Mesut TEK

Sivil toplum kuruluşları herkese lazım ...

Yılmaz ÇAMLIBEL

Oh be! Dünya varmış ...

M.Emin BOZARSLAN

“SALIXNAV”, NE “RENGDÊR” II ...

Ali Haydar KOÇ

Son Osmanlı Anayasası-1921 ve Kürtlerin tavrı-II ...

Kemal BURKAY

Kim kime karşı, kim kime rakip? 1. bölüm ...

SAL / YIL

SAL / YIL           : 11
HEJMAR / SAYI : 361
TARÎX / TARiH   :
27.08.2010

      
 

 

  Arşiv    Bize ulaşın

  Üyelik      
Anasayfa  

   Röportaj      Haber      Nûçe      Dökumanter      Dema Nû (Pdf)      Kültür/Çand      Roja Teze Arşivi      Deng Arşivi      Güncel Haberler  

 
Anasayfaya dön Tüm yazarlar   
  Mesut TEK
20.3..07.0 10: 1:3:

Ahmet Altan’a açık mektup

Sayın Altan,

Biliyorum, size “yazılarınızı zevkle okuyorum” diyen, ya da yazan çok olmuştur.

Ben de yazılarınızı haz duyarak takip ediyorum.

Ve ayrıca Türkiye’de askerlerin içinde olduğu bir gelişme yaşandığında, “Acaba yarın Ahmet Altan ne yazar” diye meraklandığımı da itiraf ediyorum.

Bu nedenle, bulunduğum yerden dolayı Internet’ten izlediğim Taraf gazetesinde ilk okuduğum yer, köşeniz.

Biliyorsunuz, son bir kaç yılda, askerlerin içinde olmadığı, başı çekmediği gelişmeler yaşanmıyor Türkiye’de.

Bu da beni köşenizin sürekli okuyucusu haline getiriyor.

Tüm Kürtler adına konuşmak bana düşmez.

Ama askeri vesayete ve generallere karşı dik duruşunuzla, Kürtlere yönelik insanlık dışı uygulamalar karşısında gösterdiğiniz cesur ve kararlı tavrınızla gönlümüzde taht kurduğunuz kesin.

Bir başka ifade ile, Kürtlerin önemli bir bölümü Taraf gazetesini okumaya köşenizden başlıyor.

Ama sayın Altan bu, tüm yazdıklarınızı doğru bulduğumuz anlamına gelmiyor.

Çünkü, bazen Kürt siyaseti hakkında doğru olmayan, eksik ve tek yanlı bilgilere dayalı yazılar da kaleme alıyorsunuz.

Ki, emin olun bu durum, benim gibi bir çok hayranınızı üzüyor.

Daha önce, bir makalenizde “Kürtler arasında çok muhalifi var, kızanı var, eleştireni var ama gene de bütün Kürtler, ‘Kürt meselesinin’ ülkenin gündemine PKK sayesinde girdiğini düşünür” diye yazmanızı ve  Öcalan’ı Nelson Mandela ile kıyaslamanızı örnek olarak gösterebilirim.

Emin olun bu belirlemeniz benim gibi bir çok hayranınızı üzdü.

Çünkü “Kürt meselesinin ülkenin gündemine PKK sayesinde girdiği” söylemek, PKK’nin geçmişteki tüm mücadeleyi reddeden resmi söyleminin tekrarlanmasıdır.

Ve ayrıca bu satırların, makaleleri ile her türlü resmi görüşe karşı amansız bir mücadele veren Ahmet Altan’a yakışmadığını düşünüyorum.

Öcalan’ı Mandela ile karşılaştıran yazınızı okuduğumda “Pautus” adı altında yayınlanan makalenizi hatırladım.

Ben, 3-9 Haziran 1999 tarihli Aktüel’de yayınlanan “Pautus” adlı makalesinde, “Hayatı bir yiğitlik imtihanına çevirenler, başkalarından yiğitlik isteyenler, başkalarına kapılarını ölüme açmaları için emir verenler, ölüm bir gün kendi kapılarını çaldığında en azından kendileri yüzünden ölenler kadar cesur durmak zorundadır. İnsanlardan cesur olmalarını bekleme hakkına sahip değiliz elbet; ölüm kapıyı çaldığında herkes o kapıdan kendince, bir boşluğa yürümenin iç ürpertisiyle geçecektir. Bütün bir ömür dehşetiyle titrediğimiz o an geldiğinde korkmak herkesin hakkıdır. Ama, daha önce o kapıdan geçmeleri için başka insanlara emir verenlerin o kapıdan başkalarından farklı geçmeleri beklenir” diyen Ahmet Altan’ı daha çok seviyorum.

Sayın Altan,

28 Şubat 10 tarihli Taraf gazetesinde yayınlanan “Kürtler ve demokrasi” adlı makalenizde de hayranlarımızı üzen belirlemelerde bulunuyorsunuz.

Elbette gazete köşe yazarlarının herkesi memnun etmek gibi bir dertleri yok; olmamalı; doğru bildiklerini yazmalarının, mesleklerinin etiği gereği olduğuna inanıyorum.

Ama sözkonusu yazınızda biz Kürtleri inciten bazı belirlemeler var ki onlar karşısında sessiz kalmamız mümkün değil.

Hatip Dicle’nin “Habur ihbarı” ve BDP Milletvekili Sırrı Sakık’ın Meclis’te yaptığı konuşmada dile getirdiği CHP’ye ilişkin geç kalmış itiraflarından yola çıkarak, “Türkiye’de kıran kırana bir ‘demokrasi savaşı’ verilirken, sanki demokrasi sadece Türkleri ilgilendiren bir şeymiş gibi Kürtlerin kenara çekilmesi, bu kavgaya karışmaması biraz kalbimizi kırıyordu. Kürt politikacıları, 28 Şubat öncesindeki Erbakancılar gibi garip bir ‘cemaatçilikle’ sadece kendilerini, kendi ırklarını, kendi bölgelerini ilgilendiren sorunları dile getiriyorlar, hepimizin ortak sorunları karşısında ise sessiz kalıyorlardı” diyorsunuz , sayın Altan.

Ayrım yapmadan tüm Kürtleri “Erbakancılar gibi bir cemaatçilikle” itham etmenin haksızlığı bir yana, Kürtlerin sadece kendi sorunları ile ilgilenmelerinde yadırganacak bir şey yok.

Sayın Altan, “Tanrım bana para gönder ki şarap alayım” diyen Bektaşi’nin, kendisine çıkışan ve “Allah’ım imanımı artır” diye dua eden mollaya cevabını bilirsiniz: “Sende iman yok, iman istiyorsun, ben de para yok, ben de para istiyorum.”

Özgürlüğüne susayan ve bu uğurda onbinlerce evladını feda eden, her türlü zulme ve baskıya karşı direnen Kürtlere, kendilerine ilişkin sorunlara önem vermelerini, özgürlük istemelerini çok görmeyin lütfen.

Kaldı ki Kürtlerin Türkiye’deki demokrasi sorunları ile ilgilenmedikleri tespitiniz de doğru değil.

Evet, geçmişte bir kısım Kürtlerin demokrasi mücadelesine gerekli önemi vermedikleri, “biz sömürge bir ulusuz, bizi ulusal özgürlüğümüz ilgilendirir, Türkiye’deki demokrasi mücadelesi değil” dedikleri bir gerçek; bugün de bu tür düşünceye sahip olan Kürtler de olabilir.

Ama tüm Kürtleri bir sepete koyup onları demokrasi mücadelesinde tarafsız kalmakla itham etmeniz şık olmadı Sayın Altan.

Örneğin genel sekreterliğini yürüttüğüm Kürdistan Sosyalist Partisi-PSK’nin, o zamanki adıyla “Özgürlükçülerin” 1975 yılı Haziranında yayın hayatına soktuğu Özgürlük Yolu dergisinin ilk sayısında yayınlanan başmakalesinin adı “Acil Görev Demokratik Ortama Geçiştir” idi.

Partim, demokrasi adına 5 haziran 1977 yılında yapılan seçimlerde Milliyetçi Cephe’ye (MC) karşı CHP’nin desteklenmesini istedi.

Oysa aynı CHP lideri Ecevit’in ağzından, faşist baskı ve saldırılara karşı 18 Nisan 1976 tarihinde Ankara Tandoğan Meydanı’nda yaptığı mitinge katılarak “Halklara Özgürlük” sloganı atanları “Bozkurtluk”la suçlamıştı, ki suçlananların arasında biz de vardık.

Partimin ta kuruluşundan itibaren demokrasi mücadelesine verdiği önemi, bu uğurda öteki demokrasi güçlerle birlikte yaptıklarını, demokrasi mücadelesini savunduğu için, nasıl başta PKK olmak üzere öteki Kürt yurtsever güçlerinin haksız saldırılarına uğradığını anlatacak değilim Sayın Altan.

İsterseniz bu konudaki bilgilere kolayca ulaşabilirsiniz.

Ama biz demokrasi mücadelesine bazıları bizi övsünler, bize “aferin desinler” diye değil, demokratikleşme ile Kürt sorununun çözümü arasındaki kopmaz bağın bilincinde olduğumuz için, halkımızın da demokrasiyi hak ettiğine inandığımız için katıldık, bugün de aynı nedenlerle demokrasi mücadelesinin içindeyiz.

Sayın Altan,

Kürtleri hep AKP’ye karşı çıkmakla, böyle yapmakla da CHP politikalarını taklit etmekle itham ediyor, “Dersim tarzı çözümleri savunan CHP ile aynı çizgide olmak Kürt politikacıları rahatsız etmiyor” diyorsunuz.

Ben de el insaf diyorum sayın Altan.

Kürdistan’da AKP’ye verilen oylar Kürtlerin oyu değil mi?

Ayrıca tüm Kürtlerin AKP’nin tüm yaptıklarına toptancı bir mantıkla karşı çıktıklarını neye dayanarak söylüyorsunuz?

Örneğin biz, şu ünlü açılım sürecinin başında yayınladığımız bir Deklarasyon ile sürece ilişkin görüş ve önerilerimizi sıraladıktan sonra şunları dile getirdik:

“14- Partimiz, AKP hükümetini sorunun çözümü için samimi ve ciddi bir biçimde inisiyatif almaya çağırır.

15- Partimiz, yukarıdaki adımların atılması halinde her türlü desteği ön koşulsuz vermeye hazırdır.”

Biz sadece bu konuda değil, demokratikleşme sürecinde ve özellikle de AB ve askeri vesayet gibi kader belirleyici konularda AKP’nin attığı adımları destekledik, kararlı bir tavır sergilemesi istedik, O’nu “gaza getirmeye” çalıştık.

Sadece biz değil bizim dışımızdaki bir kısım Kürt yurtsever örgütleri de benzeri bir tavır gösterdiler.

Ama elbette Erdoğan ve AKP hükümetini gerektiği zamanda eleştirdik, Ahmet Altan  ve yönetimindeki Taraf gazetesi gibi..

Erdoğan’a ilişkin olarak atılan “Paşasının Başbakanı” manşeti bize değil Taraf’a ait.

Sayın Altan,

Elbette bu konuda sizin de haklı olduğunuz noktalar var.

Örneğin PKK ve  çevresi giderek açılım sürecine karşı bir tavır içine girdiler.

Öyle ki bazı PKK ve DTP yöneticilerinin, süreç tıkandığında, durma noktasına geldiğinde bir tek zil takıp oynamadıkları kalmıştı.

“İmralı ile birlikte açılım bitti, İmralı'yla beraber, İmralı'ya yaklaşımla beraber bitti zaten” derken gözleri parlayan DTP yöneticilerini de gördük.

PKK ve çevresinin Kürt siyasi hareketinde ağırlıklı ve önemli bir yeri olduğu elbette inkar edilmez bir gerçek; aynı çevrenin Ergenekon konusunda da ikircikli davrandığı, üstüne düşen görevi layıkıyla yerine getirmediği, bu konuda sessiz ve Öcalan’ın talimatıyla tarafsız kalmayı tercih ettiği de..

Sayın Altan,

“Daha da ötesi, Türk demokratlarını, askerî vesayete karşı verdikleri mücadelede böylesine yalnız bırakmaları, ‘sizin demokrasi mücadeleniz bizi hiç ilgilendirmez’ anlamındaki mesafeli duruşları, Kürt yayın organlarında, sitelerinde, açıklamalarında bu mücadeleyi küçümseyen, suçlayan sözler söylemeleri şaşırtıcı oluyor” diye yazmadan önce, PKK dışındaki Kürt yayın organlarına, sitelerine baksaydınız eğer, Kürtlerin demokrasi mücadelesine en az Türk demokratları kadar önem verdiklerini, açılım ve Ergenekon konularındaki tavırları nedeniyle PKK ve  çevresini eleştirdiklerini görürdünüz.

Daha önce de belirttim, Kürtler demokrasi mücadelesine başkalarının gönlünü hoş tutmak ya da eleştirilere maruz kalmamak için değil, Kürt sorunu ile demokrasi arasındaki kopmaz bağ nedeniyle önem veriyorlar.

Bunu yaparken de kimseden alkış beklemiyorlar.

Ama inanın Sayın Altan, Kürt siyasetinde yeterince ağırlık sahibi olmadıklarının bilincinde olan bu çevreler, görmezden gelindiklerinde, yok sayıldıklarında, haksız eleştirilere uğradıklarında ve de PKK’nın narına yandıklarında çok ama çok hayıflanıyorlar.

Hayır, Sayın Altan, yaptıklarımız için kimseden takdir beklemiyoruz.

İstediğimiz tek şey, Kürt siyasetinin çok sesli ve renkli olduğunun gerçekten bilinmesidir.

Toptancı bir mantıkla bir sepete konulmamızı ve aynı renk boya ile boyanmamızı doğru bulmuyor ve kabul etmiyoruz.

Hele gerçek olmayan ve yetersiz bilgiler üzerine bina edilen belirlemelerin, sizin gibi Kürtlerin ve demokratların kalbinde taht kurmuş bir kalemden çıkması bizi daha da üzmektedir, Sayın Altan.

Biz Kürtler, tüm ezilen halklar gibi vefalı ve kadirşinas bir halkız.

Bazen bizi üzseler de dostlarımızın kadrini biliriz.

Siz de onlardan birisizin Sayın Altan..

Bilin ki, Kürt  cenahında size yönelik yapılan bazı eleştiriler bu durumu hiç ama hiç değiştirmez, değiştirmemeli..


   Bu Köşe yazısı toplam 416 defa okunmuştur  Yukarı

 


        Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış.

        Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekir !


  •       


    •  Sergi resimleri..


    •  Serhildan..


    •  Newroz..


    •  Mem û Zin..


    •  Sevgi / Evîndar..


    •  Özel..
  •   


  Köşe Yazıları

Casım RÊNAS

Gelo tawanbarê Qetlîama Dêrsîmê kî ye? ...

Salihé OMERÎ

“Şeko navê xwe li hevalê xwe ko”… ...

Bûbê ESER

Kurd û referandûma 12 îlona 2010an* ...

Mazhar KARA

Di dû festîvala rewşenbîrî ya Duhokê-3 re ...

 

Tüm  yazarlar




  Reklam Alanı

 

 

  Anket
Ergenekon'un Kürt illerinde gerçekleştirdiği cinayetlerin aydınlanacağına inanıyor musunuz?
Evet inanıyorum (15%)
Hayır İnanmıyorum (83%)
(0%)
(0%)
(0%)
 1467 - Katılım Diğer anketler 
s
    Yayın İlkeleri  .  Künye  .  Bize Ulaşın  .  Tavsiye et   Copyright © 2008  Dema nû
 Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
 Tasarım ve Düzenleme :  http://www.suryazilim.com  
  Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi : Kurt İsmail Paşa 5. Sok. Fırat 5 Apt Kat:1 No: 2 Ofis/DİYARBAKIR Tel: 0.412 223 89 23
Yurtdışı Temsilciliği : Postfach: 131931, 42045 - Wuppertal/Almanya Tel: 00 49 202 283 23 39 - Fax: 00 49 202 758 34 79