Mesut TEK

Sivil toplum kuruluşları herkese lazım ...

Yılmaz ÇAMLIBEL

Oh be! Dünya varmış ...

M.Emin BOZARSLAN

“SALIXNAV”, NE “RENGDÊR” II ...

Ali Haydar KOÇ

Son Osmanlı Anayasası-1921 ve Kürtlerin tavrı-II ...

Kemal BURKAY

Kim kime karşı, kim kime rakip? 1. bölüm ...

SAL / YIL

SAL / YIL           : 11
HEJMAR / SAYI : 361
TARÎX / TARiH   :
27.08.2010

      
 

 

  Arşiv    Bize ulaşın

  Üyelik      
Anasayfa  

   Röportaj      Haber      Nûçe      Dökumanter      Dema Nû (Pdf)      Kültür/Çand      Roja Teze Arşivi      Deng Arşivi      Güncel Haberler  

 
Anasayfaya dön Tüm yazarlar   
  Mesut TEK
20.2..06.0 10: 1:2:

Bir kez daha atı arabanın önüne koymak üzerine

30 Ocak 2010 tarihinde, KOMKAR-Hamburg’un düzenlediği konferansa katılma şansını bulanlardan birisi de bendim.

Konferansa konuşmacı olarak katılan araştırmacı ve yazarlar Osman Aydın ve Mehmet Bayrak, Dersim gerçeği ve Türk devletinin asimilasyon politikası konusunda çok değerli bilgiler verdiler.

Ben kendi adıma bu konferansta yeni şeyler öğrendim.

Bu nedenle sayın Bayrak ve Aydın’a minnettarım.

Konferans, bir kez daha bilgi ve bilgiyi üretenler ile politika ve politikacı arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğini ortaya koydu.

Ya da, konferansta aktarılan bilgiler ve ortaya konulan belgeler, biz Kürtlerde bu ilişkinin tersten kurularak çarpık hale getirildiğini yeniden açığa çıkardı.

Genel kural olarak, bilim insanları hiçbir siyasi, dini, etnik ve ideolojik kaygı duymadan bilgi üretirler.

Politikacılar ise bu bilgiler ışığında siyaset yaparlar.

Politikacılar, araştırma kurumlarından, enstitü ve bilim insanlarından herhangi bir toplumsal, ekonomik ve kültürel konu hakkında araştırma yapmalarını, bir başka değişle bilgi üretmelerini isteyebilirler.

Ama kendi görüşlerinin, ortaya attıkları tezlerin araştırılmasını, doğrulanmasını ve yaygınlaştırılmasını istemezler, isteyemezler..

İsterlerse eğer, bu arabayı atın önüne koymak olur.

Öcalan’ın haftalık avukat görüşmelerini takip edenler bilirler.

Öcalan bu görüşmelerde sık, sık siyaset ve kültür akademilerinin kurulmasını ister.

İsteminin yerine getirilmediğini görünce de, “siz yapamıyorsunuz ama AKP söylediklerimi yapıyor” diyerek arkadaşlarını haşlar.

Öcalan kurulmasını istediği akademilerin neleri araştıracağını da belirler: Avukatları vasıtasıyla ilettiği görüşleri; “tezleri”, “siyasal çözümlemeleri” vs..

Bir başka ifade ile, Öcalan, bilgi-siyaset arasında var olan çarpıklığı sürdürüyor.

Sayın Bayrak’ın konferansta dile getirdiği görüşler, Öcalan’ın bu alandaki durumunu bir kez daha ortaya koydu.

Biliniyor.

Öcalan, Atatürk’e olan hayranlığını gizlemeyen, bu hayranlığını kendisi ile yapılan röportajlarda dile getiren birisi.

Öcalan, sadece Mustafa Kemal hayranı değil.

Aynı zamanda O’nun demokrat olduğunu sık, sık dile getiriyor.

Mustafa Kemal döneminde yapılan katliam ve anti demokratik uygulamalardan O’nu değil de, çevresini saran “Yahudi lobisi” ve “İngiliz yanlılarını” sorumlu tutuyor.

Böyle yapmakla başta biz Kürtler olmak üzere Kemalist sistemin hışmına uğrayan kesimlere, baş cellatlarını şirin göstermek istiyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in, Meclis’te yaptığı konuşmada, Kürt sorununun çözümü için “Dersim Modeli”ni önermesi ile başlayan tartışmalar biliniyor.

Bu tartışma sürecinde bir hayli belge, anı ve o dönemde yayınlanan gazete haberleri televizyon ekranlarına yansıdı, gazete sayfalarında dile getirildi.

Tüm belgeler suçlu olarak Kemalist sistemi ve Mustafa Kemal’in kendisini gösterirken, 25 Kasım 2009 tarihinde avukatları ile görüşen Öcalan şunları söylüyor:

“CHP’nin halini görüyorsunuz. İşte Dersim hakkında daha önce birçok şeyi dile getirmiştim, şimdi Onur Öymen’in açıklamaları da ortaya çıkardı. Şimdi söylediklerim daha iyi anlaşılıyor herhalde. Mustafa Kemal hakkında değerlendirmelerim de daha iyi anlaşılıyor herhalde. Aslında herkesi Mustafa Kemal’in öldürdüğünü söylüyorlar ancak öyle değildir. Bunlar iyi araştırılmalıdır, iyi bilince çıkarılmalıdır.” (abç)

Öcalan, çok açık ve net biçimde Dersim Katliamı konusunda Atatürk’ü aklıyor.

