Mesut TEK

Sivil toplum kuruluşları herkese lazım ...

Yılmaz ÇAMLIBEL

Oh be! Dünya varmış ...

M.Emin BOZARSLAN

“SALIXNAV”, NE “RENGDÊR” II ...

Ali Haydar KOÇ

Son Osmanlı Anayasası-1921 ve Kürtlerin tavrı-II ...

Kemal BURKAY

Kim kime karşı, kim kime rakip? 1. bölüm ...

SAL / YIL

SAL / YIL           : 11
HEJMAR / SAYI : 361
TARÎX / TARiH   :
27.08.2010

      
 

 

  Arşiv    Bize ulaşın

  Üyelik      
Anasayfa  

   Röportaj      Haber      Nûçe      Dökumanter      Dema Nû (Pdf)      Kültür/Çand      Roja Teze Arşivi      Deng Arşivi      Güncel Haberler  

 
Anasayfaya dön Tüm yazarlar   
  Kemal BURKAY
20.2..24.0 10: 1:1:

Çok laf değil, somut adımlar...

Bu yazı, 15 Şubat tarihli Star Gazetesi’nin Açık Görüş sütununda, “Yangını mı Söndürmeli Körüğü mü Yok Etmeli” başlığı altında yayınlandı.

Türkiye bakımından hangi sorunun çözümü öncelikli?

Kürt sorunu mu? Sivil siyaset üzerindeki askeri vesayet mi? Ergenekon mu? Alevi sorunu mu? Kıbrıs mı? Ermenistan’la var olan sorunların çözümü mü? 

Yoksa halkın iş ve aş sorunu, ya da AB üyeliği mi?..

Bunların yanı sıra bir dizi başka sorun var.  Bunlar içinde en önemlisinin Kürt sorunu olduğu konusunda sanırım bir görüş birliği var. Bizzat devlet başkanı Abdullah Gül’ün de belirlemesidir bu. Kürt sorunu çözülmeden Türkiye düze çıkamaz, diğer bir dizi önemli sorununu, örneğin aş ve iş sorununu çözemez, demokratikleşemez.

O halde Kürt sorunundan mı başlamalıyız? Bazen başladığımız, ya da başlar gibi olduğumuz oluyor. Mesut Yılmaz’ın “AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer,” demesi gibi... “Kürt sorunu çözülmeden AB üyeliği gerçekleşmez” demekti bu. Şu ünlü “savaşçı” Çiller bile Kürt sorununun çözümü için Bask örneğinden söz etti. Özal da ölümünden kısa bir süre önce bu sorunun önemini kavramış ve çözüm için kolları sıvamak istemişti. Şimdi ise AK Parti hükümetinin Kürt sorununun çözümü için başlattığı, gelen tepkiler üzerine bir bütün olarak demokratikleşme ve “birlik” sorununa bağladığı açılım süreci var.

Ne var ki Kürt sorunu politikacılar için bir bakıma bir ateş topu, ona el atanın eli yanıyor. Mesut Yılmaz’ın lafı ağzına tıkıldı. Çiller’in de... Özal’ın başına ise daha kötü şeyler geldi. Şimdi de AK Parti liderleri açılım süreci nedeniyle –elbet yalnızca o nedenle değil- statükocu güçlerin ağır suçlamaları, tehditleriyle yüz yüzeler.

 

Engellerin başında ise asker geliyor.

Sivil kesim yalnız Kürt sorunu değil, Kıbrıs sorununun çözümü, Ermenistan’la ilişkilerin iyileştirilmesi, AB üyeliği ve demokratikleşme yönünde her adım atmaya kalktığında statüko ayağa kalkıyor. En başta da asker dur diyor. Ordu, yıllar içinde oluşmuş nice kurum, yasa, yönetmelik, gelenek ve alışkanlıkla değişimin karşısına dikiliyor. Buna askeri vesayet rejimi diyoruz.

Öyle olunca bu kez değişim taraftarlarının gözü askeri vesayete çevriliyor. Buna son vermeden, ordu kışlasına çekilip sivil yönetimin denetimini benimsemeden, aş ve iş sorunu dahil, ülkenin diğer önemli sorunlarını çözemeyiz, diyoruz.

Peki bunu nasıl başaracağız? Asker kesiminin imtiyazlarını yitirmemek için geçmişten bu yana yaptıklarını, şu anda da yapmakta olduklarını biliyoruz. Bununla bağlantı içinde bir de yasa dışı işler yapan, bir tür yeraltı güç odağı derin devlet var. Orduya, polise, sağ ve sol her türden partiye, yargıya, üniversiteye, medyaya dal budak salmış Ergenekon örgütü var...

Her değişim ve demokratikleşme çabasında, toplumun ilerici güçlerini sindirmek, hükümetler yıkıp hükümetler oluşturmak için Ergenekon harekete geçiyor; kan döküyor, psikolojik harekâtlar estiriyor ve değişim sürecini sabote ediyor; darbelere zemin hazırlıyor...

O zaman da diyoruz ki Ergenekon’u tasfiye etmeden, ordunun kışlasına çekilmesi mümkün değil.

Öyleyse öncelikli sorun Ergenekon’un tasfiyesi mi? Ama o zaman da statükocu güçler, CHP’si-MHP’si, askeri ve sivil bürokrasideki, medyadaki, hatta Kürt kesimindeki ve bizzat AKP içindeki kollarıyla karşımıza dikiliyor. Bu barajı aşmak için büyük bir halk desteğine ihtiyaç var.

Kanımca sorunların çözümü birbirine bağlı ve bu işte öncelikle çözümü gereken sorunu seçmek hiç de kolay değil. Diğer bir deyişle, önce şu sorunu çözelim, sonra ötekilere geçelim biçiminde bir tutum hiç de çözümleyici değil. Şu anda toplumdaki güçler dengesi şu ya da bu sorunun köklü çözümü için büyük adımlar atmaya elverişli değil. Ama ona gelinceye kadar, bir dizi sorunda eş zamanlı ve nisbeten küçük adımlar atmak mümkün. Yeterli kamuoyu desteğini kazanıp Ergenekon’u tümden çözüp dağıtmak da, Askeri kışlasına döndermek de, Kürt, Alevi ve diğer bir dizi sorunun çözümünde gereken köklü adımları atmak da buna bağlı.

Hükümet de açılım sürecinde toptancı değil, ihtiyatlı. Ancak sıra somut adımlar atmaya gelince oldukça ürkek davranıyor. Elbet hiç somut adım atılmadı, demiyorum. Örneğin TRT-6 önemli bir adımdı ve dar grup çıkarları veya başka etkenlerle PKK-DTP kesimi yeter desteği vermese bile, Kürt halkı oldukça olumlu karşıladı, sahip çıktı. Bu adım hükümete de Kürt halkı arasında önemli derecede puan kazandırdı. Ergenekon’un üzerine gidilmesi diğer bir önemli ve cesur adımdı. Son olarak Emasya’nın kaldırılması da öyle

Öte yandan, hükümetin sahip olduğu kitle desteği ve yedi yıllık hükümet dönemi göz önüne alındığı zaman, bu ve benzeri adımlar azdır.

Hükümetin silahları susturma çabası önemlidir, bu ülkede siyasetin normalleşmesi, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü yönünde önemli bir adım olacaktır. Ancak hükümet bunun için gerekli adımları atmakta ürkek davranıyor. Örneğin dağdan inişleri ve yurt dışından dönüşleri kolaylaştırmak için yasal zemini iyileştirecek adımlar atmıyor. Bu iş “Pişmanlık Yasası” ile olmaz. Dağdan inip silah bırakan hapse girmemeli.

Hükümet, siyasetin önünü açmak için somut adımlar atmalı. Bu amaçla siyasi partiler ve seçim yasalarını demokratikleştirmeli. AB ölçülerine, Venedik kriterlerine uygun olarak, şiddeti yöntem seçmeyen siyasi partilerin legalde serbestçe faaliyet göstermesine olanak sağlamalı. Bu bizzat AK Parti için de yararlıdır; çünkü onun da tepesinde demoklesin kılıcı var.

Seçim baraji düşürülmeli, yüzde 1 oy alan partilerin bile parlamentoya temsilci sokma olanağı sağlanmalı.

Siyasi partilerin Türkçeden başka dilde seçim propagandası yapmalarını engelleyen hüküm kaldırılmalı.

Bu tür adımlar Kürt siyasetinin normalleşmesini, legalleşmesini, şiddetten arınmasını sağlar; açılıma olan desteği arttırır.

