SAL: 6
HEJMAR: 146
27 Adar 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Ali Haydar KOÇ'un eski yazıları için Tıklayın

Eyalet-Federasyon idaresi istemi ve Kürtler

Osmanlı Devleti’nde Kürt nüfusu

İttihatçıların Kürdistan’daki bazı siyasal uygulamaları (1913-1917)

Türkiye-İsrail ve Kürtler

Kürdistan’da Misyoner Çalışmaları-Harput

Alevi-Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşıkları (Aşuğlar)

Kürdistan’da Osmanlı Eğitiminin Genel Durumu

Kürt Kültürü Üzerine Bazı Düşünceler

Amele –Ölüm Taburları (1914-1918)

Türk Ordusu ve Kürdistan

Dış Mihraklar ve Dış Mihrakların Maşası kavramları Üzerine

ALİ HAYDAR KOÇ
alihaydar-koc@arcor.de
Türkiye’de çok partili dönem ve Kürtler

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin çok partili sisteme (1946) geçiş yapması, Türkiye’deki siyasal ve sosyal güçlere kendilerini partiler halinde ifade etme imkanı verdiği gibi, aynı zamanda Kürdistan’daki sömürge siyasetindeki gelişmelerin akışını değiştirmede ve belirlemede de birinci derecede rol oynamıştı. Kürtler, 1946’dan sonra çok partili rejim ile ilk defa seçim yolu ile kendi topraklarını sömürgeleştiren Türkiye Parlamentosu’na, Türk ulusu adına milletvekili göndermeye başladılar. Kürtlerin yararına olmayan bu ulusal ve siyasal davranış, günümüze kadar hala ilgi görmekte ve yakın dönem Kürt siyasi tarihinde egemen ulusun/devletin sömürgeci siyasi kültürünün Parlamento aracılığıyla Kürdistan’da kurduğu siyasal ilişkiler ağının bütün boyutlarını ortaya koymaktadır. Bu siyasal gelişme, yakın dönem Kürt siyasi tarihinde incelenmeye değer bir konudur. Türkiye’de çok partili dönemin başlaması, Türk ulusu için demokratik ve siyasal anlamda olumlu bir süreci başlatırken, sömürgeci konumda bulunan Kürt toplumu açısından tam tersi siyasal bir durumu ifade etmektedir. Buna benzer siyasi tarih alanlarında yapılacak araştırmaların tarihçilerden çok, siyasetçiler ve siyaset bilimiyle uğraşan kişilerin işi olduğunu, ama bu tür uğraşların Kürt toplumunda hala sorun olarak kaldığını belirtmekte yarar vardır.

Türkiye, Tek Parti/Tek Şef döneminde İtalya’daki faşist ideoloji rejimini örnek alarak, Osmanlı devlet sisteminin yerine yerleştirmeye çalışmış ve bu siyaseti İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar sürdürmüştü. Savaşın sonunda Türkiye, faşist iktidarların (İtalya-Almanya) yıkılması ve dış/iç siyasal baskıların etkisiyle çok partili rejimi kabul etmek zorunda kalmıştı. Kürt siyasi tarihi açısından ise bu siyasal değişim daha farklı ulusal/siyasal sonuçlar ortaya koymaktadır. Günümüzdeki zaman çizgisinin üzerinden biraz daha geriye baktığımızda, Kürtler 1946 yıllından sonra çok partili dönemde Türkiye Parlamentosu’na seçim yoluyla Kürt ulusunu tümden yok sayan,Türk ırkını temsil eden yabancı bir (TBMM) Meclise milletvekili göndemeye başladılar. Bu süreci kabul edip başlatan Kürtler, Türkiye Cumhuriyetinin Kürdistan’da(1925/38)gerçekleştirdiği soykırımların bizzat yaşayanları, canlı tanıkları, zorunlu sürgüne tabi tutulanları, çeşitli biçimlerde cezanlandırılanları ve yurtsuz bırakılanlarıdır. Türkiye’nin Kürtlere yönelik yürüttüğü savaşın külleri henüz daha soğumadan, savaşın siyasi yürütücüsü olan bir parlamentonun seçimlerine katılmak veya o parlamentoda mebus olarak çalışmak, Kürt siyasi tarihinin belkide en korkunç çelişkilerinden biridir.

1938’de Dersim milli hareketinden sekiz yıl sonra, Türkiye’nin şiddeti esas alan zorunlu uygulamaları sonucunda, Kürt toplumunun böylesi olumsuz bir siyasal süreci yaşamasının temel nedenleri üzerinde etraflıca bilgi sahibi değiliz. Çünkü 1946’da yaşayan Kürt siyasetcilerin, tanıkların ve tarihçilerin, bu dönemdeki Kürt ulusal düşüncesinin zayıflıkları hakkında günümüze kadar taraflı veya tarafsız eldeki verilere göre yazılı/sözlü olarak çok az bilgi aktarmaları, yakın dönem Kürt siyasi tarihi üzerinde çalışacak tarihçilerin kesin sonuçlar elde etmelerine engel teşkil etmektedir. 1950’den sonra TBMM’sinde mebus olan Kürt kökenliler, Kürdistan’ı Türk vatanı, Kürt ulusunu da Türk sayarak hareket etmişlerdi. Tarihi açıdan incelendiğinde, Türkiye’de çok partili dönemin başlaması, kürtlerin ekseriyetinde Türkçülük sınırları içinde olumlu siyasal bir ortamı yarattığı izlenimini alıyoruz. Aynı dönemde Kürtlerin çok küçük bir kesimi, Kürt meselesinin temelindeki nedenleri de , sömürgecilik anlayışıyla değil, geri kalmışlık olarak değerlendirmeye çalışmıştı. Bu siyasal düşüncenin Türkiye rejimi tarafından da destek gördüğü ve toplum içinde propaganda edildiği bilinen bir olgudur. Ki bu siyasl durum hala değişmiş değildir.

Ayrıca Kürtlerdeki bu siyasi oluşum, dünyadaki diğer ulusal kurtulus savaşlarıyla karşılaştırıldığında, diğerlerine nazaran çok farklı özellikler taşımakta, kendi toprağından, dilinden, kültüründen, tarihinden ve milli değerlerinden uzaklaşarak, ulusal karakter taşımayan bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Kürdistan’da 1950 ve sonrasındaki seçimlerde, sömürgeci Türkiye Parlamentosu’na,Türklük adına mebus olmak için aday olan kişilerin ve onlara oy veren Kürt seçmenlerin, Kürt ulusalcılığını fazlasıyla arka plana iterek,Türk rejimi tarafından Darahini, Diyarbakır, Ağrı ve Dersim’de yakılan evlerin küllerine bakarak, toplu bir şekilde katledilenlerin gömüldüğü toplu mezarları seyrederek, sömürgeci siyasal partiler ve parlamento için birbirleriyle mücadeleye girişmişlerdi. Türk siyasal partileri için aday olan kişilerin ve seçmenlerin birbirleriyle yabancı bir meclis için mücadele etmeleri, ulusalcılık düşüncesiyle bir uyumsuzluk arzetmektedir.

1990’dan sonra günümüze kadar Türkiye devleti, Kürdistan’da köyleri ve köy kültürünü yokedecek kadar askeri seferler düzenledi, binlerce köy yakıldı, milyonlarca Kürt göç etmek zorunda kaldı ve binlerce Kürt öldürüldü. Hala yakılmış köylerin küllerini görmek mümkün. Kürt siyasal partilerinin en zor koşullar altında verdikleri mücadelelere rağmen, hala Kürtlerin çoğunluğu sömürgeci Türkiye Meclisi’ne/partilerine ilgi duymakta, mebusluk ve oy potansiyeli olarak seçmenlik yapmakta ve 1950’lerde olduğu gibi kendi aralarında düşmanlıklara varacak kadar çekişerek, sömürgeci Türkiye partilerinin taraftarlığını yapmaktadırlar.

Sonuçta, Türkiye’nin Kürdistan’da kurduğu bu siyasal düzen ile Kürtlerin çoğunluğunun mebusluk ve seçmenlik adı altında bu siyasal oluşuma duyduğu ilgi geniş bir araştırmanın konusudur. Kürtler arasında, Kürt Ulusal Parlamentosu’nu oluşturma düşüncesinin hala cok zayıf bir olgu olduğunu söylemek mümkündür.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver