Türkiye devletinin resmi tarihine dair şimdiye kadar ortaya
çıkan bilgilere baktığımızda, Kürt toplumu ile olan ilişkisini
genişliğine incelediğimizde, Kürdistan’daki siyasal uygulamaların
ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkan kavramların gerçek anlamları
karşılığında kullanılmadıklarını, Türkiye siyasal sisteminin
çıkarlarına göre anlamlandırılıklarını ve ayrıca ana nedenlerinin
bütün yönleriyle bilimsel veri ve araştırmalarla açıklığa
kavuşturulmadığnı/ kavuşturulmak istenmediğini görüyoruz.
Türkiye’nin bu konu üzerinde çok dikkatli durmasının temel
nedenlerinden birisi de; sömürge ve iç sömürge kavramlarının,
hem iç ve hemde dış kamuoyunda kullanılmasını önlemek idi.
Şiddet temelinde gelişen bu politikalarda, T.C.’nın kısmi
başarılar elde ettiğini söyliyebiliriz. Örneğin; Türkiye’nin
‘Doğu ve Güney Doğu Anadolu’ bölgesi/ Vilayetleri gibi kavramlar,
bütün Türkler tarafından kullanıldığı gibi, hemen hemen bütün
Kürtler tarafından da kullanılmaktadır. Türkiye ile ilişkileri
olan, AB ülkeleri, Rusya, ABD veya çeşitli ortadoğu ve Asya
ülkleri, Kürt bölgeleriyle ilgili resmi/gayri resmi toplantılarda
aldıkları kararlarda, Türkiye’nin Doğu ve Güney doğu Anadolu’su
olarak bahsetmektdirler. Yine dünyadaki çoğu bilimadamı,
araştırmacı, gazeteci ve insan haklarıyla ilgilenen çeşitli
kurumlar da aynı şekilde Kürdistan yerine, Türkiye’nin Doğu
ve Güney Doğu bölgesi kavramını kullanmaktadırlar.
Türkiye’nin sömürge Kürdistan’daki önemli uygulamalarından
biri olan “memur siyaseti” şimdiye kadar gerek Kürt ve gerekse
Türkiye’li araştırmacılar tarafından pek düşünülüp ele alınmayan
konular arasındadır. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından
itibaren, çeşitli Kanuni tedbirlerle planlı bir şekilde Kürdistan’da
uygulanan “memur siyasetinin” Türkiye’li araştırmacılar tarafından
devletin yüce çıkarları düşünülerek işlenmemesi/topluma sapma
fikirlerle yanlış aktarılması sonucunda, Kürdistan’da sömürge
memurları kavramının yıllarca kullanılmamasına yolaçmıştı/açıyor.
1930’dan beri sömürge Kürdistan memurları yerine, Şark (mecburi)
hizmeti kavramı kullanılmış ve günümüze kadar değerini yitirmeden
hala kullanılmaktadır. Bu yazımda, Kürtler açısından yabancı
-idari yapı- anlamında büyük bir sorun teşkil eden ve Türkiye’nin
“Şark Hizmeti” adı altında yürüttüğü sömürge memurları siyaseti
konusu üzerinde kısaca durmaya çalışacağım. Türkiye’den Kürdistan’a
belli bir zaman süreci içerisinde sömürge memuru olarak,
mecburi görev yapmak zorunda bırakılan memurlar acısından
da Şark hizmeti” büyük sorunların ortaya çıkmasına yolaçmaktadır.
Türkiye cumhuriyetinin 1930’dan sonra Kürdistan’da en fazla
ugraşmak zorunda kaldığı konulardan biri, Türk idari sistemini
sömürge İllerde yerleştirecek görevli memurların durumu oluşturuyordu.
Aynı yıllarda, Türkiye rejiminin isyan halinde olan Kürtlere
güveni yoktu ve Kürtlerinde içinde olduğu bir memur siyasetini
izleme gibi düşüncesi de yoktu. Sadece Türklerden oluşan
memurların, Kürt bölgelerinde görev yapabilecekleri düşüncesi
üzerinde duran Türkiye, bu fikir ile 1930’larda “Şark (mecburi)
Hizmeti” yasasını çıkararak, Kürdistan’ın bütün İllerinde
memur açığını kapatmaya çalışmıştı. Bu yasanın ana amaçlarından
biri de, Kürt bölgelerinde siyasal kaygı ve korkulardan dolayı,
Türkiye’den Kürdistan’a memur olarak gitmek istemeyen görevlileri
baskı altına almak idi. Şark (mecburi) hizmetine ağırlıklı
olarak Ordu mensubu olanlar, Emniyet teskilatinda, Mülki
amirliklerde, Milli Eğitim, Sağlık, Maliye, Bankacılık, İstihbarat
ve diğer idari alanlarda çalışanlar vs. tabi tutuluyordular.
Şark hizmeti (sömürge Kürdistan) görevini yapmak istemeyen
memurlar ise, bir yandan çeşitli idari koğuşturmalarla cezalara
tabi tutuldukları gibi, diğer taraftan memuriyet görevlerine
de son veriliyordu. Sömürge Kürdistan’da her memur için düşünülen
mecburi hizmet, ilk başlarda iki ile beş yıl arasında değişiyordu.
Şark Hizmeti yapmak zorunda bırakılan görevlilerin ekseriyetinin
Kürdistan’da sömürge memurluğu süresince, ailelerini yanlarına
almayı tercih etmemeleri ve çocuklarının Kürdistan doğumlu
olmasını istememelerine dair olgular da dikkat çekicidir.
Ayrıca bir çok sömürge memuru ilk defa “Şark (mecburi) hizmeti”
esnasında Kürdistan’ın, Türkiye’ye ait olmayan başka ülke,
Kürt ulusunun da başka bir ulus olduğunun farkına varıyordu.
Şark Hizmeti kavramı içinde önemli olupta, gizli kalan/kalması
istenen konulardan biri de, Türkiye’den Kürdistan’a mecburi
hizmet adı altında çeşitli mesleklerden memurların cezalandırılarak,
sürgün edilmesi idi. Devlet nezdinde cezalandırılarak Kürdistan’a
sürülenlerin, Kürt toplumunu daha fazla baskı altına alabileceği
düşüncesi hakim idi.
Devlet tarafından Şark mecburi hizmeti ile Kürdistan’a 1930’dan
günümüze kadar gönderilen memurların çoğu geniş yetkilerle
donatılmaktadır. Örneğin; Türkiye’de sınırlı yetkilere sahip
olan bir askeri/mülki amir, Kürdistan’a gönderildiği taktirde
topluma baskı oluşturma anlamında tam tersine geniş ve sınırsız
yetkilere sahip olabiliyor. Türkiye, Şark (mecburi) Hizmetini
daha çekici hale getirebilmek için de, memurlara çeşitli
ek imkanlar da (konut, ek maaş, sosyal hizmet vs.) sunuyordu.
Diğer taraftan Kürdistan memuriyeti esnasında, devletin sömürge
politikasını tam uygulayarak, kürtlere zulüm yapan memurlar
ise, çeşitli meslek katagorilerinde yüksek mevkilere terfi
ettirilerek, ödüllendiriliyorlardı. Şark hizmeti ile 1930’larda
Kürdistan’a atamaları yapılan memurların iki önemli görevleri
vardı, birincisi Türkçülüğü kürtler arasında yaymak, ikincisi
Kürtlerden devlete hizmet edebilecek yerli bir memur sınıfı
yaratmak idi. Bu düşünce ile devlet 1950’lerden sonra sömürge
Kürdistan’da kendisine hizmet eden ve günümüze kadar süresiz
bir şekilde devam eden, yüksek rakamlara sahip bir memur/hizmetli
sınıfı yaratmıştı.
Türkiye, Şark hizmeti ile Kürdistan’da memur politikasını
belirleyerek, Kürt bölgelerinde Türk idari yapısını güçlendirmiş
ve “Sömürge memurları” kavramının yerine “Şark hizmeti” kavramını
yerleştirerek, Türk siyasal mekanizmanısını Kürdistan’da
dinamik hale getirerek, işletmeye çalışmıştır. Türkiye’nin
Kürdistan’a yönelik memur politikası, 1930’lardan beri Türkçülüğe
hizmet edebilecek şekilde düzenlenmiş ve bu düzen günümüzde
hala güçlü bir şekilde uygulanarak, Kürt ulusuna karşı baskı
aracı olarak kullanılmaktadır.
|