Aklamakla kalmıyor, “herkesi öldürenin” Mustafa Kemal olmadığının araştırılması ve bilince çıkarılması görevini, arkadaşlarının önüne koyuyor!..

Oysa Mehmet Bayrak’ın adı geçen konferanslarda ortaya koyduğu belgeler, Kemalist rejimin ta başından itibaren ve Mustafa Kemal’in denetiminde, “Dersimin defterini dürmek” amacıyla hazırlıklar yaptığını gösteriyor.

Belgeler, Mustafa Kemal’in Dersim Katliamı’nda, on birlerce Kürdün öldürüldüğünden haberdar olduğunu ve katliamı gerçekleştiren hükümeti kutladığını ortaya koyuyor.

Mehmet Bayrak, konferansta Hıdır Göktaş’ın kaleme aldığı ve 1991 yılında Kürtler, İsyan-Tenkil” adı altından yayınlanan kitapta yer alan bir belgeye vurgu yaparak, Atatürk’ün Dersim Katliamın hakkında bilgi sahibi olduğunu ortaya koydu.

Mustafa Kemal, 1 Kasım 1938 tarihinde, yani ölümünden 9 gün önce, Meclis’e gönderdiği mesajında şunları söylüyor:

“Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman gergin bir şekil alan Tunceli’ndeki toplu haydutluk olayları belli bir program içindeki çalışmalar sonucu kısa bir sürede ortadan kaldırılmış, bölgede bu tür olaylar bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe aktarılmıştır.”

(M. Bayrak, Alevilik-Kürdoloji-Türkoloji Yazıları, say. 322, Özge Yay, 2009)

4 binden fazla kitap okuduğunu belirten, yaptığı değerlendirmelerin onlarca yıl boyu süreceğini dile getiren Öcalan, öyle anlaşılıyor ki 1991 yılında yayınlanan bir kitaptan habersiz, Atatürk’ün suçsuz olduğunu yineleyip duruyor!..

Yinelemekle kalmıyor, kurulmasını istediği akademileri de Atatürk’ün suçsuz olduğunu bilince çıkartmakla görevlendiriyor!..

Öcalan akademisyenleri bu mızrağı çuvala sığdırırlar mı?

Atın önüne konulan arabayı yürütebilirler mi?

Bilmiyorum.

Ama konferansta Osman Aydın’ın dinledikten sonra bildiğim bir şey daha var:

Türk devleti Kürtleri asimile etmek için tarihi gerçekleri gizledi; inkar etti, Kürtlerin tarihini çarpıttı.

Bu nedenle Öcalan, Atatürk ile ilgili sözkonusu değerlendirmeleriyle sadece celladımızı sevimli göstermekle kalmıyor; aynı zamanda asimilasyon değirmenine de su taşıyor.

Öcalan’ın adı geçen söylemlerinin Kürt düşün hayatında neden olduğu tahribatların önünü almak, sadece politikacılara bırakılmayacak kadar önemlidir.

Kanımca, bu konuda Kürt aydınlara, araştırmacı ve akademisyenlere önemli görevler düşüyor.

Atın önünde bulunan arabayı atın arkasına almak, en başta bu kesimlerin işi olmalı.

Öcalan’ın tarihi çarpıtan söylemlerine karşı seslerini yükseltmeleri, “Kürt krallar da çıplak” demeleri, meslek etiği ve sorumlulukları gereğidir, diye düşünüyorum.


   Bu Köşe yazısı toplam 170 defa okunmuştur  Yukarı

 


        Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış.

        Yorum yazabilmeniz için üye olmanız gerekir !


  •       


    •  Sergi resimleri..


    •  Serhildan..


    •  Newroz..


    •  Mem û Zin..


    •  Sevgi / Evîndar..


    •  Özel..
  •   


  Köşe Yazıları

Casım RÊNAS

Gelo tawanbarê Qetlîama Dêrsîmê kî ye? ...

Salihé OMERÎ

“Şeko navê xwe li hevalê xwe ko”… ...

Bûbê ESER

Kurd û referandûma 12 îlona 2010an* ...

Mazhar KARA

Di dû festîvala rewşenbîrî ya Duhokê-3 re ...

 

Tüm  yazarlar




  Reklam Alanı

 

 

  Anket
Ergenekon'un Kürt illerinde gerçekleştirdiği cinayetlerin aydınlanacağına inanıyor musunuz?
Evet inanıyorum (15%)
Hayır İnanmıyorum (83%)
(0%)
(0%)
(0%)
 1467 - Katılım Diğer anketler 
s
    Yayın İlkeleri  .  Künye  .  Bize Ulaşın  .  Tavsiye et   Copyright © 2008  Dema nû
 Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
 Tasarım ve Düzenleme :  http://www.suryazilim.com  
  Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi : Kurt İsmail Paşa 5. Sok. Fırat 5 Apt Kat:1 No: 2 Ofis/DİYARBAKIR Tel: 0.412 223 89 23
Yurtdışı Temsilciliği : Postfach: 131931, 42045 - Wuppertal/Almanya Tel: 00 49 202 283 23 39 - Fax: 00 49 202 758 34 79