AİHM ve Danıştay’ın kararlarına da uygun biçimde, zorunlu din dersleri kaldırılmalı; cem evleri Alevilerin inanç yerleri olarak tanınmalı; Dersim’de halkı göçertme amaçlı ve doğayı tahribe yönelik, ekonomik değeri olmayan baraj yapımları durdurulmalı. Bu tür adımlar geniş  Alevi kitlesine güven verir ve açılıma olan desteği arttırır.

Heybeli Ada Ruhban Okulu geciktirilmeden açılmalı. Hıristiyan azınlıklara yönelik saldırı ve tehditlerin üzerine ciddi ve kararlı biçimde gidilmeli. Bu, açılım sürecine uluslararası planda güveni ve desteği arttırır.

Geçmişte düşünce özgürlüğünü boğan maddelerin işlevini yapmakta olan ve bir dizi gazetecinin, aydının, yazarın, sanat adamının yargılanmasına, tutuklanmasına, ceza giymesine yol açan TCK’nın 311-312 ve benzeri maddeleri, düşünce özgürlüğüne tam bir güvence sağlayacak biçimde kaldırılmalı veya değiştirilmeli;

12 Eylül rejiminin daha da budadığı işçi haklarının tanınması yolunda somut adımlar atılmalı.

Bu ve benzeri adımlar aydınların, işçilerin ve öteki emekçi kesimlerin açılım sürecine güvenini ve desteğini arttıracaktır. 

Taş atan Kürt çocuklarını terör eylemcisi gibi gösteren, cezaevlerine dolduran ve onlarca yıllık ağır cezalara muhatap eden ve böylece akıl almaz bir trajediye yol açan yasa hükümleri daha fazla gecikmeden değiştirilmeli.

Listeyi uzatmaya gerek yok. Bunlar ötedenberi Kürtlerin, Alevilerin, aydınların, emekçilerin, demokratik çevrelerin, bir başka deyişle geniş toplumsal kesimlerin dile getirdiği istekler. Küçük küçük, ama somut adımlar. Bu tür adımlar geniş halk kesimleri içinde hükümete güveni ve açılım sürecine desteği arttıracaktır. Böylesi bir halk desteği, yeni bir sivil ve demokratik anayasa, Kürt sorununun nihayi çözümü ve askeri vesayete son verilmesi yönünde daha köklü adımların atılması için de zemini olgunlaştıracaktır.

Oysa son dönemlerde demokratikleşme yönünde somut adımlar atılmadığı gibi, aksine, DTP’li politikacıların, belediye başkanlarının tutuklanması gibi, legal siyasetin sınırlarını daha da daraltan ve açılım sürecine darbe indiren gelişmeler yaşandı.

Tüm bu nedenlerle hükümet eğer açılım konusunda samimi ise, yukarda saydığım türden görece olarak küçük, ama somut ve önemli adımları atmak için kararlı olmalıdır. Kamuoyu kendisinden çok laf değil, iş bekliyor.


   Bu Köşe yazısı toplam 782 defa okunmuştur  Yukarı

 


        Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış.

        Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekir !


  •       


    •  Sergi resimleri..


    •  Serhildan..


    •  Newroz..


    •  Mem û Zin..


    •  Sevgi / Evîndar..


    •  Özel..
  •   


  Köşe Yazıları

Casım RÊNAS

Gelo tawanbarê Qetlîama Dêrsîmê kî ye? ...

Salihé OMERÎ

“Şeko navê xwe li hevalê xwe ko”… ...

Bûbê ESER

Kurd û referandûma 12 îlona 2010an* ...

Mazhar KARA

Di dû festîvala rewşenbîrî ya Duhokê-3 re ...

 

Tüm  yazarlar




  Reklam Alanı

 

 

  Anket
Ergenekon'un Kürt illerinde gerçekleştirdiği cinayetlerin aydınlanacağına inanıyor musunuz?
Evet inanıyorum (15%)
Hayır İnanmıyorum (83%)
(0%)
(0%)
(0%)
 1464 - Katılım Diğer anketler 
s
    Yayın İlkeleri  .  Künye  .  Bize Ulaşın  .  Tavsiye et   Copyright © 2008  Dema nû
 Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
 Tasarım ve Düzenleme :  http://www.suryazilim.com  
  Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi : Kurt İsmail Paşa 5. Sok. Fırat 5 Apt Kat:1 No: 2 Ofis/DİYARBAKIR Tel: 0.412 223 89 23
Yurtdışı Temsilciliği : Postfach: 131931, 42045 - Wuppertal/Almanya Tel: 00 49 202 283 23 39 - Fax: 00 49 202 758 34 79