SAL: 6
HEJMAR: 168
29 Ağustos 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

MGK’nin yeni yıl hediyesi...

İspanyol General ve Ağca

Yavaş ama emin adımlarla ilerlemek...

Saygı Mı? Özgürlük Mü?

Aynaya Bakma

Buzdağının Ucu (Mu?)

Söyleyemediklerim ve yapmadıklarımız..

Arapsaçı

“Çeteler Cenneti”

Halepçe Olayları Neyi Gösteriyor, Neyi Gerektiriyor?

Acaba Öyle Mi?

Kansere Razı Etmek İçin Ölümle Tehdit Etmek

Güneyli Kürtlerin Büyük Sınavı

İpe Un Sermek

Sadak’ın Sadakati

Tek Yanlı Aşk

Süreç ve Önümüze Koyduğu Görevler

Erdoğan’ın Sınavı

Filmi Başa Sarmak

“İyi Çocuk”lar Cenneti..

Yanlışta Israr

Zeytin Dalı

Madımak

Ektiğini Biçmek!..

Şahinler ve Riyakarlar

Başbakan Doğru Söylemiyor

Hizaya Getirmek

Kirlenme, Çürüme Ve Çifte Standart

Yapışık Üçüzler

Enfal

 

MESUD TEK
 
“Qandil Gönüllüleri”

Hükümet ile kamu emekçileri sendikaları arasındaki toplu sözleşme görüşmeleri, görüşmelerde yaşanan uzlaşmazlıklar ve buna ilişkin memur eylemleri, basında geniş bir biçimde yer buluyor.

Memurlar taleplerini dile getirmek, kamuoyu oluşturup hükümet üzerinde baskı oluşturmak amacıyla sokaklara çıkıyorlar.

Kamu emekçilerinin haklarını savunmak ve hedeflerine ulaşmak amacıyla, gerekiyorsa eylem yapmaları onların en doğal hakları.

Buraya kadar bir sorun yok.

Sorun geçtiğimiz hafta sonu Ankara’da yapılan bir memur mitinginde atılan sloganlarda, taşınan bir flamada.

Türkiye’nin hemen her yerinden Ankara’ya gelen kamu emekçileri, ellerinde Türk bayrakları “bölücü terör örgütü” aleyhine sloganlar da atarak özlük ve demokratik haklarını talep ediyorlardı!..

“Bölücü terör örgütü”’nden kastın ne olduğunu söylemeye, bilmem gerek var mı?

Türk resmi görüşünde Kürtlerin en doğal ve temel halkarının “bölücülük”le, Kürtlerin her hak talebinin de “terör”le damgalandığı biliniyor.

Ve ne yazık ki Türk kamuoyunun çok önemli bir bölümü bu resmi görüşün etkisinde..

“Bölücü terör örgütü” aleyhine slogan atan kamu emekçisi (bilerek ya da bilmeyerek), meslektaşının, aynı masada çalıştığı Kürt, Laz, Çerkez ve öteki uluslardan memurların kendi diliyle konuşmasına, ulusal ve dini kimliğini özgürce yaşamasına, dilini ve kültürünü geliştirmesine karşı çıkıyor.

Memurların istemlerini kabul etmeyen, görüşmeleri çıkmaza sürükleyen “terör örgütü”ymüş gibi, kamu emekçileri, yırtınırcasına, histerik bir biçimde bölücü teröre lanet okuyorlar, ellerindeki Türk bayraklarını sallıyorlar.

Oysa Türk resmi ideolojisi ve bu ideolojinin gerektirdiği politikalarda ısrar, kamu emekçilerin lokmasını küçültüyor, onların açlık ve yoksulluk sınırında yaşamasına neden oluyor.

Kürt sorununun askeri çözümünde ısrar devam ettikçe, tankın, topun sayısı arttıkça, Kürdistan’dan yükselen bomba ve silah sesleri giderek yükseldikce, emekçilerin yaşam seviyesi de düşüyor.

