SAL: 6
HEJMAR: 159
27 Haziran 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Ali Haydar KOÇ'un eski yazıları için Tıklayın

Eyalet-Federasyon idaresi istemi ve Kürtler

Osmanlı Devleti’nde Kürt nüfusu

İttihatçıların Kürdistan’daki bazı siyasal uygulamaları (1913-1917)

Türkiye-İsrail ve Kürtler

Kürdistan’da Misyoner Çalışmaları-Harput

Alevi-Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşıkları (Aşuğlar)

Kürdistan’da Osmanlı Eğitiminin Genel Durumu

Kürt Kültürü Üzerine Bazı Düşünceler

Amele –Ölüm Taburları (1914-1918)

Türk Ordusu ve Kürdistan

Dış Mihraklar ve Dış Mihrakların Maşası kavramları Üzerine

Türkiye’de çok partili dönem ve Kürtler

Türkiye, devlet terörü, şiddet ve Kürdistan

Doğu Cephesine Dair (1916-1917)

Tarih yazıcılığı ve Kürtler

Güney Kürdistan, Irak ve Türkiye

Egemenlik kavramının Kürdistan’daki anlamı üzerine

Üç Siyasal Antlaşma-1926

Çaldıran Gazetesi-1914

Dağkapı (1925) ve Buğday Meydanının (1937) Hatırlattıkları

Kürt Köylüleri ve Unutulanların Coğrafyası

Şark Islahat Projesi (1914) ve Kürtler

İki Yüzlü Düşünenler

Tarihi eser, müzecilik ve Kürtler

ALİ HAYDAR KOÇ
alihaydar-koc@arcor.de
Etnik Kavramı ve Kürtler

Siyasal sorunların en önemli nedenlerinden biri sayılan etnik/azınlık kavramı,1930’ dan beri devletleri, büyük/küçük halk topluluklarını ve kıta birligi oluşturmaya çalışan AB ülkelerini hala çok hareketli bir şekilde meşgul etmektedir. Geçmişi çok eskilere dayanan bu kavram, Antik çağdan 21.yy’a kadar değişik biçimlerde ortaya çıkmış, değişik anlamlar alarak, zamanımızda da hala bir çok siyasal bilimcinin, hukukcunun ve sosyal kuramcının ilgisini çekmektedir. Tarihsel kökeni üzerinde de çokça durulan etnik olgusu, siyasal çıkarlara göre şekil almakta ve anlam bakımından da hala çelişkilerle doludur. Etnik temele dayanan sorunları/çatışmaları anlamak, açıklığa kavuşturmak ve çözüme yaklaştırmak bakımından da sıkça başvurularak incelenen bir konudur. Yaklaşık olarak 20.yy’ın başından itibaren etnik kavramı, farklı bilim dalları olan tarih, sosyoloji, felsefe, psikoloji, biyoloji, arkeoloji, antropoloji, teoloji ve siyaset bilimleri tarafından çoğunlukla milliyetçilik olgusuyla desteklenerek incelenmiş ve çeşitli nazariyelerle açıklanmaya çalışılmıştır.

Özellikle 1990’lardan sonra Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya gibi kriz bölgelerinde baş gösteren siyasal ve ulusal çatışmaların çıkış nedenlerinin etnik olguya dayanmaları, bu olguyu daha da güncelleştirmiş, konuya ilgi duyan bilimadamlarının ilgisini çekmiş, tarihi kökeni itibarıyla araştırma-inceleme konusu yapılmış ve bazı istisnalar hariç, hiç bir siyasal kaygı/ceza gözetilmeksizin en gerçekçi bir şekilde genişçe ele alınarak anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Etnik kavramı, ikinci dünya savaşında Hitler’in Yahudileri yok etme siyaseti ve Yugoslavya’nın (1990’larda) dağılmasıyla Balkanlarda yaşanan olaylar sonucunda, araştırmacılar tarafından “etnik temizlik“ olarak ele alınmış ve siyasal alanda geniş bir literatürün gelişmesini sağlamıştır. 1960’larda ABD’de devletin ve değişik ulusal kökenleri olan göçmen beyaz ırkçıların zencilere ve yerli kızılderililere karşı şiddet uygulamaları ile Güney Afrika’da zencilere yönelik ırkçı (Apartheid) eylemler, etnik kavramının bilim çevrelerinde en çok tartışıldığı dönemi teşkil etmektedir.

Türkiye’de etnik kavramı, Türkcülük ve ona bağlı olarak Türkiyelilik içinde görülerek dar bir şekilde ele alınmış ve bu siyaset ile diğer etnik ve ulusal halk toplulukları kültürleriyle birlikte yok sayılmıştır.Türkiye’de hala etnik kavramı sosyal bilimciler tarafından anlamı sınırlandırılarak bilinçli bir politika ile çok dikkatlice kullanılan siyasal olgulardan biridir. Etnik kavramının Türk milliyetçiliği çerçevesi içinde sınırlandırılarak asıl anlamının dışında kullanılmasının ana nedenlerinden birisi de, tam alakası olmamasına rağmen, sömürge Kürdistan ve Kürt sorunu olgusu oluşturmaktadır. Osmanlı devletinde “millet sistemi“ ile geniş ırkı ve inanç serbestisine sahip olan ulusal ve etnik gruplar, Türkiye Cumhuriyet’inde milliyetçi temele dayanan ırkçı bir siyaset ile başta Kürt ulusu olmak üzere bütün diğer etnik topluluklar, Türklük ve Türkiyelilik kavramları içinde kaybolmak zorunda bırakılmışlardı. Türkiye’nin kuruluşundan beri bu inkar siyasetini uygulayanların çoğunun Türk kökenli olmaması ve kendi etnik kökenlerini inkar eden kesimlerden oluşması, etnik halk topluluklarının inkarını kolaylaştırmış ve etnik kavramının siyasal anlamını daha karmaşık bir hale getirmiştir.

Diğer taraftan ABD’de İngiliz, Alman, İskoc, İrlandalı, Fransız, Portekiz’li, İspanyol, Avusturya’lı ve İtalyan göçmenler birleşerek, zencilere etnik temelde şiddet uygulamaları ile Türkiye’de Türk, Yahudi, Arnavut, Gürcü,Çerkez, Laz, Boşnak, Makedon, Rum ve Arap’lar gibi değişik etnik kökenlerden gelen göçmenlerin, kendi etnik kökenlerine ve Kürt ulusuna Türklük ve Türkiyelilik adına şiddet uygulamaları, göcçmenlik statüsü bakımından birbirıne çok benzerlikler göstermektedir. Türkiye’de, 1923’ten itibaren ırkçı temele dayanan ulusal devlet kültürünün ve ulusal devlet olma siyasetine dair sürecin, değişik etnik kökenlerden gelen şahsiyetler aracılığıyla uygulanarak yürütülmesi, etnik kavramına daha farklı anlamlar yüklemekte, etnik gruplara karşı sürekli şüpheci durumları gündemleştirmekte ve toplumsal ilişkilerin düzenlenişinde çatışmalarla dolu sıkıntılara yolaçmaktadır. Örneğin;Türkiye’de, cumhuriyet tarihi boyunca değişik ulusal/etnik kökenlilerin Türkçülük ve resmi ideolojinin fikirsel savunuculuğunu yapmaları, Türk aydınlarının gerçekçi düşünmelerini engellemekte, sürekli bir başkası gibi düşünmelerine yolaçmakta, kendi halkına güvensizlik beslemekte ve Kürt ulusu ile komşu olma siyasetinin oluşmamasına neden olmaktadır. Buna benzer güvensizlikler, Türk aydınını, batılı aydınlar karşısında ve kendine güvenen güçlü uluslar karşısında aşağılık kompleksine ittiğine dair bir sonuçta elde etmek mümkündür.

Ayrıca Türkiye’deki uluslaşma süreci etnik anlamda incelendiğinde Hırıstiyanlığın ilk yıllarında etnik olguya teolojik olarak yüklenen anlam ile Türkiye’de islamın Türklüğün hizmetine sunulması ve Türklük ile eş değerde anılması olguları arasında bazı siyasal yakınlıklar görmek de mümkündür. Örneğin, cumhuriyet tarihi boyunca, başta Kürdistan’da olmak üzere Cemevleri, Kiliseler ve diğer Yezidi dini gibi eski Kürt inanç/ibadet ve kutsal değerlerine tümden yasaklar getirilirken, buna karşılık muhafazakar Sunni İslam desteklenmiş, Türkçülüğün yayılmasında ve Kürtlere karşı kullanılmasında önemli bir araç olarak değerlendirilmiştir. Romalılar etnik anlamda muhafazakar Hırıstiyanlığı, imparatorluğun sürekliliği/güçlülüğü için propaganda malzemesi olarak kullanıyorlardı.

Türklük ve Türkiyelilik kavramlarını devletin desteğiyle yayılmasını sağlayan değişik etnik kökenlere sahip göçmen ve devşirme aydınlar, etnik kavramına dair gerçekçi anlamların dışına çıkarak ve bununla da yetinmeyerek, Kürt ulusu ve Kürdistan’da yaşayan diğer etnik halk toplulukları adına da düşünceler ortaya koyarak, onlar adına siyasal planlamalar yaparak ve onlara resmi ideoloji anlamında kontrollü ve sınırları yasalarla çizilmiş zorunlu bir yaşam biçimi sunmalarıyla, kendilerinin etnik kavramını nasıl anladıklarını ortaya koymaktadır. Yakın dönem Kürt siyasal tarihini inceledigimizde, Kürtler arasında da, Türkiye ile olan ilişkilerde, siyasal istekler bağlamında etnik kavramı konusu ulusalcılık kavramıyla karşılaştırıldığında, hala karmaşık bir siyasal sorun olarak görülmektedir.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver