaya çıkacaktır. Gerçekte olan ise bunun tersidir, çünkü Türkiye yıllardan beri içerdeki savaş için silahlanmıyordu. Asıl amaç, ABD ile yakın işbirliği içinde bölgesel bir askeri güç olmaktı. İçerdeki savaş için silahlanma amacın gittikçe küçülen bir bölümünü oluşturuyordu. Savaş bitmiş, askeri harcamalar ise azalmamış, artmıştır.

Türkiye'de ciddi ve kalıcı bir demokratikleşme ancak önemli toplumsal değişimlerle mümkündür. Bu ülkenin askeri bir güç olmayı değil de başka yönlerden gelişmeyi ön plana alması, bunun için ABD ve IMF ile ilişkilerini değiştirmesi önemli yapısal değişimleri gerekli kılar. Bunlar ise ne "demokratik cumhuriyet"le ne de Avrupa Birliği'nin yardımlarıyla sağlanabilir.

Türkiye'de önemli toplumsal değişimler hedeflenmeden gerçek bir demokratikleşme sağlanamaz, çünkü bu ülkede demokratikleşmenin kendisi önemli değişimleri gerekli kılmaktadır. Tersi durumda, yasalarda varolanın oldukça ötesinde bir etkinliğe sahip olan militarist kurumlar kendi yollarını açacaklar, yeni durumlara zorlanmadan uyum sağlayabileceklerdir.


Geri Dön
Başa Dön
Yazıcıya Ver