SAL: 6
HEJMAR: 172
26 Eylül 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Ali Haydar KOÇ'un eski yazıları için Tıklayın

Eyalet-Federasyon idaresi istemi ve Kürtler

Osmanlı Devleti’nde Kürt nüfusu

İttihatçıların Kürdistan’daki bazı siyasal uygulamaları (1913-1917)

Türkiye-İsrail ve Kürtler

Kürdistan’da Misyoner Çalışmaları-Harput

Alevi-Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşıkları (Aşuğlar)

Kürdistan’da Osmanlı Eğitiminin Genel Durumu

Kürt Kültürü Üzerine Bazı Düşünceler

Amele –Ölüm Taburları (1914-1918)

Türk Ordusu ve Kürdistan

Dış Mihraklar ve Dış Mihrakların Maşası kavramları Üzerine

Türkiye’de çok partili dönem ve Kürtler

Türkiye, devlet terörü, şiddet ve Kürdistan

Doğu Cephesine Dair (1916-1917)

Tarih yazıcılığı ve Kürtler

Güney Kürdistan, Irak ve Türkiye

Egemenlik kavramının Kürdistan’daki anlamı üzerine

Üç Siyasal Antlaşma-1926

Çaldıran Gazetesi-1914

Dağkapı (1925) ve Buğday Meydanının (1937) Hatırlattıkları

Kürt Köylüleri ve Unutulanların Coğrafyası

Şark Islahat Projesi (1914) ve Kürtler

İki Yüzlü Düşünenler

Tarihi eser, müzecilik ve Kürtler

Etnik Kavramı ve Kürtler

Chester Projesi ve Kürdistan

Kürtler ve Türk Milli Bayramları

Birinci Dünya Savaşı ve Kürt Çocukları

Kürtler, Arap Ülkeleri ve Filistin

Kürt Nüfus yapısına Türkiye’nin Yaklaşımı .I

Kürt Nüfus yapısına Türkiye’nin Yaklaşımı .II

Bitlis Kürt Milli Hareketi (1914)- 1

Bitlis Kürt Milli Hareketi (1914)- 2

Ulusal Güvenlik Kavramı,Türkiye ve Kürtler

Türkiye’nin dış politikası ve Kürtler –(1925-1938)

Bir propaganda dairesi olarak:Türk Tarih Kurumu

ALİ HAYDAR KOÇ
alihaydar-koc@arcor.de
Türkiye’nin Kürdistan’a yönelik memur politikası

Türkiye devletinin resmi tarihine dair şimdiye kadar ortaya çıkan bilgilere baktığımızda, Kürt toplumu ile olan ilişkisini genişliğine incelediğimizde, Kürdistan’daki siyasal uygulamaların ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkan kavramların gerçek anlamları karşılığında kullanılmadıklarını, Türkiye siyasal sisteminin çıkarlarına göre anlamlandırılıklarını ve ayrıca ana nedenlerinin bütün yönleriyle bilimsel veri ve araştırmalarla açıklığa kavuşturulmadığnı/ kavuşturulmak istenmediğini görüyoruz. Türkiye’nin bu konu üzerinde çok dikkatli durmasının temel nedenlerinden birisi de; sömürge ve iç sömürge kavramlarının, hem iç ve hemde dış kamuoyunda kullanılmasını önlemek idi. Şiddet temelinde gelişen bu politikalarda, T.C.’nın kısmi başarılar elde ettiğini söyliyebiliriz. Örneğin; Türkiye’nin ‘Doğu ve Güney Doğu Anadolu’ bölgesi/ Vilayetleri gibi kavramlar, bütün Türkler tarafından kullanıldığı gibi, hemen hemen bütün Kürtler tarafından da kullanılmaktadır. Türkiye ile ilişkileri olan, AB ülkeleri, Rusya, ABD veya çeşitli ortadoğu ve Asya ülkleri, Kürt bölgeleriyle ilgili resmi/gayri resmi toplantılarda aldıkları kararlarda, Türkiye’nin Doğu ve Güney doğu Anadolu’su olarak bahsetmektdirler. Yine dünyadaki çoğu bilimadamı, araştırmacı, gazeteci ve insan haklarıyla ilgilenen çeşitli kurumlar da aynı şekilde Kürdistan yerine, Türkiye’nin Doğu ve Güney Doğu bölgesi kavramını kullanmaktadırlar.

Türkiye’nin sömürge Kürdistan’daki önemli uygulamalarından biri olan “memur siyaseti” şimdiye kadar gerek Kürt ve gerekse Türkiye’li araştırmacılar tarafından pek düşünülüp ele alınmayan konular arasındadır. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından itibaren, çeşitli Kanuni tedbirlerle planlı bir şekilde Kürdistan’da uygulanan “memur siyasetinin” Türkiye’li araştırmacılar tarafından devletin yüce çıkarları düşünülerek işlenmemesi/topluma sapma fikirlerle yanlış aktarılması sonucunda, Kürdistan’da sömürge memurları kavramının yıllarca kullanılmamasına yolaçmıştı/açıyor. 1930’dan beri sömürge Kürdistan memurları yerine, Şark (mecburi) hizmeti kavramı kullanılmış ve günümüze kadar değerini yitirmeden hala kullanılmaktadır. Bu yazımda, Kürtler açısından yabancı -idari yapı- anlamında büyük bir sorun teşkil eden ve Türkiye’nin “Şark Hizmeti” adı altında yürüttüğü sömürge memurları siyaseti konusu üzerinde kısaca durmaya çalışacağım. Türkiye’den Kürdistan’a belli bir zaman süreci içerisinde sömürge memuru olarak, mecburi görev yapmak zorunda bırakılan memurlar acısından da Şark hizmeti” büyük sorunların ortaya çıkmasına yolaçmaktadır.

Türkiye cumhuriyetinin 1930’dan sonra Kürdistan’da en fazla ugraşmak zorunda kaldığı konulardan biri, Türk idari sistemini sömürge İllerde yerleştirecek görevli memurların durumu oluşturuyordu. Aynı yıllarda, Türkiye rejiminin isyan halinde olan Kürtlere güveni yoktu ve Kürtlerinde içinde olduğu bir memur siyasetini izleme gibi düşüncesi de yoktu. Sadece Türklerden oluşan memurların, Kürt bölgelerinde görev yapabilecekleri düşüncesi üzerinde duran Türkiye, bu fikir ile 1930’larda “Şark (mecburi) Hizmeti” yasasını çıkararak, Kürdistan’ın bütün İllerinde memur açığını kapatmaya çalışmıştı. Bu yasanın ana amaçlarından biri de, Kürt bölgelerinde siyasal kaygı ve korkulardan dolayı, Türkiye’den Kürdistan’a memur olarak gitmek istemeyen görevlileri baskı altına almak idi. Şark (mecburi) hizmetine ağırlıklı olarak Ordu mensubu olanlar, Emniyet teskilatinda, Mülki amirliklerde, Milli Eğitim, Sağlık, Maliye, Bankacılık, İstihbarat ve diğer idari alanlarda çalışanlar vs. tabi tutuluyordular. Şark hizmeti (sömürge Kürdistan) görevini yapmak istemeyen memurlar ise, bir yandan çeşitli idari koğuşturmalarla cezalara tabi tutuldukları gibi, diğer taraftan memuriyet görevlerine de son veriliyordu. Sömürge Kürdistan’da her memur için düşünülen mecburi hizmet, ilk başlarda iki ile beş yıl arasında değişiyordu. Şark Hizmeti yapmak zorunda bırakılan görevlilerin ekseriyetinin Kürdistan’da sömürge memurluğu süresince, ailelerini yanlarına almayı tercih etmemeleri ve çocuklarının Kürdistan doğumlu olmasını istememelerine dair olgular da dikkat çekicidir. Ayrıca bir çok sömürge memuru ilk defa “Şark (mecburi) hizmeti” esnasında Kürdistan’ın, Türkiye’ye ait olmayan başka ülke, Kürt ulusunun da başka bir ulus olduğunun farkına varıyordu. Şark Hizmeti kavramı içinde önemli olupta, gizli kalan/kalması istenen konulardan biri de, Türkiye’den Kürdistan’a mecburi hizmet adı altında çeşitli mesleklerden memurların cezalandırılarak, sürgün edilmesi idi. Devlet nezdinde cezalandırılarak Kürdistan’a sürülenlerin, Kürt toplumunu daha fazla baskı altına alabileceği düşüncesi hakim idi.

Devlet tarafından Şark mecburi hizmeti ile Kürdistan’a 1930’dan günümüze kadar gönderilen memurların çoğu geniş yetkilerle donatılmaktadır. Örneğin; Türkiye’de sınırlı yetkilere sahip olan bir askeri/mülki amir, Kürdistan’a gönderildiği taktirde topluma baskı oluşturma anlamında tam tersine geniş ve sınırsız yetkilere sahip olabiliyor. Türkiye, Şark (mecburi) Hizmetini daha çekici hale getirebilmek için de, memurlara çeşitli ek imkanlar da (konut, ek maaş, sosyal hizmet vs.) sunuyordu. Diğer taraftan Kürdistan memuriyeti esnasında, devletin sömürge politikasını tam uygulayarak, kürtlere zulüm yapan memurlar ise, çeşitli meslek katagorilerinde yüksek mevkilere terfi ettirilerek, ödüllendiriliyorlardı. Şark hizmeti ile 1930’larda Kürdistan’a atamaları yapılan memurların iki önemli görevleri vardı, birincisi Türkçülüğü kürtler arasında yaymak, ikincisi Kürtlerden devlete hizmet edebilecek yerli bir memur sınıfı yaratmak idi. Bu düşünce ile devlet 1950’lerden sonra sömürge Kürdistan’da kendisine hizmet eden ve günümüze kadar süresiz bir şekilde devam eden, yüksek rakamlara sahip bir memur/hizmetli sınıfı yaratmıştı.

Türkiye, Şark hizmeti ile Kürdistan’da memur politikasını belirleyerek, Kürt bölgelerinde Türk idari yapısını güçlendirmiş ve “Sömürge memurları” kavramının yerine “Şark hizmeti” kavramını yerleştirerek, Türk siyasal mekanizmanısını Kürdistan’da dinamik hale getirerek, işletmeye çalışmıştır. Türkiye’nin Kürdistan’a yönelik memur politikası, 1930’lardan beri Türkçülüğe hizmet edebilecek şekilde düzenlenmiş ve bu düzen günümüzde hala güçlü bir şekilde uygulanarak, Kürt ulusuna karşı baskı aracı olarak kullanılmaktadır.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver