SAL: 6
HEJMAR: 168
29 Ağustos 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Ali Haydar KOÇ'un eski yazıları için Tıklayın

Eyalet-Federasyon idaresi istemi ve Kürtler

Osmanlı Devleti’nde Kürt nüfusu

İttihatçıların Kürdistan’daki bazı siyasal uygulamaları (1913-1917)

Türkiye-İsrail ve Kürtler

Kürdistan’da Misyoner Çalışmaları-Harput

Alevi-Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşıkları (Aşuğlar)

Kürdistan’da Osmanlı Eğitiminin Genel Durumu

Kürt Kültürü Üzerine Bazı Düşünceler

Amele –Ölüm Taburları (1914-1918)

Türk Ordusu ve Kürdistan

Dış Mihraklar ve Dış Mihrakların Maşası kavramları Üzerine

Türkiye’de çok partili dönem ve Kürtler

Türkiye, devlet terörü, şiddet ve Kürdistan

Doğu Cephesine Dair (1916-1917)

Tarih yazıcılığı ve Kürtler

Güney Kürdistan, Irak ve Türkiye

Egemenlik kavramının Kürdistan’daki anlamı üzerine

Üç Siyasal Antlaşma-1926

Çaldıran Gazetesi-1914

Dağkapı (1925) ve Buğday Meydanının (1937) Hatırlattıkları

Kürt Köylüleri ve Unutulanların Coğrafyası

Şark Islahat Projesi (1914) ve Kürtler

İki Yüzlü Düşünenler

Tarihi eser, müzecilik ve Kürtler

Etnik Kavramı ve Kürtler

Chester Projesi ve Kürdistan

Kürtler ve Türk Milli Bayramları

Birinci Dünya Savaşı ve Kürt Çocukları

Kürtler, Arap Ülkeleri ve Filistin

Kürt Nüfus yapısına Türkiye’nin Yaklaşımı .I

Kürt Nüfus yapısına Türkiye’nin Yaklaşımı .II

Bitlis Kürt Milli Hareketi (1914)- 1

Bitlis Kürt Milli Hareketi (1914)- 2

ALİ HAYDAR KOÇ
alihaydar-koc@arcor.de
Ulusal Güvenlik Kavramı,Türkiye ve Kürtler

Bir devlet veya bir siyasal rejim, stratejik seviyede kendi siyasi, sosyal, dış/iç politik, ekonomik ve askeri çıkarlarını korumak ve geliştirmek için, yaptığı çalışmaların bütününü ulusal güvenlik kavramı çerçevesi içinde değerlendirerek ve uluslararası diplomatik ilişkilkileri de ulusal güvenlik siyasetine göre ayarlamaktadır. Dünyada, 1945’lerden itibaren kurumlaşmaya başlayan ulusal güvenlik kavramının, günümüzde ise, stratejik güvenliğin en üst yapısı ve toplam güvenliğin bir şemsiyesi konumuna geldiğini söylemek mümkündür. Ulusal güvenlik kavramını belirleyen politik faktörlerin başında, milli sınırlar ve milli çıkarlar gelmektedir. Ayrıca günümüzdeki teknolojik gelişmeler, ulusal güvenliğin siyasal kapsamı üzerinde önemli oranda değişikliklere yolaçmıştır. Artık dünyamızda, bir yandan konvansiyonel “tehdit” unsurları niteliksel olarak büyürken, diğer yandan da yeni olası “tehdit” unsurları ön plana çıkmaya başlamıştır. 21.yüzyıl uygarlık dönüşümünü etkileyen bilgi çağının da, ulusal güvenlik kavramının askeri, siyasal ve ekonomik alanlarını doğrudan etkilemesi kaçınılmaz bir olgu olarak görülmektedir. Sömürge uluslar açısından, ulusal güvenlik kavramı tarihte çoğunlukla olumsuzluklarla dolu bir siyasal süreci ifade etmiş/etmektedir. Bu konuya en iyi örneği ise, Türkiye’nin 1923’lerden beri Kürdistan’da uyguladığı Türk ulusal güvenlik politikaları teşkil etmektedir. Türkiye’de, ulusal güvenlik kavramına yüklenen anlam ve siyasal anlayış, Kürt olgusu dikkate alındığında, haksızlıklarla, olumsuzluklarla dolu bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Dünyada, Türk ulusal güvenlik anlayışına benzerlikler gösteren örnekler bulmak çok zordur. Bu günkü yazımda, Türkiye’nin kendi ulusal sınırlarını aşarak, bir başka ülke olan, sömürge Kürdistan’da uygulamaya çalıştığı Türk ulusal güvenlik sistemi ve bu sistemin kendisine tehdit unsuru olarak gördüğü Kürt ulusu üzerine kısaca bazı bilgiler vermeye çalışacağım.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1987’de düzenlenen “silahsızlanma ve kalkınma arasındaki ilişki üzerine uluslararası konferansı”ın sonuç bildirgesinde, ulusal güvenlik kavramına dair tanımlamaya yer vererek, ulusal güvenliğin askeri boyutuna; siyasal, ekonomik, sosyal ve insan haklarını da eklediğini görüyoruz. BM’in ulusal güvenlik konusunda şimdiye kadar aldığı bütün kararlar, dünyadaki belli ülke ve uluslar için bağlayıcı roller oynamış ve bir çok haksızlığı da ortadan kaldırmıştır. Ama BM’in bütün bu kararları, Kürt ulus olgusunu ve Kürdistan’daki yabancı ulusal güvenlik uygulamalarını hiç bir zaman etkilememiş ve Kürtler bu kararların dışında tutularak, görmezlikten gelinmiştir. BM’ler, Kürt meselesine Türkiye,’nin, İran’nın, Irak’ın ve Suriye’nin çıkarlarına göre yaklaşmış ve Kürt meselesini terör telaki ederek, bu ülkelerin ulusal güvenliklerini tehdit eden unsur olarak görmüş/görmektedir. Bu siyasal durumun ortaya çıkmasındaki temel neden ise, Kürtlerin uluslararası diplomasideki tecrübesizliklerinden kaynaklanmaktadır.

Türkiye, Misak-ı Milli programı ile 1923 sonrasında Kürdistan topraklarını işgal etmeyi öngörmüş ve 1925/38 arasında bu işgal programını gerçekleştirmiş, Kürdistan topraklarını daimi toprakları arasına katarak, buna göre bir ulusal güvenlik siyasetini oluşturmuştur. 1925’lerden itibaren sömürge Kürdistan’ı Türk ulusal güvenlik siyaseti açısından iç tehdit olarak algılayarak ön plana çıkaran Türkiye, uluslararası kuruluşlar nezdinde Kürtleri, Türk ulusal güvenliğini tehdit eden terörist/eşkiya ve gerici olarak nitelendirerek, propaganda etmiş/etmektedir. Öncelikle, Türkiye’nin bu haksız ulusal güvenlik propagandasının hiç bir gerçekçi tarafı da yoktur. Türk ulusal güvenliği açısından tehdit unsuru olarak görülen ve terörist olarak nitelendirilen Kürtler ise, işgal altındaki ülkelerini kurtarmak için, Türk ulusal güvenlik siyasetinin kendi topraklarında uygulanmasını istememektedirler.

Türkiye’de ulusal güvenlik konusunda alınan kararlar, Kürt olgusu dikkate alınarak kamuoyu önünde gizli tutulmaktadırlar. Buna rağmen, ulusal güvenlik siyaseti ile ilgili ilk somut bilgileri 1992 yılında “Türk milli güvenlik siyaseti belgesi” olarak kamuoyuna yansıyan bu gizli belgeden alıyoruz. Zaman zaman da ulusal güvenlik ile ilgili açık tanımlamaların da yapıldığı görülüyor. Örneğin; Anayasa’nın MGK’ye dair 118. Maddesine uyularak çıkarılan 2945 sayılı kanunda ulusal güvenlik şu şekilde tanımlanmaktadır:“Ulusal güvenlik’ devletin anayasal düzeninin, milli varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dahil bütün menfaatlerinin, her türlü iç ve dış tehditlere karşı korunması ve kollanmasını ifade eder.” Özellikle ulusal güvenlik tanımının, Anayasa’da değil de, askeri kanadın merkezi konuma sahip olduğu bir kuruluşun (MGK) kanununda yer almış olması dikkat çekicidir. Türkiye, sömürge Kürdistan topraklarında, Kürt ulusuna karşı gizli/açık bir şekilde terör faaliyetlerini daha rahat gerçekleştirebilmek için, ulusal güvenlik ile ilgili tanımın sınırlarını, Kürdistan’daki bütün sömürgeci siyasal etkinliklerini kapsayacak ölçüde geniş tutarak, ele almıştır. Örneğin; Anayasa, askeri-siyasal-ekonomik tedbirler, istihbari örgütlenme, ulusal varlık, ulusal bütünlük, Türkleştirme siyaseti, Türk hukukunun Kürdistan’da uygulanması gibi kavramlar, ulusal güvenlik siyaseti çerçevesi içine alınmıştır. Kürt olgusu söz konusu olduğundan, Türkiye’deki bu tanımlama yöntemi, iç/dış politika, ulusal güvenlik, savunma politikası gibi bir çok farklı kavramların birbirine karışmasına yolaçmış ve devletlerarası ulusal güvenlik tanımlamasından çok farklılıklar arzetmektedir. Türkiye’deki rejim, bölücü olarak nitelendirdiği Kürt sorununu, Türk ulusal güvenliğine yönelik birincil tehdit kabul ederek, bu anlayış çerçevesinde Kürdistan’da Jandarmaların komandolardan oluşturulması, özel timlerin yetiştirilmesi, özel harp dairesinin özel kuvvetler komutanlığına dönüştürülmesi, Polis ve istihbarat teşkilatında yenilikler yapması, korucu örgütlerinin oluşturulması” gibi önlemleri alarak hareket etmektedir.

Sonuç olarak, Türkiye’de ulusal güvenlik kavramının anlamı, Kürt ulusunu şiddet yolu ile denetimde tutmaya göre şekil almaktadır. Türkiye rejimi ve Türk aydınları, topraklarını işgal ettikleri Kürt ulusunu hem iç ve dış kamuoyunda hala terörist olarak propaganda etmekte ve kendi ulusal güvenliklerine tehdit unsuru olarak görmektedirler.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver