Bazı sorular ve cevaplar: (*)

"Bölgenin yeni çağı yeni başlıyor"

Kemal BURKAY

Sayın İbrahim Terkanlı mektubunda şu soruları yöneltiyor:

14-15 Temmuz'da yapılan Demokrasi ve Kürt Sorununa Çözüm Kongresi gerçekten biz Kürtlerin örgütlenme istek ve taleplerine cevap olacak mı? İlle de legalizmde ısrar etmek doğru mu?

Bildiğiniz gibi, 14-15 Temmuz toplantısını yapan Demokrasi ve Kürt Sorununa Çözüm Girişimi, legal bir parti kurmayı amaçlamış bağımsız, demokratik bir girişim. Biz de böylesi bir legal partiye gerek olduğu kanısındayız, bu nedenle de sözkonusu girişimin çabalarını olumlu buluyoruz.

Kanımızca mesele legalitede ısrar edip etmeme değildir. Şu anda Kürt hareketinin irili ufaklı bir dizi illegal partileri var. Partimiz PSK da bunlardan biri. Bunlar, gerekli ve yararlı gördükleri sürece bu çalışma tarzını sürdürebilirler. Öte yandan, illegal örgütlenme, ya da gizlilik, bir tercih değildir. Bu baskı ve yasaklamaların yarattığı zorunlu bir durumdur. Eğer kendi adımız ve programımızla serbestçe çalışabilseydik, gizliliği seçmezdik. Ne yazık ki rejim, bu olanağı bize tanımıyor, çünkü kendisine güveni yok, çünkü demokrasiden korkuyor.

Öte yandan, Kürt hareketi legal çalışma alanını tümden terk etmemeli, aksine legal biçimde örgütlenmek için çaba göstermeli. Bunun için, bir yandan, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak için çaba gösterirken, öte yandan, bu engellerin tümden kalkmasını beklemeden (çünkü böylesine özgür bir ortam kendiliğinden oluşmaz, bu da mücadeleyle ve zamanla olur), sınırlı da olsa, mevcut olanakları değerlendirmek gerekir.

Oluşacak sözkonusu partinin, legal planda Kürt halkının ihtiyaçlarına cevap verip veremiyeceği meselesine gelince.. Bu, herşeyden önce böyle bir partiye neden gerek olduğu sorusuna doğru cevap vermeye bağlıdır.

Bu dönemin Kürt hareketi (elbet kuzey parçası) açısından özelliği şudur: Rejim Öcalan ve onu gözü kapalı izleyen PKK eliyle Kürt hareketini teslim almaya çalışıyor. O, geçmişte PKK eliyle Kürt sorununu terörize etti, diğer bir deyişle maceraya itti ve bundan yararlanıp Kürt halkını ezdi, yer yer ülkemizi boşalttı. Şimdi de aynı Öcalan ve PKK eliyle bu hareketi pasifize etmeye çalışıyor. Öcalan ve onu gözü kapalı izleyen PKK, dün gizli örgütlenmeyi, silahlı mücadeleyi ve bağımsız Kürdistan'ı mutlaklaştırıyor, barşçı mücadele biçimlerini ve demokrasinin önemini tümden reddediyordu. Şimdi ise, sözde demokrasi ve barış adına Kürt mücadelesinin içini boşaltıyor, Kürt halkının istemlerini, salt bireysel bazda kültürel haklar düzeyine indiriyor. Türk rejiminin Kürtlere uygun gördüğü de tam budur.

Bu nedenle günümüzde Kürt hareketine düşen bu planı boşa çıkarmaktır. Yani teslimiyet politikasına hayır demek. Aynı zamanda hareketi yeni maceralardan korumak. Biz bunu "ne teslimiyet, ne macera!" diye özetliyoruz.

Yeni dönemde Kürt ulusal hareketinin legal, demokratik bir siyasal parti zemininde toparlanabileceği kanısındayız. İç ve dış koşullar buna uygundur. (Elbet durumda olağanüstü değişiklikler olursa Kürt hareketi de buna uyum sağlamak için gerekeni yapar, yapmalıdır).

Bugünkü Türkiye koşullarında Kürt sorununun çözümünü eksenine alacak bir legal parti, doğal olarak, mevcut yasal durumu göz önüne almak durumundadır. Koşullara uygun, mutedil bir programla yola çıkılabilir. Nitekim şimdiye kadar Kürt sorununun demokratik çözümünü gündemine almış olan HEP, DEP, DDP, DKP gibi partilerin programı bu türdendi. DBP'nin programı da böyledir.