Ve ne yazık ki yaşam seviyesi düşen emekçilerin çok önemli bir bölümü, lokmasını küçülten savaşlara karşı çıkacağına, mitinglerde taşıdığı bayrağın boyutunu büyütüyor.

Sokaklarda Kürtlere, hak ve özgürlük isteyenlere yönelik gerçekleştirilen linç eylemlerine karşı en azından sessiz kalıyor, bazan da linç seanslarında yer alıyor.

Ankara’da taşınan flamaların birinde “Kandil’e Gönüllüyüz” deniliyor.

“Kandil” ilk bakışta akla PKK’ye yönelik olarak düşünülen ve hazırlığı yapılan saldırıları getiriyor.

Oysa PKK üslerinin bahaneden öteye gitmediğini, asıl amacın Güney Kürdistan’daki Kürt ulusal kazanımları olduğunu, PKK bile dile getiriyor.

“Kandil’e Gönüllüyüz” demek, Kürdistan Bölge Hükümeti’ne, Kürdistan Parlamentosu’na karşı sefere çıkma, Güney Kürdistan’ı işgal etme arzusunun bir başka ifadesidir.

Kamu emekçilerinin bir bölümünün durumu böyle iken, ırkçılık ve şövenizmin etkisinde kalmışken, sosyalistler, devrimci ve demokratların durumu da maalesef pek farklı değil.

Onlar, emekçileri çıkarları doğrultusunda bilinçlendirme, onları şovenizme karşı eğitme yerine, bu aralar ABD’nin her dediğine karşı çıkmayla uğraşıyorlar.

Onlar, Türk kamu emekçilerini çözümün, Kandil’de değil Ankara’da olduğuna ikna etmek için daha fazla çaba sarfetmek yerine, Irak’daki mezhep ve etnik temizlik amacıyla gerçekleştirilen terör saldırılarının “direniş” olduğunu ispat etmekle meşguller.

Onlar, Türk emekçilerini, Kürtler başta olmak üzere ezilen, ulusal demokratik hakları gaspedilen halklar, ulusal demokratik haklarına kavuşmadıkça kendilerinin de kurtulamayacağı konusunda bilinçlendirip harekete geçireceklerine, Kocatepe’den yeniden “Milli Taaruzu” başlattırıyorlar; katıldıkları televizyon programlarında, salyalar saçarak ellerini masaya vurup Güney Kürdistan’a olan kin ve düşmanlıklarını kusuyorlar, devlete bir an önce kendi Kürdünü yaratmasını öneriyorlar.

Onlar, Filistinli ve Lübnanlı çocukların öldürülmesini protesto etmek amacıyla Lübnan sınırına çıkartma yaparlarken, aynı şeyi Türk ordusunun hemen hergün bombaladığı Kani Masi, Bamerne ve Berwari köyleri için düşünmüyorlar.

Uzatmaya gerek yok.

Gelişmeler, Türk sol, devrimci ve demokratik güçler içinde, kapı komşunun acısını da gören ve buna uygun davrananların sayısında artma yerine azalma olduğunu gösteriyor.

Oysa Kürtler her zaman güçlü, ülkenin ve bölgenin şartlarını kavramış, gerçekçi bir Türk sol ve demokratik hareketten yana oldular; böylesi bir hareketin Kürt sorununun çözümünde çok önemli roller üstlenebileceğini söylediler.

Ama ne yazık ki Türk devrimci ve demokratik hareketi bu noktadan bir hayli uzak.

Deyim yerindeyse bu hamur daha çok su kaldırır.

Bu nedenle önerilen Türkiyeli zeytindalı politikası gerçekci değil.

İlk aşamada Kürtler açısından Kürdi zeytindalı oluşturulmalıdır.

Kürdi zeytindalı, Kürt ulusal demokratik hareketine ivme kazandırmakla kalmayacak, aynı zamanda Türk sol, devrimci ve demokratik hareketin derlenip toplanmasına da yardımcı olacaktır.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver