Eğer doğru değilse, ben, bana anlatanların yalancısıyım.
Yılmaz Güney fırtınasının estiği yıllarda, Sivereğin yazlık
sinemasının en ön sıralarında oturan kabadayılar, Yılo’nun
kötü adamları dövdüğü sahneleri tekrar, tekrar seyretmek
için, başlarını film makinesinin bulunduğu küçücük odaya
çevirip, “ula makinist başa al”, Güney’in kötü adamlardan
dayak yediği sahnelerde de “geç ula, çabuğ geç” diyorlarmış!..
Türkiye’de de film yeniden başa sarılıyor.
Ama iyilerin kötüleri dövdüklerini tekrardan seyretmek için
değil, Siverekli kabadayılara, “geç ula çabux geç” dedirten
kötülerin, iyileri daha fazla dövmeleri için, AB sürecini
kesintiye uğratmak, AB üyeliği yüzü suyu hürmetine yapılan
kısmi reformları ortadan kaldırmak, Kerkük’deki Kürt etkinliğini
kırmak, Güney Kürdistan’daki ulusal, demokratik kazanımların
kökleşmesini engellemek, başta Kuzey’dekiler olmak üzere
tüm parçalardaki Kürtleri korkutup, sindirmek için..
Filmi geriye sarmaya, Danıştay olayından çok önce başlanmıştı.
Yaşar Büyükanıt’ın sevgisine mazhar olmuş “iyi çocuk”ların
Yüksekova-Hakkari ve Şemdinli üçgenindeki eylemleri, filmi
geriye alma sürecinin önemli aşamalarından birini oluşturmaktadır.
“İyi çocuk”ların eylem üstü yakalanmaları da, filmi başa
sarmaya engel ol(a)madı. Çünkü “iyi çocuklar” en üst düzeyde
sahiplenildiler, başlangıçda gaza gelip, “gideceği yere kadar
gidilecek” diyen Başbakan, daha sonra Genelkurmay’ın önünde
dize geldi.
Çocukların kurşunlandıkları Diyarbakır olayları, Hakkari’de
öğrenci servisine yapılan saldırı ve benzerleri, büyük kentlerde
Kürtlere, devrimci demokratlara yönelik linç girişimleri
de, filmi başa almanın birer aşamasını oluşturuyorlar.
Ama bu olaylar, kanıksandıkları Kürdistan’da yaşandığı için,
filmi başa sarmanın tamamlanmasına yetmiyor, yetmedi. Danıştay
baskını gibi şok eylemlere ihtiyaç vardı.
Danıştay, son kararları nedeniyle, başta AKP hükümeti olmak
üzere islami çevrelerle “otoriter laikler”in meydan savaşına
tutuştukları bir alandı.
Bu nedenle gerçekleştirildiği andan itibaren Türkiye’nin
gündemini oluşturan ve daha bir müddet gündemi işgal edecek
olan Danıştay saldırısı, filmi başa almanın çok önemli bir
aşamasını oluşturuyor.
Türkiye günlerdir, Danıştay olayının arkasında kimler olduğunu
tartışıyor. Oysa Özel Harp Dairesi (Kontrgerilla) Talimatnamesi’nde
yeralan “kitleleri sarsan ve halkın nefretine yol açan eylemler
yapıp karşı tarafa mal etmek” ibaresi, Danıştay ve benzeri
eylemlerin arkasında kimlerin bulunduğunu gün gibi ortaya
koyuyor.
Danıştay eylemindeki Kontrgerilla’nın derin izlerini silmek
amacıyla, Genelkurmay ve onun siyasi sözcüsü durumuna gelen
CHP tarafından yoğun bir çaba yürütülüyor.
Genelkurmay Başkanı’nın, öldürülen Danıştay üyesinin cenaze
töreninde hükümete ve AKP’li bakanlara yönelik tepkileri
olumlu bulduğunu belirtmesi, tepkilerin sürdürülmesini istemesi;
Deniz Baykal’ın olayın arkasında irticanın bulunduğunda israr
etmesi, katilin Kontrgerilla ile ilişkisini ortaya koyan
bilgileri “ıvır zıvır” olarak nitelemesi bu nedenledir.
“Ivır zıvır” lafı, daha sonra derin devletinin sillesini
yiyerek iktidardan düşecek olan Erbakan’ın, Susurluk olayı
esnasında, Kontrgerillaya yönelik iddialara “fasa fiso” demesini
anımsatıyor!...
Erbakan, Kontgerilla’yı savunmanın, derin devletin üzerine
gitmemenin bedelini, iktidardan düşerek ödedi.
Erdoğan’ı da aynı akibetin beklediğini söylemek için, vakit
henüz erken. Ama Erdoğan’ın, sözkonusu akibetin hazırlanmasına
katkı sunduğunu söyleyebiliriz.
Başbakan sık sık Genelkurmay’ın hükümete bağlı olduğunu
söyler. Bu, rütbesi ne olursa olsun genelkurmay başkanının
hükümetin yönetimde çalışan bir devlet memuru olduğunun bir
başka biçimde ifadesidir.
Erdoğan, hükümetine karşı yapılan saldırıları olumlu bulan
ve devam edilmesini isteyen bir devlet memuruna karşı soruşturma
açacağına, lafazanlık yapıyor; kılını kıpırdatmıyor. Yurtdışında
iken “bu tavrı Genelkurmay Başkanımıza yakıştıramadım” diyen
Başbakan, ülkeye döndüğünde “bu sorun kapanmıştır” diyor.
Oysa Erdoğan’ın bu söylemi, filmi başa sarmak isteyenlerin
işini kolaylaştırıyor.
Adım gibi eminim. AKP, filimin başa sarılması tamamlandığında
iktidarda kalamayacağını çok iyi biliyor.
Biliyor ama, halihazırda engellemek için ciddi bir çaba
harcamıyor. Harcayamıyor. Çünkü bugüne kadar yaşananların
da gösterdiği gibi, buna ufku, programı ve dünya görüşü yetmiyor.
Gelişmelerin de ortaya koyduğu gibi, filmin başa sarılmasını
önleyecek asıl güçler, Türk, Kürt devrimci-demokratlardır,
ilerici ve yurttseverler, özgürlük ve barış yanlılarıdır.
Bu güçler, aynı filmi tekrar, tekrar seyretmemek için omuz
omuza vermeli, birlikte mücadele etmelidirler. Danıştay olayları
ve sonrasında yaşanan gelişmeler ve tartışmalar bu iş için
uygun bir ortam yaratmıştır. Bu ortamdan yararlanmanın başta
gelen şartı, Susurluk sürecinde yaşanan yanlışlıklardan dersler
çıkartmak, “otoriter laiklerin” ve kemalistlerin ekmeğine
yağ sürmekten kaçınmaktır.
Başta legal Kürt hareketi olmak üzere, yurtsever demokratik
Kürt hareketinin iş ve güçbirliği, sadece sözkonosu mücadelenin
başarısını kolaylaştırmaz. Aynı zamanda Kürt sorununun temelden
çözümü için de gereklidir.
|