Mesut TEK

Sivil toplum kuruluşları herkese lazım ...

Yılmaz ÇAMLIBEL

Oh be! Dünya varmış ...

M.Emin BOZARSLAN

“SALIXNAV”, NE “RENGDÊR” II ...

Ali Haydar KOÇ

Son Osmanlı Anayasası-1921 ve Kürtlerin tavrı-II ...

Kemal BURKAY

Kim kime karşı, kim kime rakip? 1. bölüm ...

SAL / YIL

SAL / YIL           : 11
HEJMAR / SAYI : 361
TARÎX / TARiH   :
27.08.2010

      
 

 

  Arşiv    Bize ulaşın

  Üyelik      
Anasayfa  

   Röportaj      Haber      Nûçe      Dökumanter      Dema Nû (Pdf)      Kültür/Çand      Roja Teze Arşivi      Deng Arşivi      Güncel Haberler  

 
Anasayfaya dön Tüm yazarlar   
  Ali Haydar KOÇ
20.7..14.0 10: 1:0:

Resmi Tarih, Kürtler ve Türkiye’nin Sömürge Kürdistan Politikaları-I

Birinci Dünya savaşı‘ndan sonra Osmanlı Devleti‘ne ait toprakların büyük bir bölümünü miras olarak devralan Türkiye, 1919-1940 yılları arasında Kürtlere yönelik düzenlediği askeri seferlerle, Kürdistan coğrafyasının da önemli kısmını Ankara merkezli Türk idari sisteminin egemenliğine dahil etmişti.  İttihat ve Terakki Partisi, Kuva-i Milliye ve daha sonra ismi CHP olarak değiştirilen siyasi parti ideolojisi üzerinden geliştirilen anti sömürgeci ve anti emperyalist söylemlerle-propagandalarla, İngiltere sömürgeciliğine benzer  “genel valilerle” Kürdistan’da umum müfettişliklerini  (1927-1952) kurarak, Türk sömürgeciliğine ve Türk idari egemenliğine siyasal ve askeri zemin hazırlamışlar idi. 1918’den sonra Osmanlı sınırlarında (İstanbul) ve Kürdistan’da faaliyet yürüten Kürt cemiyetleri, Kürdistan’ı sömürgeleştirme niyetinde olan Türkçü kesimleri rahatsız ediyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın akabinde savaş ve soykırım suçlarından dolayı yeraltına çekilen Teşkilat-ı Mahsusa kadroları gizli olarak kurdukları “Karakol ve Kuva-i Milliye Cemiyeti” ile geliştirdikleri suikast ve terör faaliyetleriyle başta Kürtler olmak üzere rahatsız oldukları ve “öteki” olarak kabul ettikleri etnik gruplar üzerinde baskı oluşturmaya çalışıyordular. Aynı cemiyet kadroları tarafından “milli egemenlik, milli hakimiyet, milli irade,  halkçılık-Türkçülük” ve “zaman zamanda İslamlık veya Osmanlılık” gibi kavramlarla yapılan propagandalarla, yani “baskı (Karakol Cemiyeti) ve siyasal propagandalarla (Kuva-i Milliye Cemiyeti)” 1918’den sonra çeşitli cemiyetlerle ulusçu fikirlere yönelen Kürtlerin siyasal faaliyetlerini etkisiz hale getirmeye çalışıyordular. İttihatçı kadrolar, Karakol ve Kuva-i Milliye Cemiyeti’ne dair bütün faaliyetlerin başına cumhuriyet döneminde Kürdistan’da etnik temizlik zihniyetiyle gerçekleştirilen soykırımların da başını çeken diktatör M. K. Atatürk’ü tayın etmişlerdi.

Kürtleri yoketmeye dayanan bu ikili oyalama siyaseti günümüzde de aynı zemin üzerinde farklı siyasal uygulamalarla (Askeri vesayet ve Türk siyasal partilerinin Kürtlere karşı olan tavrı) hala devam etmektedir. Örneğin; Türk ordusu ve Türk Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı değişik isimler altında gizli olarak kurulan çeşitli paramiliter örgütler, Kürdistan’da katliamlar ve suikastlerle Kürtler üzerinde baskı oluştururken, Türk siyasal partileri ise, milli birlik, milli egemenlik, milli hakimiyet, halkçılık-Türkçülük ve demokrasi gibi kavramlarla Kürt ulusuna yönelik yoketme siyaseti izlemektedirler. Günümüzde Kürdistan’da yürütülen faaliyetler bir yönüyle 1919’da siyasi varlıkları görülen “Karakol ve Kuva-i Milliye Cemiyeti’nin” siyasal uygulamalarıyla çok benzerlikler göstermektedir. 1923’ten sonra Kürdistan’a düzenlenen askeri seferlerle baskı altına alınan Kürtler arasında asimilasyon uygulamalarına kolaylıklar sağlayabilmek için “cumhuriyet kültürü ve halkçılık” adı altında Türkçülüğün yaygınlaş-tırılması propaganda ediliyordu. Fakat Türkiye halkı için uygun görülen ve Türkçülüğü esas alan milliyetçi-cumhuriyetçi ideoloji, Kürdistan’da tepkiyle karşılanarak, kabul görmemişti. Yani Kürtler, 1925-1940 tarihleri arasında Türk sömürgeciliğini ve buna bağlı olarak Türk milli hakimiyetine dayanan, Ankara merkezli Türk idari yapısını da reddetmişlerdi.

1940’dan sonra Kürdistan’da yaygın bir şekilde açılan okullar ve diğer eğitim kurumları (halkevleri, köy enstitüleri, köy odaları vs.) aracılığıyla Kürt çocukları arasında yaygınlaştırılan asimilasyon/Türkleştirme siyaseti, Türk idari yapısının yerelselleşmesine zemin sunmuştu/ sunmaktadır. Diktatör Atatürk’ün talimatlarıyla Kürdistan’da gerçekleştirilen soykırım ve asimilasyon uygulamaları sonucunda tarihsiz, kültürsüz, eşkiya ve gerici olarak aşağılanarak inkar edilen Kürt ulusunun yerine,  çeşitli hayali hikayelerle uydurulan çağdaş Türklüğün milli değerleri olarak görülen tarih, kültür, edebiyat, sosyal yaşam, siyaset, hukuk ve üstün Türk ırkını temsil eden medeniyetin yerleştirilmesi uygulanmıştı. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından itibaren Kürdistan’da Türkçülüğe ait öğeleri yerelselleştirmenin ve yerleştirmenin en yöntemlerinden biri, Kürtleri yoksayarak, onların geçmiş kökenlerini Türkleştirerek, aşağılayarak, Kürtleri askeri ve idari anlamda baskı altında tutmak idi.

Bütün cemaatleri imparatorluk siyaseti çerçevesi içinde “millet sistemi” ve “millet-i hakime” biçiminde birarada tutan Osmanlı yönetiminin bu idari-siyasi anlayışı, cumhuriyet döneminde sadece tek bir ulusun temsili ve hakimiyeti biçimine dönüştürülerek, “millet sistemi” ve “millet-i hakime” uygulaması sadece Türk ırkını ifade eden bir biçime dönüştürülmüştü. Örneğin; Tarihçi İsmail Hami Danişmend bu konuda şunları dile getirmektedir: “..Tabii böyle bir makine kurulması demek, devletin hakiki sahip ve müessisi olan Türk unsuru hariç olmak üzere bütün milletleri iştirak edebilecekleri bir yabancı köleler idaresi kurmak demektir. Bütün unsurların elbirliğine müstenit bir imparatorluk siyaseti belki faydalı hatta zaruri olabilir. Fakat bu imparatorlukların hepsinde bir hakim millet esası vardır; Osmanlı sisteminin eksik tarafı işte bu hayati esasın ihmalinde gösterilebilir. Bu sistemde hakim millet yoktur, hakim ümmet vardır” (bkz. İsmail Hami Danişmend, Türklük Meseleleri, 1966). Ayrıca Hüseyin Cahit Yalçın’da bu konu hakkında şunları açıklamaktadır: “...Bu memleketi Türkler zapt etti. Bu memleketi, anasır-ı gayr-i müslimenin hiçbirinin menafî-i mahsusasına baziçe yapamazlar. Osmanlı namı altında yaşayan Musevilere, Ermenilere, Rumlara, Bulgarlara, hasılı bütün anasır-ı gayr-i müslimeye dahi müsavat, adalet, hürriyet kaideleri dairesinde muamele-i uhuvvetkarane gösterirler, fakat hiçbir zaman kendilerini unutmazlar. Yalnız onlar bizi muhaleset-i kalbiyelerine inandırmalıdırlar. Çünkü ne denirse densin, memlekette “millet-i hakime” Türklerdir ve Türkler olacaklardır… Erimiş bir madde tebellür edebilmek için bir nokta-i istinat arar. Meşrutiyet ateşiyle eriyen bütün muhtelif kabiliyetlerin, milliyetlerin tebellürüne nokta-i istinat olacak anasır ise Türk unsurudur. Türk unsuru bu büyük vazife-i vataniyeyi ifa edebilmek için behemehal son derece müttehit ve müttefik olmağa mecburdur.” (bkz Hüseyin Cahit Yalçın, Siyasal Anılar, Hüseyin Cahit Yalçın, “Türklük, Müslümanlık, Osmanlılık”, Tanin, Eylül 1909) Bu  açıklamalara bakıldığında, imparatorluğun  son döneminden itibaren örgütlendirilen Türklüğün 1923’e kadar olan zaman sürecinde iktidarın  tek sahibi  olmasının bütün siyasal boyutlarını görmek mümkündür…


   Bu Köşe yazısı toplam 215 defa okunmuştur  Yukarı

 


        Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış.

        Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekir !


  •       


    •  Sergi resimleri..


    •  Serhildan..


    •  Newroz..


    •  Mem û Zin..


    •  Sevgi / Evîndar..


    •  Özel..
  •   


  Köşe Yazıları

Casım RÊNAS

Gelo tawanbarê Qetlîama Dêrsîmê kî ye? ...

Salihé OMERÎ

“Şeko navê xwe li hevalê xwe ko”… ...

Bûbê ESER

Kurd û referandûma 12 îlona 2010an* ...

Mazhar KARA

Di dû festîvala rewşenbîrî ya Duhokê-3 re ...

 

Tüm  yazarlar




  Reklam Alanı

 

 

  Anket
Ergenekon'un Kürt illerinde gerçekleştirdiği cinayetlerin aydınlanacağına inanıyor musunuz?
Evet inanıyorum (15%)
Hayır İnanmıyorum (83%)
(0%)
(0%)
(0%)
 1467 - Katılım Diğer anketler 
s
    Yayın İlkeleri  .  Künye  .  Bize Ulaşın  .  Tavsiye et   Copyright © 2008  Dema nû
 Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
 Tasarım ve Düzenleme :  http://www.suryazilim.com  
  Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi : Kurt İsmail Paşa 5. Sok. Fırat 5 Apt Kat:1 No: 2 Ofis/DİYARBAKIR Tel: 0.412 223 89 23
Yurtdışı Temsilciliği : Postfach: 131931, 42045 - Wuppertal/Almanya Tel: 00 49 202 283 23 39 - Fax: 00 49 202 758 34 79