Kurulacak olan Parti gerçekten Kürt kitlelerini kucaklıyacak mı?

Bu partinin halkın istemlerine doğru cevaplar vermesine, önüne geniş kitlelerin üzerinde birleşebileceği bir program koymasına ve demokratik, bağımsız bir çalışma tarzını benimsemesine bağlıdır.

Bu istemler demokrasidir, diğer bir deyişle temel hak ve özgürlüklerdir, eşitliktir, iştir, ekmektir.

Programı da bu istemler belirler zaten. Öyle olmalı ki geniş kitleler, sosyalisti, sosyal demokratı, liberali, hatta dindar insanı bu program üzerinde biraraya gelebilsin. Bu aşamada Kürt halkının buna ihtiyacı var. Güçleri ancak böylesine bir hoşgörü ve uzlaşma anlayışı, özgürlük ve demokrasi programı üzerinde biraraya getirebiliriz. Zaten sözkonusu Girişim de niyetini böyle açıklıyor. Bu son derece olumludur.

Ama parti aynı zamanda bağımsız olmalıdır. Yani hem devletin güdümünde olmamalı, hem de başka bir gücün.. Bir başka deyişle, dışardan hiçbir müdahale olmamalı. Tümüyle kendi seçilmiş organlarıyla yönetilmeli. Çalışma tarzı demokratik olmalı. Bunu sağlayacak olan da bu partinin kurucuları, üyeleridir. Eğer bu sağlam ilkeleri önlerine koyarlar ve onları izlerlerse bu partinin tümüyle bağımsız ve demokratik olacağına kuşku yok. Kadrolara güven verecek, kaynaşmayı sağlayacak olan anlayış ve tarz da budur.

Örneğin bizim, PSK olarak böyle bir partinin işine karışma, onu yönlendirme diye bir hevesimiz yok, olmayacak. Bunu son derece yanlış buluruz. Bu legal parti iyi şeyler yaparsa elbet destekleriz, iyi şeyler yapan herkesi desteklediğimiz gibi. Yanlış şeyler yaparsa, eleştiririz, yanlış yapan herkesi eleştirdiğimiz gibi. Bu da, bir siyasi örgüt olarak bizim hakkımız.

Kitleleri kazanmak bir zaman sorunudur. Kitleler bir yandan rejim, öte yandan kötü ve beceriksiz önderler, provokatörler ve demagoglar tarafından birhayli aldatıldı, şaşırtıldı, bezdirildi. Bu nedenle halka karşı dürüst ve ilkeli olmalı. Böyle bir partinin kadrolara ve kitlelere güven vereceğine ve zamanla büyüyeceğine kuşku olamaz.

Bu girişim başlangıçta hepimizi umutlandırmasına rağmen ne ve neler oldu da bazı gruplar bu oluşumun dışında ve kenarda duruyor? Bunlar ne yapmak istiyor?

Bu soruyu en başta o insanlara sormak gerekir. Birlik için tarihsel bir fırsat varken, özellikle böyle bir dönemde herkese görev düşerken, onlar neden kenarda duruyorlar?

Geçmişte Kürt hareketi oldukça dağınıktı ve insanlar, haklı olarak hep bundan şikayetçi oldular. Geçmişi bu yönüyle anlamak bir dereceye kadar mümkün. Dünya ve Türkiye solu bölünmüştü, bu durum deneyimsiz Kürt solunu da etkiledi. Ulusal birlik ya da cephe kurma çalışmaları ise -ki partimiz hep bunun başını çekti- aynı deneyimsizlik ve birçoğunda ağır basan sorumsuzluk ve istikrarsızlık nedeniyle başarıya ulaşamadı.

Şimdi ise, geçen bunca zaman ve yaşananlar karşısında örgütler ve kişiler epeyce deneyim kazanmış olmalı. Birliğin gereği eskisinden çok daha bellidir. Biz kendi payımıza bunun için elimizden geleni yapıyoruz. Herkesten de aynı sorumlu tavrı bekliyoruz.

Ama ne yazık ki birçok kişi ya da grup, hem birlik yokluğundan yakınırken hem de, iş adım atmaya gelince, kenarda oturup olan biteni seyretmekten, hatta bazı durumlarda engellemeye çalışmaktan başka birşey yapmıyor. Bu akıl alacak şey değil.

Kendilerine sorsanız dünya kadar bahaneleri vardır. Oysa bu laf edip iş yapmama, taşın altına elini sokmama tavrıdır. İnsan isterse kenarda durmak için bin bahane bulabilir.

Herşeye rağmen, birlik çabaları, yurt içinde ve dışında yürüyor. İyi niyetli yurtsever insanlar, gruplar bir araya geliyor, kaynaşıyor. Bu nedenle, şimdi umudu canlı tutmak için daha çok neden var.

Bazılarının kenarda durmasına da şaşmamak gerek. Ne kadar haklı olursanız olun, yaptığınız iş ne kadar iyi olursa olsun, hiçbir girişimde, işin başında herkesi biraraya getiremezsiniz. Ortak çalışmanın önem ve değeri, kuşku olmasın giderek daha çok anlaşılacaktır. Kürt halkının buna ihtiyacı var. Biz şu anda kenarda duranlara da bir kez daha sesleniyoruz: Orada durmayın, gelin! Gelin ve yapılan işe omuz verin. Bir yurtsevere yaraşan budur.

Oradan burayı nasıl görüyorsunuz? Bizler, bazı şeylerin değişmesine rağmen ülke dışındaki Kürtler gibi kendimizi rahat hissetmiyoruz.

Sayın, Terkanlı, günümüz koşullarında "burası" ve "orası" birbirinden artık pek uzak değil. İstanbul Diyarbakır'a ne kadar yakınsa Stokholm ya da Köln de o kadar yakın. İnsanlar olup bitenleri daha çok televizyon, gazete, internet aracılığıyla izliyorlar. Arada bir gelip giden de var. İnsanlarımızın yurt içinde yaşadığı acılar ve sevinçler yurt dışında da günü gününe yaşanıyor.

Elbet sizin kendinizi ülke dışındakiler kadar rahat hissetmemeniz doğal. Çünkü burada işkence yok. Yurt dışında istemlerinizi dile getirmek için barışçı bir yürüyüş yaptığımız zaman kafamıza cop inmiyor, tekme tokat kovalanmıyor, zindanlara konmuyoruz. İzin almaya gerek olmadan toplantılar düzenleyip özgürce Kürtçe konuşabiliyor, türkülerimizi söyleyebiliyoruz. Derneklerimiz açık. Kürtçe çıkan ve Kürt sorununu işleyen gazeteler, dergiler, kitaplar, bildiriler toplanmıyor. Bütün bunlardan dolayı hakkımızda davalar açılmıyor! Üstümüzde bir tehdit varsa, o da yine Türk sömürgeci rejiminden ve onun maşalarından geliyor. Türk devleti lafa gelince terörden çok yakınıyor, ama kendi terörist eli zaman zaman yurt dışına kadar bile uzanıyor.

Yurt içindeki durum da elbet böyle sürmeyecek. Dünyamızda globalizmin hızlandırdığı değişim çok hızlıdır ve değişim dalgası, Balkanlardan sonra şimdi Ortadoğu'yu ve Güney Asya'yı da sarsacak görünüyor. Bölgenin despot ve ilkel rejimleri telaş içindeler ve bunların başında da ırkçı, militarist, despot Türk rejimi geliyor.

Korkunun ecele faydası yok. Onlar açısından günler değilse bile, yıllar sayılıdır! Kuşku yok ki Türkiye'ye ve Kürdistan'a da özgürlük ve demokrasi gelecek. İnsanlarımız rahat soluk alır hale gelecekler.

Bölgenin yeni çağı yeni başlıyor.

Bu oluşumun herşeye rağmen Kürt halkımıza umut olmasını diliyorum.

Biz de aynı şeyi diliyoruz.

Şu dönemde ne yapmalı?
Doğru tespitler yeterli mi?
Gandi türü eylem her ülkeye uyar mı?

Okurlarımızdan Sidar mektubunda şöyle diyor:

PSK'nın Kürt sorununun çözümüne ilişkin tespitlerini, yani sorunun barışçı ve demokratik yollardan çözümünün doğruluğuna kesinlikle katılıyorum. Politik mücadelede doğru tespitler tek başına yeterli değildirler. Bu doğruları kanıtlayacak, kitlelere güven verecek, bedel ödememiz gerekebilecek ciddi eylemler yapmamız gerektiğine (GANDİ) inanıyorum. Özellikle bazılarının ihanet ettiği bir dönemde, ciddi, ses getirebilecek eylemler yapmayı düşünüyor musunuz?

Doğru tespitlerin tek başına yetmeyeceği doğru elbet. Bunu köşesinde oturan bir filozof da, yetenekli bir aydın da yapabilir. Politik mücadelede önemli olan aynı zamanda buna uygun pratik adımlardır; örgütlenmedir, aydınlatmadır, eylemdir.

Kürdistan Sosyalist Partisi de yalnızca doğru tespitler yapmakla kalmadı. Onun 27 yıla ulaşan hayatı politik mücadelenin çeşitli biçimleri bakımından zengindir.

Partimizin 1974 yılı sonlarında kuruluşu, aynı zamanda Kuzey Kürdistan'daki ilk sosyalist örgütlenme oldu. Yurt içinde ve dışında Kürt işçilerinin, aydınların, gençliğin ve kadınların mesleki ve demokratik örgütlenmesi için de PSK birhayli çaba harcadı.

Bu 27 yıl boyunca Partimiz onlarca dergi, gazete, bülten, yüzlerce kitap yayınladı. Bunlar aydınlatma görevi yaptı, örgütlenmeye, ulusal ve devrimci coşkunun yükselmesine, sosyalist görüşlerin yayılmasına yardımcı oldular.

Yerine göre illegal ve legal mücadele biçimlerini birarada kullandık. Partimiz 12 Eylül öncesi, bağımsız aday göstererek Diyarbakır'da ve Ağrı'da belediye başkanlıkları seçimini kazandı. Bu ülkemizdeki devrimci hareket bakımından bir ilkti.

Bu 27 yıl boyunca Partimiz yüzlerce protesto eylemine, yürüyüş ve mitinge katıldı veya bunları bizzat düzenledi.

Partimiz, Kürt sorununun dış kamuoyuna tanıtımı için, mücadeleye ilgi ve dayanışma sağlamak için örnek bir çalışma yaptı, yoğun bir diplomatik trafik yürüttü. Ben Genel Sekreter olarak üç kez resmi davetli olarak Avrupa Parlamentosu'nda konuştum.

Kürdistan'la ilgili ilk önemli uluslararası konferansı 1989 yılında partimiz Bremen'de düzenledi ve böylece Kürdistan'la ilgili uluslararası konferanslar serisini başlattı.

Partimiz, Kürt ulusal hareketinin kuzeyde ve dört parçada bir cephe halinde toparlanması için yoğun çalışma yaptı. UDG (1979), Hevkari (1982-85), Sol Birlik (1984), Tevger (1988) ve diğerleri..

Partimiz Kuzey parçasında yazılı Kürt dilini, kültürünü canlandırmak, yaygınlaştırmak için örnek ve yoğun bir çalışma yaptı. Yurt içinde kitlesel toplantılarla Newroz kutlama geleneğini başlattı. Yurt içinde ve dışında onlarca kültürel toplantı ve fest düzenledi.

Bütün bunlar 27 yılı süsleyen ve partimize onur veren çalışmalar ve eylemlerdir. Bunlar besbelli bedelsiz olmadı, yıllar süren maddi ve manevi büyük bir özverinin ürünüdür. Bu süre zarfında onlarca üyemizi faşist rejimin ve yardakçılarının saldırılarında yitirdik. Yüzlerce üyemiz -daha 12 Eylül öncesinden başlayarak- tutuklandı, ağır cezalara çarptırıldı. Polis baskısına, maddi sıkıntılara direndik, sürgünün zor koşullarına dayandık ve mücadele bugün de devam ediyor.

"Gandi" usulü direnişe gelince.. Bu bir Hintli liderin Hindistan koşullarında hayata geçirdiği, yalnızca pasifist eylemlere dayalı bir mücadele tarzıdır. Kuşkusuz önemli bir deneyimdir; ama hemen hemen başka örneği de yok. Her yerde başarı şansı olduğu söylenemez.

Başka halkların kurtuluş mücadelelerinden, devrimci deneyimlerinden elbet yararlanabiliriz. Ama bunlar mota mot taklit edilemez. Her ülkenin koşulları, gelenekleri farklıdır.

Hint nüfusu İngilizlere göre pek çoktu (yüzmilyonlarca insan, geniş bir ülke) ve yumuşak huyluydu, savaşçı gelenekleri zayıftı. İngilizler ise sömürgecilikteki kötü sicillerine rağmen Gandi gibi bir lidere hayat hakkı tanıyacak kadar sağduyuya sahiptiler. Bir süre sonra da sorunu bilek gücüyle çözme çabasının beyhude olduğunu, bunun kendilerine de yarar getirmeyeceğini farkedip Hint halkının iradesine saygı gösterdiler. Oysa bizim koşullarımız çok farklı. Türkiye'de bir "Gandi" daha işin başında ya bir faşist kurşununa hedef olur, ya "Emniyet'in beşinci katından kendini atar", ya da bir faili meçhule kurban olur.. Bu rejim barışçıl bayram kortejlerini bile silahla tarayacak ve meydanları kan gölüne çevirecek kadar ilkel, acımasız ve hunhar. (İstanbul'da 1977
1 Mayıs'ı ve 1992 Nusaybin, Cizre, Şırnak barışçı Newroz gösterileri sırasında olanları hatırlayalım).

Her halk kendi mücadele tarzını kendi koşullarına göre yaratır. Kürtlerinki de öyledir.

Bir ulusal kurtuluş mücadelesinin veya herhangi bir toplumsal devrimin zaferi için gerekli olan, en başta kitleleri kazanmaktır. Onları aydınlatmak, örgütlemek ve eyleme geçirmektir. Bu da çok yönlü siyasal çalışmayla olur ve biz bunu yapmaya çalıştık. Bir zulüm rejimine karşı ayaklanma da haktır; ama bunun koşulları olmalı.

Gelelim, "özellikle bazılarının ihanet ettiği bir dönemde, ciddi ses getirecek eylemler" konusuna..

"Bazılarının ihaneti" salt bu döneme özgü değil. Aslında bu başından beri süregelen kurgulu, planlı bir ihanetti. Amacı da Kürt ulusal hareketini yanlışa itmek, kendi içinde çatıştırmak, terör ortamına çekip yeterince güçlenmeden ezmekti. Ne yazık ki rejim bu konudaki amaçlarına ulaştı. PKK eliyle Kürt ulusal hareketine düşük yaptırdı. Kürt potansiyelini yanlış ellerde heder etti. Yine, ne yazık ki, bizim PSK olarak daha başından itibaren ısrarlı uyarılarımıza rağmen Kürt hareketinin diğer kesimleri bunu zamanında göremedi, bu nedenle birlikte tedbir alınamadı, bu oyun boşa çıkarılamadı.

Silah sesinden heyecana kapılan kitleler, hatta birhayli siyaset erbabı, yıllar yılı PKK'nın savaşından birşeyler beklediler, umuda kapıldılar. PKK'yı kimin ve ne için ortaya çıkardığına bakmadan.. Şimdi de aynı çevreler, gelinen duruma kaybedilmiş bir savaş gözüyle bakıyor (sanki kazanılma şansı varmış gibi) ve bundan kedere, umutsuzluğa kapılıyorlar.

Bu serap görenlerin psikolojisidir. Oysa Türk devletinin oyununu ve PKK`nın bu işteki rolünü daha baştan görenler böylesi boş bir umuda kapılmadılar. Savaşın kaybedileceği daha baştan belliydi, sonuç bir sürpriz değildir.

Evet, ihanet başından beri süregelen bir olgudur ve bugün ne yapılması gerekiyorsa dün de onun yapılması gerekiyordu: Rejimin oyununu görmek, planını boşa çıkarmak. Bunun için rejimin kurduğu paravan örgütlere, yalancı mesihlere kanmamak, onları teşhir etmek. Silah sesinden dolduruşa gelmemek. Koşulları, güç dengelerini iyi değerlendirmek, maksimal değil, gerçekçi hedefler koymak. Kürt yurtsever güçlerini bu doğru hedefler üzerinde biraraya getirmek. Ulusal ve uluslararası çapta dostu düşmanı doğru biçimde ayırmak; Türk halkının demokratik, barışsever güçleriyle dayanışma içinde olmak. Koşullara uygun mücadele biçimlerini seçmek ve yorulmadan, inatla, inançla mücadele etmek.

PSK olarak dün bunun için çaba gösterdik, bugün de aynı doğrultuda yürüyoruz.

Öcalan yakalanıp bir kez daha dört dörtlük biçimde rejimin hizmetine girdikten ve PKK da onu izledikten sonra, yurtsever çevreleri aydınlatmak, umutsuzluğu önlemek ve mücadeleye sağlıklı bir yön vermek için yapıcı öneriler yaptık. Rejimin Kürt sorununa ilişkin yeni politikasına dikkati çektik. O, bir önceki dönemde Apo'nun eliyle Kürt hareketini terörize etmiş, kaosa itmişti; şimdi de yine onun eliyle pasifize etmek, teslim almak istiyordu.

Yapılacak şey, yurtsever güçlerin umutsuzluğa kapılmadan biraraya gelmesi, güçleri birleştirmesi ve teslimiyet politikalarına hayır deyip, yurtsever bir doğrultuda mücadeleyi sürdürme kararlılığını göstermesiydi.

Yeni dönemde yurt içinde bu, en başta, rejimin (ve aynı zamanda PKK'nın) güdümünde olmayan bir legal demokratik kitle partisi ile olurdu. Kürt yurtsever hareketi böylesine legal bir partinin çevresinde toplanmalıydı.

Yurt dışında ise mevcut demokratik örgütleri aydınları biraraya getirecek, çalışmalarını koordine edecek bir platform yaratmak gerekirdi.

Bunun yanısıra yurtsever hareketin, iç ve dış kamuoyuna, en başta Kürt halk kitlelerine seslenme olanağı verecek güçlü iletişim araçlarına (günlük gazete, radyo, televizyon) ihtiyacı vardı.

Böylesi bir birlik bugünkü moralsizliği aşmak, yurtsever hareketi canlandırmak, milyonların gücünü sağlıklı bir kanala yöneltmek için tek umut, tek seçenektir.

Biz parti olarak bunları önerdik ve iki yılı aşkın süredir aralıksız olarak bunun için çalışıyoruz. Pekçok toplantılar düzenledik, diğer yurtsever kesimlerle birlikte somut adımlar attık. Kuzey Kürdistan Ulusal Platformu (PNK-Bakur) canlandı. Aydın inisiyatifleri kuruldu. Newroz birçok yerde ortaklaşa ve daha geniş katılımlı kutlanmaya başladı. Ortaklaşa belli diplomatik çalışmalar yapılır oldu. Yurt dışında bir medya şirketi oluştu.Yurt içindeki demokratik örgütler, bağımsız, yurtsever insanlar ve çevreler de yurtsever bazda legal ve kitlesel bir parti için çaba gösteriyorlar.

Görülüyor ki boş oturmuyoruz ve yapılması gerekeni yapıyoruz. Büyük ölçekte "ses getirici" eylemleri yapmak da bu yöndeki çabaları sürdürmeye ve daha iyi sonuçlar almaya bağlıdır.

Örneğin 50 bin ya da 100 bin kişiyi Diyarbakır'da, İstanbul'da, ya da Avrupa'nın bir merkezinde, barışçı bir miting veya yürüyüşte biraraya getirmek ses getirici bir eylemdir. Bu, hem iç, hem dış kamuoyunu etkiler ve kitlelere umut verir, Kürt muhalefetinin ulusal ve uluslararası planda ciddiye alınmasına yol açar. Ama bunun için öncelikle güçlerin biraraya gelmesi, koordine edilmesi gerekir. Bu tür büyük çaplı eylemlere bir günde değil, küçük çaplı eylemlerden başlayarak ve süreç içinde varılır.

Bir günlük gazete ve bir televizyon da öyledir. Bu, bir tek örgütle olacak şey değil. Bunun için de insanların güçlerini birleştirmeleri gerekir.

Birlik yönünde belli başarılar, eylem planındaki ürünler kitlelerin moral kazanmasına ve hareketin çığ gibi büyümesine yol açar.

O halde, doğru hedefler konmuş ve bu yöndeki çalışmalar da başlamıştır. Şimdi gerekli olan, ülkenin ve halkın özgürlüğünü isteyen herkesin bu ortak çalışmaya omuz vermesidir.

Kenarda duran insanlara sorun: Neden orada duruyorlar? Neden ortak yapıya bir tuğla, bir kürek harç da onlar taşımıyorlar?

Bekleyerek ve salt başka insanlardan olağanüstü başarılar bekleyerek, mücadelenin önünü açmak, zafere ulaşmak mümkün mü?

İnanç, sabır ve kararlılık olursa iğneyle bile kuyular kazılır. Ama bu yoksa, gayret yoksa, elinizde nice kazma kürek, nice iş makinası olsa da herhangi bir kuyu açılamaz.
-------------------
(*) Yukardaki her iki yazı, PSK Bültenden (www.Kurdistan.nu), soru-cevap köşesinden alındı. Burkay'ın iki okurun mektubuna verdiği cevaplardır.


Geri Dön
Başa Dön
Yazıcıya Ver