Ortadoğu bölgesinde dış ve iç toplumsal çıkarların etkisiyle
1990’dan sonra büyük bir hızla değişen siyasal ve stratejik
dengeler, 20.yy’ın başından beri Fars, Türk ve Arap devletlerinin
hükümranlığında yaşamak zorunda kalan Kürt ulusunu, siyasal
ve milli anlamda etkileyerek, Kürt devletinin kurulmasının
önünü açmıştı. Ayrıca, Ortadoğu’ya yönelik gerçekleşen dış
koşulların etkisi, Kürtlerin uluslararası siyasal diplomaside
etkili olmalarının zeminini oluşturduğu gibi, kendi ulusal
taleplerini dile getirmede de kolaylıklar sağlamış/sağlıyor.
Genelde, Ortadoğu’ya ve özelde güney Kürdistan topraklarını
egemenliğinde tutan ve Kürtlere karşı soykırımlar gerçekleştiren,
Irak rejimine karşı ABD ve müttefiklerinin gerçekleştirdiği
körfez savaşları, aynı şekilde Kürtlerin iç ve dış ticari
ilişkilerini de önemli oranda etkileyerek, Kürtler arası
ve uluslararası yeni sosyal ve ekonomik ilişkilerin ortaya
çıkmasını da sağlamıştı.
Irak’ta ortaya çıkan bu siyasal değişiklikler, Kürtlerin
iç ilişkilerini devletleşmeye yönelik düzenlemede etkili
olmuş, ama bu ilişkilerin dış boyutu incelendiğinde, Kürtlerin
dış dünyaya karşı fazla diplomatik baskı/ilişki geliştiremediklerini
görmek mümkündür. 1990 yıllından sonra Ortadoğu’da Kürtlerin
ulusal çıkarlarıyla örtüşen bu siyasal koşullar, aynı şekilde
Türkiye, Suriye, İran sömürge devletlerinde, Kürdistan’ı
kaybetme korkusu yaratmış, Ortadoğu’da siyasal, ekonomik
ve geleneksel stratejik çıkarları olan Rusya, Fransa, Almanya
ve Çin gibi ülkelerde de siyasal rahatsızlıklar yaratmış
ve bütün bu rahatsızlıklar 1990’dan beri Irak’ın bütünlüğünün
korunması adı altında dile getirilerek, Kürtlerin devlet
kurma eylemine engel olmaya çalışmaktadırlar. Özellikle 1920’lerden
beri Arap, Türk ve Fars devletleriyle iyi ilişkiler kurarak,
Ortadoğu’da geleneksel bir siyasal çizgi izleyen Rusya, Kürtlerin
bağımsız devlet kurma fikrine, hiç bir şekilde olumlu bakmadığı
gibi, sürekli olarak Kürdistan’ı sömürgeleştiren devletleri
desteklemiştir. Kürt diplomasi tarihinde sık sık Batı Avrupa
ve ABD üzerinde zayıfta olsa bazı araştırmalar yapılırken,
buna karşılık Rusya’nın Kürtlere yönelik siyasi yönelimleri
fazla incelenmemektedir. Özellikle Rusya yönetiminin 1990-2006
arasında Kürt olgusu konusunda yaptığı açıklamalar, bir bütün
olarak araştırıldığında, Türkiye, Suriye, İran ve Irak yönetimlerinin,
Kürtlere karşı olan sömürgeci siyasetlerinden pek farklı
olmadığı ortaya çıkmaktadır.
SSCB’nin, 1990’dan sonra dağılmasıyla, Rusya topraklarında
on dört yeni bağımsız devlet kurulmuştu. On dört yeni bağımsız
devletin kuruluşunu tanıyan Rusya, aynı yıllarda Ortadoğu’da
devletleşmek isteyen Kürt toplumuna karşı ise, tam tersi
bir siyasal tavır izleyerek, Kürt konusunda İran, Suriye,
Türkiye ve Irak yönetimleriyle ortak hareket etmeyi tercih
etmektedir. Rusya’nın geleneksel Ortadoğu politikası, ağırlıklı
olarak, var olan devletler üzerinde geliştirilerek yürütülmüş
ve aynı siyasal yöntem günümüzde de değişmeyerek uygulanmaktadır.
Irak’ın bütünlüğünü savunma siyasetinde, Türkiye, Suriye,
İran ve diğer Arap ülkelerini kendi siyasal çıkarlarına yakınlaştırmak
istediği gibi, geleneksel siyasetinin gereği olarak, var
olan devletlerin yıkılmamasını istemektedir. ABD’ye karşı
Ortadoğu politikasında fazla etkili olamayan, Güney Kürdistan’da
var olan siyasal yönetime olumlu bakmayan Fransa ve Almanya,
Rusya’yı, İran ve Irak siyaseti konusunda destekleyerek,
Irak’ın bütünlüğünü korumaya çalışmaktadırlar. Rusya dışişleri
Bakanı yardımcısı Alexander Grushko, 26 Kasım 2006’da “Irak’ın
olası bölünmesi ufukta görünen bir tehlikedir” diyerek, tıpkı
Suriye, İran ve Türkiye’nin söyledikleri gibi, Irak’ın toprak
bütünlüğünün korunması gerektiğini dile getirerek,“Türk ortaklarımızın,
Kürt konusu ile ilgili kaygılarını paylaşıyoruz” diyen Gruşko,
devamla “Türkiye, Suriye ve İran, Irak’ın toprak bütünlüğünü
koruyarak, istikrar getirecek bir çözüm için sürece dahil
edilsin“ biçimindeki açıklamasıyla, Kürtlerin tekrardan sömürgeci
ülkelerin soykırımcı insafına teslim edilmesini önermekte,
bununla Kürt devletinin kurulma ihtimaline karşı çıkacaklarını
dünya kamuoyuna duyurmakta, Türk, İran ve Arap dostlarının
yanında olduklarının dile getirmektedir. Ortaasya, Kafkasya
ve Balkanlarda 1990’dan sonra yaklaşık olarak 25 yeni bağımsız
devletin kuruluşuna karşı çıkmayarak onaylayan Rusya, yaklaşık
yüzyıldır toprakları sömürgeleştirilen Kürtlerin, 21.yy.’da
bağımsız bir devlet kurmalarına şiddetle karşı çıkmayı tercih
etmesi, Kürt-Rus diplomasi ilişkilerinin birbirlerinden çok
uzak olduklarına işaret etmektedir. Almanya, Fransa ve Çin
gibi ülkeler de, Rusya’nın Irak’ın bütünlüğü konusunda izlediği
siyasette destekleyerek, yalnız bırakmayarak, Kürt devletinin
oluşumunu engellemeye çalışmaktadırlar. Özellikle Almanya
ve Fransa, AB ülkeleri nezdinde de, Kürt meselesine karşı
önemli roller oynamaktadırlar. Rusya’nın bu açıklamalarından
sonra, Türkiye Başbakanı, Kürtlerin devlet kurma tehlikesine
karşı önlemler almak için, daimi dostları olan Tahran, Şam
ve bir çok Arap ülkelerine işbirliği ve destek alma ziyaretleri
gerçekleştirdi. Özellikle 2007’de Kerkük vilayetinin Kürdistan’a
dahil edilmesi çalışmaları, Rusya, Almanya, Fransa, Türkiye,
İran, Suriye ve diğer Arap ülkelerini fazlasıyla kaygılandırmaktadır.
Irak’ın bütünlüğünü ısrarla savunan Rusya, Almanya ve Fransa,
Türkiye, İran ve Suriye’nin de dahil olduğu uluslararası
bir konferans talep etmektedirler. Günümüzün Lozan antlaşmasını
canlandırmaya çalışarak, Kürdistan devletinin kuruluş ihtimaline
engel olmaya çalışmaktadırlar.
Sonuç olarak, Kürtlerin geliştirdiği diplomatik ilişkiler,
Rusya, Almanya, Fransa ve Çin gibi devletleri etkileyemediği
gibi, Türkiye, İran ve Suriye’nin, Kürtlere karşı geliştirdikleri
diplomatik çalışmalar karşısında da fazlasıyla zayıf kalmaktadır.
Siyasal tarih açısından Ortadoğu’da işleyen siyasal sürece
bakıldığında, bu sürecin çözüme ulaşması için, yakın gelecekte
yapılacak uluslararası konferanslarda, Kürtlerin söz sahibi
olarak, katılımlarının şimdilik çok zayıf olacağı biçimindedir.
|