Kürt yayıncılığı: Karanlığa tutulan ışık

İbrahim METİN

Kürt basın-yayın kurumlarının geçmişte ve günümüzde yaşadığı sorunlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan beri Kürt halkına uyguladığı inkarcı ve asimilasyoncu politikalardan ayrı düşünülemez.

Türk devleti uluslararası hukuka ve imza koyduğu anlaşmalara aykırı olarak devlet sınırları içinde yaşayan herkesi Türk saydığı için, bunu benimsemeyenlere karşı her türlü baskı mekanizmasını işletmeyi temel bir "hak" olarak görmekte, etnik ve dinsel çoğulculuğu yoketmek için her yöntemi denemektedir.

Bu ırkçı tutum 1982 Anayasasının 66. maddesiyle yasalaştırılmıştır. Bu maddeye göre "Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür." Farklılıkların dile getirilmesi, ayrı dilde yayın çıkarılması, siyaset yapılması, parti hatta dernek kurulması bile yasaktır.

Türkiye'de "ulus" tanımı içinde "Türk ve Sünni müslüman" kavramlarının dışında bir kabule yer yoktur.

Türkiye gibi çok uluslu bir ülkede baskı ve zor yoluyla "tek ulusa" dayalı devlet yaratmaya çalışmanın jenosid başta olmak üzere zorba yöntemler gerektirdiği ve Türk hükümetlerinin de döneme ve koşullara bağlı olarak bütün bunları uyguladığı biliniyor. Bu inkar ve zulüm politikası bugün de ısrarla devam ettirilmektedir. Kürtlerin özgürlük ve demokrasi taleplerinin karşılanması bir yana, dile getirilmesi bile "Bölücülüğün önlenmesi" savıyla ağır cezai müeyyidelerle karşılanmaktadır.

Bu durum, BM Evrensel Beyannamesi başta olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Yeni bir Avrupa için Paris Şartı, Kopenhag Kriterleri ve Türkiye'nin imza koyarak yükümlülük altına girdiği birçok uluslararası anlaşma ve sözleşmelere aykırıdır.

Türk hükümetlerinin "devlet mirası" gibi birbirlerinden devralarak uyguladığı en katı yasaklardan birisi de basın-yayın alanında yaşanıyor.

Kürt yayıncılığının, geçmiş dönemler bir yana, son 10 yılda yaşadığı güçlükler ve gösterdiği direniş Türk devletinin gerçek yüzünü ortaya koymaya yetmiştir. Kapatılan her yayın TC'nin siciline bir kayıt düşülmesine yol açmış, antidemokratik ve çağdışı konumunu belirginleştirmiştir.

Kürt basınının yüzyüze bulunduğu baskı ve engellemeleri üç ana başlık altında ifade etmek mümkündür.

a- Anayasa ve yasalardan kaynaklanan engeller

Türkiye Cumhuriyeti devleti idari yapılanmasını düzenlerken Kürt halkının inkarını esas alan bir yol izlemiş, tüm yasal ve anayasal kurumlarını buna göre düzenlemiştir. Anayasanın genel hükümleri dışında Kürt dil ve kültürünü yasaklayan onlarca yasa maddesi vardır. Aşağıda vereceğimiz birkaç örnek bunun kanıtıdır.

Türkiye'de 1982'de askerlerce topluma kabul ettirilen darbe Anayasası hala yürürlüktedir. Beş generalin buyruğuyla hazırlanan bu antidemokratik Anayasa "özgürlükleri istisna, sınırlamaları ise kural" kabul etmektedir. Toplumsal, siyasal, kültürel, ekonomik vb. tüm hayat alanlarını sınırlandırmakla kalmayan bu Anayasa, aynı zamanda Anayasanın geçici 15. maddesine dayanarak, bu maddelerin "tartışılmaya açılmasını" da yasaklamıştır.

Öte yandan Anayasanın yasaklayıcı genel hükümlerinin dışında kalan birçok konu kanunla düzenlenmiş ve bu düzenlemelerin sınırlarının ne olacağı da Anayasa'da belirtilmiştir.

Kürtçe basın-yayının toplumsal ve siyasal iletişimde, eğitim alanında kullanılmasını engelleyen, sınırlayan ve yasaklayan bu yasaları şöyle sıralayabiliriz.

1- 765 sayılı TCK. mad. 312
2- 3713 sayılı TMK. mad. 8
3- 5680 sayılı Basın Kanununun 16/4;
4- TCK'nın 72;
5- 647 sayılı Kanunun 4. maddesi

Türkiye'de baskılar öyle kurumlaştırılmış, yasa maddeleri öyle keyfi uygulanıyor ki, bazen hiç yayınlanmamış yazılardan ötürü bile gazeteler toplatılıp, yazarları hakkında davalar açılabiliyor.

Yargı tarihine traji-komik ve ibret verici bir örnek olarak geçmesi gereken ve sonradan birçok yayın organının da başına gelen sözkonusu olayların ilkini 17 Mayıs 1992'de yayın hayatına başlayan haftalık AZADİ gazetesi yaşadı. Hemen her sayısı yayınlanmadan önce savcılarca toplatılan bu gazetenin, 39. sayısının toplatılmasına gerekçe yapılan yazı hiç yayınlanmamıştı ve yazısı toplatma gerekçesi yapılan yazarın o haftaki köşesinde, "yazarımız hasta olduğu için yazısını yazamamıştır" notu vardı.

b- Ekonomik sorunlar ve fiili dağıtım engelleri

Kürt yayıncılığını engelleyen faktörler salt antidemokratik yasa maddelerinden ibaret değil; fiiliyatta bunları aşan boyutta baskı ve engellemeler söz konusudur.

Türk hükümet temsilcileri uluslararası platformlarda "Kürtçenin konuşulması ve basın-yayın alanında kullanılması" serbesttir deselerde, somut uygulamalar onları yalanlamaktadır. Örneğin; sözkonusu iddiaya dayanak yapılan ve Diyarbakır'da yayın yapan Can Radyo, ART Radyo, Metro radyo birçok kez kapatılmış ve cezaya çarptırılmıştır. Kürtçe müzik kasetleri ve CD'ler sık sık toplatılmakta ve yapımcıları hakkında davalar açılmaktadır. Kürtçe dergi ve gazeteler de aynı akibete uğramaktadır.

Bunun nedeni bellidir: Onlar, gerçeklerin kitlelere ulaştırılmasından, düşüncelerin özgürce ifade edilmesinden korkmaktadırlar. Rejime muhalefet eden gazetecilerin öldürülmesi, Kürtçe yayınlanan gazetelerin büro ve matbaalarının basılması; muhabir ve yazarların tutuklanması bunu göstermektedir.

12 Eylül 1980 Askeri darbesinden önce yayınlanan ve darbeyle birlikte tümü kapatılan ve sorumluları hakkında yüzlerce yıla varan hapis cezaları verilen Özgürlük Yolu, Devrimci Demokrat Gençlik, Rızgari, Ala Rızgari, Roja Welat, Kawa gibi yayınlar bir yana, son10 yılda yayınlanan onlarca yayına da aynı işlem uygulanmış, birçoğu kapatılmış, bazıları da uygulanan ekonomik ambargo, peryodik toplatmalar ve yoğun baskılar nedeniyle kapanmak durumunda kalmıştır.

Kürt yayıncılığını bekleyen tehlikeler daha baskı aşamasına girilmeden başlamakta ve sonrasında farklı yöntemlerle devam ettirilmektedir. Birçok matbaa polis baskısı nedeniyle Kürtçe yayınlanan dergi ve gazeteleri güçlükle basarken, dağıtım şirketleri bu tür yayınların önüne altından kalkamayacakları bir fiat politikasıyla çıkmakta ve bu yolla okurun eline ulaşması önlenmektedir.

Sürekli toplatmalar, baskı aşamasında yapılan elkoymalar, PTT'lerde oluşturulan "polis masaları" ve benzeri yollarla gazete, dergi ve kitabevleri ekonomik çöküşe sürüklenmekte, okuruyla buluşamayan yayınlar bu yolla kapanmak durumunda kalmaktadır. PTT aracılığıyla gönderilen muhalif yayınların okurun eline ulaşması ancak bir tesadüfle mümkün olabilmektedir.

c- Psikolojik faktörlere dayalı engeller

Yukarıda ifade ettiğimiz yasal engel ve uygulamalar nedeniyle toplumda Kürtler ve Kürtçe konusunda bir korku duvarı oluşmuş, özellikle kamu yönetiminde bu korku paranoyaya vardırılmıştır. Kürtler otomobillerinde dinledikleri müzik CD ve kasetlerini polis kontrol noktalarında ve polisi gördükleri her yerde kapatmak, varsa yanlarında, Kürtçe dergi ve gazeteleri saklamak durumundadırlar. Çünkü yasak olsun olmasın hiçbir Kürtçe yayını serbestçe dinleme, dolaştırma imkanı yoktur. Yolda, arabada, ev ya da iş yerinde bir Kürtçe yayının polisin gözüne çarpması, gözaltı ve müsadere nedenidir. Mağduriyetinizi mahkemelerde ispat etmeniz bile bu, müsadere edilen yayınları geri almanıza ve uğradığınız haksızlığı gidermeye yetmez.

Yaratılan bu boğucu psikolojik ortam nedeniyle Kürt illerindeki kitabevleri, satıcı ve dağıtımcılar Kürtçe yayınları ya satmamakta ya da "tezgah altı" tabir edilen gizli yöntemlerle satmaktadırlar.

Kürtçe yayın yapmaya ve matbuat çıkarmaya çalışan bütün kişi ve şirketler benzer tehdit ve engellerle karşı karşıyadırlar. Bu yüzden ömrü birkaç yıla yayılan gazete, dergi ve radyo bulmak çok enderdir ve böyle yayınlar ağır bedeller ödeyerek ve akıntıya karşı kürek çekerek ayakta kalmışlardır.

Bazı dergi ve gazeteler hakkında verilen toplatma kararları, açılan davalar ve verilen cezalarla ilgili vereceğimiz örnekler uygulanan baskının boyutunu daha açık ortaya koyacaktır.

1- DENG DERGİSİ: 1989 yılında yayın hayatına başlayan, ve iki ayda bir yayınlanan bu siyasal-kültürel dergi, toplatma ve ceza davaları nedeniyle yayınını güçlükle sürdürmektedir.

Bugüne kadar 60 sayı yayınlanmış, bunların 34'ü hakkında toplatma kararı verilmiş; sahip ve yazı işleri müdürleri hakkında onlarca yıla varan cezaların yanısıra yüzmilyarlara varan ağır para cezaları verilmiştir.

Halen yayınlanmakta olan bu dergi hakkındaki son toplatma kararı 60. sayısı hakkında verilmiş, yöneticilerinin 3713 Sayılı TMY'sının 8/1-2'ye son maddeleri gereğince cezalandırılmaları istenmiştir.

Deng Dergisi 24 Nisan 2000 tarihinden beri OHAL bölgesine sokulmamaktadır. Bu uygulama 2935 sayılı OHAL kanununun 11/e maddesine dayandırılmaktadır. Buna göre OHAL Bölge Valisi istediği gazete, dergi, broşür, kitap vb. ürünlerin basılmasını, çoğaltılmasını, yayınlanmasını ve bunlardan OHAL bölgesi dışında basılmış olanların bölgeye sokulmasını yasaklıyabilmekte ve bu idari tasarrufa karşı yargı yoluyla hiçbir bir sonuç alınamamaktadır.

2- DENG YAYINLARI: Kürt dili ve kültürünü geliştirmeyi yayın politikası olarak belirleyen bu yayınevi tarih, sosyoloji, roman, şiir, öykü ve benzeri birçok alanda değerli eserler basmış ve Kürt kültür damarının canlı tutulmasına büyük bir katkı sunmuştur. Ödediği bedel ise çok daha ağır olmuştur. Son 10 yıl içinde yayınladığı 53 kitap ve broşürden 15'i hakkında toplatma kararı verilmiş, kitap depoları basılarak onbinlerce kitap yağmalanmıştır.

Toplatılan kitaplar içinde Kürt edebiyatında seçkin bir yeri bulunan Ehmede Xani'nin "Mem ü Zin" adlı eseri ile, Kemal Burkay'ın yazdığı "Geçmişten Bugüne Kürtler ve Kürdistan", M. Emin Bozarslan'ın Osmanlıca aslından Türkçeye çevirdiği Şemsettin Samiye ait "İlk Türkçe Ansiklopedide Kürdistan ve Kürdler" adlı kitaplar da vardır.

Geçen on yıl içinde peşpeşe açılan ve birçoğu evrak üzerinde görülen bu davalardan ötürü, avukatların duruşmaları takip etme ve katılma şansları kalmamıştır. Esasen hakkında toplatma kararı olanla olmayan kitap arasında da uygulamada bir fark yoktur. Hiçbir yasaklama belgesi olmadan da polis depoları basmakta ve keyfi bir tutumla kitaplara elkoyabilmektedir.

Örneğin; İstanbul, Diyarbakır ve Ağrı'da bürolarımıza yapılan baskınlarda, haklarında hiçbir yasaklama kararı olmamasına rağmen Kemal Burkay'a ait Şahinşahiya Goga Lıngan; Şerefname, Evdalê Zeynıkê ve daha birçok kitap alınıp götürülmüş ve tüm çabalara karşın geri alınamamıştır.

3- AZADİ GAZETESİ: Haftalık olarak 17 Mayıs 1992 yılında yayın hayatına başlayan bu gazete, toplam 52 sayı çıktı, 20 sayısı hakkında toplatma kararı verildi.

Gazetenin sorumluluğunu üstlenen Kamil Ermiş, Hikmet Çetin, İkramettin Oğuz, Kamuran Oto, Sedat Karakaş, Zana Sezen ve Cihangir Aslan hakkında onlarca ceza davası açıldı, ağır para ve hapis cezaları verildi. Gazete ağır baskılar sonucu 1994 yılı Mayıs'ında kapatıldı.

4- DENGÊ AZADİ: Azadi gazetesinin ardından yayınlanan bu gazete, Mayıs 1994 yılında, sırasıyla Behram Alabay, Bilal Akdeniz, Feyziye Perişan ve Düzgün Kaplan'ın sorumluluğunda yayın hayatını sürdürdü ve toplam 44 sayı çıkabildi. Sahip ve yazı işleri müdürlerine verilen ağır para ve hapis cezaları nedeniyle kapandı.

5- RONAHİ GAZETESİ: 21 Mayıs 1995'te yayınlanmaya başladı. Çıkarılan toplam 72 sayısından 61'i hakkında toplatma kararı verildi ve sorumluları hakkında ceza davaları açıldı. Gazete 5 Ekim 1996'da kapatıldı. Açılan davalar sonucu sorumluluk üstlenen Şemsettin Çelik, Burhan Erdem, Sinan Gül, Şükran Erdem, İhsan Türkmen, Remzi Güldere, Sertaç Kılıç ve Sertaç Kutlay ağır hapis ve para cezalarına çarptırıldılar.

6- HÊVİ GAZETESİ: Ronahi Gazetesinin kapatılmasından sonra, 24 Kasım1996 yılında yayın hayatına başlayan Hêvi Gazetesi, 1999 Mayıs'ına kadar ayakta kalarak bu alanda bir rekorun sahibi oldu.

121 Sayısı yurt içinde, 7 Sayısı yurt içinde hazırlanıp (özel sayı ) yurt dışında basılarak, toplam 128 sayısı yayınlandı. 80 sayısı hakkında toplatma kararı verildi.

Gazetenin sorumluluğunu üstlenen Mücahit Aytaş, Şoreş Erdoğan, M.Ali Atılğan, Cem Bozarslan, Celal Yaşik, Ali Sait Bozkuş ve Selma Gölpunar onlarca davadan ötürü ağır hapis ve ağır para cezalarına çarptırıldılar.

7- ROJA TEZE GAZETESİ: 3 Temmuz 1999 tarihinde yayına başlayan bu gazete toplam 74 sayı çıkabildi. 34 sayısı toplatılarak sorumluları hakkında ceza davaları açaldı. Gazete mayıs 2000 tarihinde kapandı. Vedat Mavlay ve M. Salih Sevinç sorumluluklarından ötürü cezalandırıldılar.

8- DEMA NÛ GAZETESİ: 15 Mart 2001 tarihinde yayın hayatına başlayan bu gazetenin yaşamı ağır baskı ve ceza tehditleri altında devam etmektedir. Bu tarihe kadar yayınlanan12 sayısından 3'ü hakkında toplatma kararı verilmiş, sahibi Fadıl Özçelik ve yazıişleri Müdürü Bülent Demirel hakkında para ve ceza istemli davalar açılmıştır.

Yukarıda verdiğimiz örnekler Süreç Yayıncılık ve Evin Turizm İnşaat ve Yayırcılık Ltd. Şti. bünyesinde çıkarılan yayınlarla sınırlıdır. Benzer baskı ve tehditlerle yüzyüze bulunan Doz, Komal, Avesta, Pêri gibi birçok yayınevi fiili ve yasal engeller yüzünden yaşama savaşı vermektedir.

Bu yayınevlerinin çıkardığı birçok kitap ve dergi toplatılmış, sahip ve yazıişleri müdürleri ağır hapis ve para cezalarına çarptırılmıştır.

Bu çağda böylesine yüzkızartıcı bir kültür suçunu işleyen, Kürt halkının varlığını ve haklarını tanımamak uğruna toplumu antidemokratik ve rezilce bir yaşama mahkum eden Türk hükümetlerine ne söylenebilir?

Bari uygar dünyayı aldatma sevdasını bir yana bırakın, kendinizi daha fazla yalancı ve gülünç duruma düşürmeyin.

Aksini düşünüyor ve "değiştik" diyorsanız işte fırsat; yeni bir yasama dönemi başlamak üzere, üstelik AB ile ilişkilerde sonun başlangıcına gelmiş bulunuyorsunuz. İşe Darbe Anayasası'nı değiştirmekle başlayıp, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü engelleyen yasaları değiştirin. Özgürlüklerin alanını genişletin. Kürt dilini ve kültürünü ortadan kaldırma hedefinden vazgeçin.

Kürtlerin haklarını Anayasa'nın güvencesine alın. Toplumsal gerilim üzerinde politika yapmaktan vazgeçin. Diyalog ve barışın kapısını açın. Kürtlerle ve toplumla barışın.

Sömürü, hırsızlık, hortumlama, işkence, çetecilik, yargısız infaz vb. sizi insanlıktan uzaklaştıran alışkanlıkları terkedin.

Bakın yüreğiniz nasıl ışıyacak, hayattan ve insanlaşmaktan nasıl haz duyacaksınız!

Ama bu söylediklerim neyinize. Siz baskılara devam edin, biz de direnmeye.

Size gece uykuları haram olsun, bize de hayat!..


Geri Dön
Başa Dön
Yazıcıya Ver