SAL: 6
HEJMAR: 163
25 Temmuz 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Ali Haydar KOÇ'un eski yazıları için Tıklayın

Eyalet-Federasyon idaresi istemi ve Kürtler

Osmanlı Devleti’nde Kürt nüfusu

İttihatçıların Kürdistan’daki bazı siyasal uygulamaları (1913-1917)

Türkiye-İsrail ve Kürtler

Kürdistan’da Misyoner Çalışmaları-Harput

Alevi-Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşıkları (Aşuğlar)

Kürdistan’da Osmanlı Eğitiminin Genel Durumu

Kürt Kültürü Üzerine Bazı Düşünceler

Amele –Ölüm Taburları (1914-1918)

Türk Ordusu ve Kürdistan

Dış Mihraklar ve Dış Mihrakların Maşası kavramları Üzerine

Türkiye’de çok partili dönem ve Kürtler

Türkiye, devlet terörü, şiddet ve Kürdistan

Doğu Cephesine Dair (1916-1917)

Tarih yazıcılığı ve Kürtler

Güney Kürdistan, Irak ve Türkiye

Egemenlik kavramının Kürdistan’daki anlamı üzerine

Üç Siyasal Antlaşma-1926

Çaldıran Gazetesi-1914

Dağkapı (1925) ve Buğday Meydanının (1937) Hatırlattıkları

Kürt Köylüleri ve Unutulanların Coğrafyası

Şark Islahat Projesi (1914) ve Kürtler

İki Yüzlü Düşünenler

Tarihi eser, müzecilik ve Kürtler

Etnik Kavramı ve Kürtler

Chester Projesi ve Kürdistan

Kürtler ve Türk Milli Bayramları

Birinci Dünya Savaşı ve Kürt Çocukları

ALİ HAYDAR KOÇ
alihaydar-koc@arcor.de
Kürtler, Arap Ülkeleri ve Filistin

Arap devletlerinin ikinci dünya savaşından sonra Ortadoğu’da izledikleri uluslararası siyasal ilişkilerde, Kürt toplumunun ulusal hak taleplerini bu siyasal ilişkilerin dışında tutmaya özellikle özen gösteriyordular. Ayrıca Ortadoğu’nun son yüzyıllık tarihini incelediğimizde, İsrail’lilerden önce, Kürtler bölgede bulunan devletler tarafından istenmeyen ulus olarak görülüyordular. Arap devletlerinin, Türkiye’nin ve İran’ın uluslararası arenada geliştirdikleri siyasi ilişkiler, Kürt ulusu üzerinde baskı oluşturarak etkili olurken, İsrail’e karşı ise, tam aksine etkisini yitirerek, başarısız kaldığı ve İsrail ile işbirliği yapmaya zorlandıkları görülmektedir. Kürtlerin uluslararası ilişkileri çıkarları temelinde geliştirememeleri, bütüncül bir dış siyaset izlememeleri, tarihsel süreç içinde Kürt dış siyasetinin temel dinamaiklerini oluşturamamaları, Ortadoğu’da Arap, Fars ve Türkiye devletlerinin uluslararası ilişkilerde, kürtlere karşı her türlü siyasal üstünlük sağlamaları sonucunu doğurmuştur. Buna karşılık, İsrail’liler, sürgünde yaşayan Yahudi toplumuna ait insan kaynaklarını uluslararası ilişkilere kanalize ederek, dış ilişkilerde çok iyi bir şekilde kullanmaları, Arap devletlerinin geliştirdiği diplomatik ilişkilere karşı, üstünlük elde etmelerini sağlamıştır.

Kürtlerin Ortadoğu’da yaklaşık yüzyıldır ortaya koyduğu uluslararası ilişkiler ve dayanışma biçimleri, etki ve sonuçları bakımından, Kürtlerin aleyhine çok farklılıklar göstermektedir. Örneğin, 1949’dan beri Kürtlerin çoğunluğu İsrail’lilere karşı, Filistinliler ile dayanışma içine girerek, çeşitli eylemler ile desteklemişlerdi. Kürtlerin bu siyasal dayanışmalarına aynı duyarlılıkta karşılık göstermeyen Filistinliler, dış politik çıkarları gereği, Irak, Suriye, Türkiye ve İran ile dayanışma içinde olmayı tercih etmişler idi/ediyorlar. Kürtlerin gösterdiği bütün bu siyasal dayanışmalara rağmen, Araplar, Farslar ve Türkler tarafından açık veya gizli bir şekilde geliştirilen siyasal tavırlarla, Kürtler ve Yahudiler ortadoğu bölgesinde istenmeyen uluslar olarak değerlendirilmektedir.

Arap ülkeleri, yaklaşık olarak 1920’den beri batı Avrupa ülkelerinin, Rusya’nın, ABD’nin ve Arap devletlerinin bütününden oluşan “Arap ve İslam Ligasının” desteğiyle, Kürt ulusuna karşı Suriye ve Irak tarafından geliştirilen katliamları destekleyerek, çeşitli askeri ve diplomatik ilişkiler ile, Kürt halkının bağımsız bir devlet kurmalarını engelleme siyasetini izliyordular. Örneğin, Arap siyasetçileri ve aydınları, Filistin topraklarının yakın akrabaları Yahudiler tarafından işgal edildiğini,Filistinli, yaşlıların, gençlerin,çocukların ve kadınların bu haksız savaşta öldürüldüklerini, sıkça dile getirmektedirler. Arap ülkeleri, 1945’ten beri uluslarlarası önemli kuruluşlarda, Kürt toplumunun ulusal haklarının dile getirilmemesi için etkin siyasal çalışmalar yürüterek, Kürdistan’ı işgal eden Türkiye, İran, Irak ve Suriye ile ortak hareket etmektedirler. Diğer taraftan sömürge Kürdistan toprakları konusunda çelişkili siyasi fikirlere sahip olan Arap aydınları, Kenan topraklarını kutsallaştırarak, Filistin toplumu için düşündükleri özgür ve bağımısız bir devlet kurma hakkını savunmaları, buna bağlı olarak İsrail devletini protesto etmelerinin yanında, işgal altındaki Kürt toprakları için aynı siyasal duygu ve düşünceleri savunmadıkları gibi, tam aksine Kürtlere zulüm eden işgalci devletleri destekleyerek, onlarla işbirliğine girerek, Kürtlere karşı siyasal tavır almaktadırlar. Özellikle Ortadoğu’daki “Arap ve İslam Ligası”gibi siyasal oluşumlar İsrail’ın saldırılarına karşı, Filistin halkını desteklerken, Kürdistan’da ise saldırganlıklarıyla bilinen, Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi işgalci devletlere destek vermektedirler. Arap siyasetçileri ve aydınları için özgürlüğün ve bağımsızlığın sınırlarını olgusal olarak temel insani hakların elde edilmesi değil, islam dininin içinde gizlenen, toprağa bağlı milli çıkarlar belirlemektedir.

Ortadoğu’da sömürge Kürdistan olgusunu görmezden gelen ve ikili bir siyaset izleyen Arap, Türk ve Fars aydınları, 1949’dan beri İsrail’e karşı, Filistin halkını ve topraklarını savunarak, bir çok Kürt siyasetçi ve aydınının da desteğini alarak müslüman, sağcı, solcu ve komunist gibi siyasal fikirlerle, ortak siyasal tavırlar geliştirerek, Filistin topraklarındaki haksız işgalin giderilmesini istiyordular/istiyorlar. Kürtlerin de çeşitli düşüncelerle Kürdistan karşıtı, Filistin yanlısı grupların içinde yeralmaları, Kürtlerin uluslararası ilişkilerde kendi ulusal çıkarlarını pek önemsemediklerine işaret etmektedir. 20.yy boyunca Kürtlerin, geleneksel uluslararası siyasal tavır ve dayanışma eylemlerini kendi ulusal çıkarlarına göre değerlendiremeyerek, Arapların, Filistinlilerin, Farsların ve Türklerin hizmetine sunulan ve karşılığı olmayan tek taraflı kısır bir dış politika izledikleri görülmektedir.

Uzun yıllara yayılan bir diğer tarihi olgu ise, Türk siyasal partilerinin, yöneticilerinin ve aydınlarının, Filistin ile daynışma ve İsrail’e karşı protesto eylemlerini, çoğunlukla işgal altındaki Kürt topraklarında gerçekleştirmiş olmarıdır. Özellikle son bir haftadan beri İsrail’in Filistin ve Lübnan’a karşı başlattığı savaşa karşı, Türkiye’de hemen hemen bütün siyasal gruplar, partiler, dernekler, sendikalar, kitle örgütleri, ticaret odaları, bilim adamları, yazarlar, dini kurumlar ve aydınlar, protesto eylemleri gerçekleştirmektedirler. Protesto eylemlerinde yapılan bütün açıklamalarda, Filistin ve Lübnan halkının ulusal egemenlik hakklarına ve toprak bütünlüklerine saygı gösterilmesinin temel insani bir hak olduğu dile getirilmekte ve İsrail’in acilen işgal ettiği bölgelerden geri çekilmesi gerektigi biçimindeki düşünceleri kamuoyuna açıklamaktadırlar. Filistinliler için acil eylem çağrıları yapan çeşitli kitle örgütleri, aynı siyasal tavrı ve dayanışmayı, 1923’ten beri kendi devletleri tarafından işgal edilen Kürdistan toprakları için gösterememektedirler. Kürt illerinde, Kürt halkının da desteğini alarak gerçekleştirilen Filistin dayanışma eylemlerinde, işgal altındaki Kürt topraklarını milli çıkarları gereği görmezlikten gelen Türkçü toplum örgütleri, kendi devletlerinin Güney Kürdistan’a saldırı hazırlıkları yapmasını ise, sessiz veya sesli bir şekilde destekleyerek, ulusların temel egemenlik haklarına, ırkçı temelde nasıl bağlı olduklarını ortaya koymaktadırlar.

Ortadoğu’da geçen yüzyılın tarihi olaylarını bütün yönleriyle incelediğimizde, ulusal anlamda Kürtlerin ve Yahudilerin bölgede istenmediği sonucu karşımıza çıkmaktadır.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver