Arap devletlerinin ikinci dünya savaşından sonra Ortadoğu’da
izledikleri uluslararası siyasal ilişkilerde, Kürt toplumunun
ulusal hak taleplerini bu siyasal ilişkilerin dışında tutmaya
özellikle özen gösteriyordular. Ayrıca Ortadoğu’nun son yüzyıllık
tarihini incelediğimizde, İsrail’lilerden önce, Kürtler bölgede
bulunan devletler tarafından istenmeyen ulus olarak görülüyordular.
Arap devletlerinin, Türkiye’nin ve İran’ın uluslararası arenada
geliştirdikleri siyasi ilişkiler, Kürt ulusu üzerinde baskı
oluşturarak etkili olurken, İsrail’e karşı ise, tam aksine
etkisini yitirerek, başarısız kaldığı ve İsrail ile işbirliği
yapmaya zorlandıkları görülmektedir. Kürtlerin uluslararası
ilişkileri çıkarları temelinde geliştirememeleri, bütüncül
bir dış siyaset izlememeleri, tarihsel süreç içinde Kürt
dış siyasetinin temel dinamaiklerini oluşturamamaları, Ortadoğu’da
Arap, Fars ve Türkiye devletlerinin uluslararası ilişkilerde,
kürtlere karşı her türlü siyasal üstünlük sağlamaları sonucunu
doğurmuştur. Buna karşılık, İsrail’liler, sürgünde yaşayan
Yahudi toplumuna ait insan kaynaklarını uluslararası ilişkilere
kanalize ederek, dış ilişkilerde çok iyi bir şekilde kullanmaları,
Arap devletlerinin geliştirdiği diplomatik ilişkilere karşı,
üstünlük elde etmelerini sağlamıştır.
Kürtlerin Ortadoğu’da yaklaşık yüzyıldır ortaya koyduğu
uluslararası ilişkiler ve dayanışma biçimleri, etki ve sonuçları
bakımından, Kürtlerin aleyhine çok farklılıklar göstermektedir.
Örneğin, 1949’dan beri Kürtlerin çoğunluğu İsrail’lilere
karşı, Filistinliler ile dayanışma içine girerek, çeşitli
eylemler ile desteklemişlerdi. Kürtlerin bu siyasal dayanışmalarına
aynı duyarlılıkta karşılık göstermeyen Filistinliler, dış
politik çıkarları gereği, Irak, Suriye, Türkiye ve İran ile
dayanışma içinde olmayı tercih etmişler idi/ediyorlar. Kürtlerin
gösterdiği bütün bu siyasal dayanışmalara rağmen, Araplar,
Farslar ve Türkler tarafından açık veya gizli bir şekilde
geliştirilen siyasal tavırlarla, Kürtler ve Yahudiler ortadoğu
bölgesinde istenmeyen uluslar olarak değerlendirilmektedir.
Arap ülkeleri, yaklaşık olarak 1920’den beri batı Avrupa
ülkelerinin, Rusya’nın, ABD’nin ve Arap devletlerinin bütününden
oluşan “Arap ve İslam Ligasının” desteğiyle, Kürt ulusuna
karşı Suriye ve Irak tarafından geliştirilen katliamları
destekleyerek, çeşitli askeri ve diplomatik ilişkiler ile,
Kürt halkının bağımsız bir devlet kurmalarını engelleme siyasetini
izliyordular. Örneğin, Arap siyasetçileri ve aydınları, Filistin
topraklarının yakın akrabaları Yahudiler tarafından işgal
edildiğini,Filistinli, yaşlıların, gençlerin,çocukların ve
kadınların bu haksız savaşta öldürüldüklerini, sıkça dile
getirmektedirler. Arap ülkeleri, 1945’ten beri uluslarlarası
önemli kuruluşlarda, Kürt toplumunun ulusal haklarının dile
getirilmemesi için etkin siyasal çalışmalar yürüterek, Kürdistan’ı
işgal eden Türkiye, İran, Irak ve Suriye ile ortak hareket
etmektedirler. Diğer taraftan sömürge Kürdistan toprakları
konusunda çelişkili siyasi fikirlere sahip olan Arap aydınları,
Kenan topraklarını kutsallaştırarak, Filistin toplumu için
düşündükleri özgür ve bağımısız bir devlet kurma hakkını
savunmaları, buna bağlı olarak İsrail devletini protesto
etmelerinin yanında, işgal altındaki Kürt toprakları için
aynı siyasal duygu ve düşünceleri savunmadıkları gibi, tam
aksine Kürtlere zulüm eden işgalci devletleri destekleyerek,
onlarla işbirliğine girerek, Kürtlere karşı siyasal tavır
almaktadırlar. Özellikle Ortadoğu’daki “Arap ve İslam Ligası”gibi
siyasal oluşumlar İsrail’ın saldırılarına karşı, Filistin
halkını desteklerken, Kürdistan’da ise saldırganlıklarıyla
bilinen, Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi işgalci devletlere
destek vermektedirler. Arap siyasetçileri ve aydınları için
özgürlüğün ve bağımsızlığın sınırlarını olgusal olarak temel
insani hakların elde edilmesi değil, islam dininin içinde
gizlenen, toprağa bağlı milli çıkarlar belirlemektedir.
Ortadoğu’da sömürge Kürdistan olgusunu görmezden gelen ve
ikili bir siyaset izleyen Arap, Türk ve Fars aydınları, 1949’dan
beri İsrail’e karşı, Filistin halkını ve topraklarını savunarak,
bir çok Kürt siyasetçi ve aydınının da desteğini alarak müslüman,
sağcı, solcu ve komunist gibi siyasal fikirlerle, ortak siyasal
tavırlar geliştirerek, Filistin topraklarındaki haksız işgalin
giderilmesini istiyordular/istiyorlar. Kürtlerin de çeşitli
düşüncelerle Kürdistan karşıtı, Filistin yanlısı grupların
içinde yeralmaları, Kürtlerin uluslararası ilişkilerde kendi
ulusal çıkarlarını pek önemsemediklerine işaret etmektedir.
20.yy boyunca Kürtlerin, geleneksel uluslararası siyasal
tavır ve dayanışma eylemlerini kendi ulusal çıkarlarına göre
değerlendiremeyerek, Arapların, Filistinlilerin, Farsların
ve Türklerin hizmetine sunulan ve karşılığı olmayan tek taraflı
kısır bir dış politika izledikleri görülmektedir.
Uzun yıllara yayılan bir diğer tarihi olgu ise, Türk siyasal
partilerinin, yöneticilerinin ve aydınlarının, Filistin ile
daynışma ve İsrail’e karşı protesto eylemlerini, çoğunlukla
işgal altındaki Kürt topraklarında gerçekleştirmiş olmarıdır.
Özellikle son bir haftadan beri İsrail’in Filistin ve Lübnan’a
karşı başlattığı savaşa karşı, Türkiye’de hemen hemen bütün
siyasal gruplar, partiler, dernekler, sendikalar, kitle örgütleri,
ticaret odaları, bilim adamları, yazarlar, dini kurumlar
ve aydınlar, protesto eylemleri gerçekleştirmektedirler.
Protesto eylemlerinde yapılan bütün açıklamalarda, Filistin
ve Lübnan halkının ulusal egemenlik hakklarına ve toprak
bütünlüklerine saygı gösterilmesinin temel insani bir hak
olduğu dile getirilmekte ve İsrail’in acilen işgal ettiği
bölgelerden geri çekilmesi gerektigi biçimindeki düşünceleri
kamuoyuna açıklamaktadırlar. Filistinliler için acil eylem
çağrıları yapan çeşitli kitle örgütleri, aynı siyasal tavrı
ve dayanışmayı, 1923’ten beri kendi devletleri tarafından
işgal edilen Kürdistan toprakları için gösterememektedirler.
Kürt illerinde, Kürt halkının da desteğini alarak gerçekleştirilen
Filistin dayanışma eylemlerinde, işgal altındaki Kürt topraklarını
milli çıkarları gereği görmezlikten gelen Türkçü toplum örgütleri,
kendi devletlerinin Güney Kürdistan’a saldırı hazırlıkları
yapmasını ise, sessiz veya sesli bir şekilde destekleyerek,
ulusların temel egemenlik haklarına, ırkçı temelde nasıl
bağlı olduklarını ortaya koymaktadırlar.
Ortadoğu’da geçen yüzyılın tarihi olaylarını bütün yönleriyle
incelediğimizde, ulusal anlamda Kürtlerin ve Yahudilerin
bölgede istenmediği sonucu karşımıza çıkmaktadır.
|