Osmanlı devletinin son yüzyılında yoğun bir şekilde kendisini
gösteren gazeteler, değişik ulusların kendi haklarını propaganda
etmede önemli bir araç olarak kullanılıyordu. Osmanlıda basın-yayın
organları çoğunlukla gayr-i müslimlerin elinde idi. Aynı
süreci takip eden Kürt aydınları ve siyasetçileri gazeteciliğe
fazlasıyla ilgisiz ve uzak durmuşlardı. Bu ilgisizliğin ve
uzak durmanın temel sebepleri üzerinde şimdiye kadar herhangi
araştırmanın yapılmamış olması da ayrıca bir başka güncel
ilgisizliği karşımıza çıkarmaktadır. Osmanlı devletinde 1727
tarihinde ilk Matbaanın kurulmasıyla, belli sınırlar içinde
haberleşmeninde farklı iletişim araçlarıyla yapılmasının
önünü açmıştı. Yani haberleşme risalerle veya belli çevreler
için yabancı dilde çıkan gazeteler aracılığıyla yapılıyordu.
Matbaanın kurulmasından yaklaşık yüzyıl sonra 1828’de Kahire’de
Mısır valisi Mehmet Ali Paşa tarafından ilk defa Osmanlı
sınırlarında Türkçe-Arapça olarak „Vakayi-i Mısriyye“adlı
gazeteyi yayınlamıştı. Daha sonraları 1831’de Osmanlı yönetiminin
resmi gazetesi olarak çıkan Takvim-i Vekayi ise, Türkçe,
Fransızca, Arapça, Rumca ve Ermenice gibi değişik dillerde
yayınlanıyordu.
Osmanlı devletinin son devrinde basın alanında kendisini
gösteren önemli gelişmelerden biride, Osmanlı sınırları dahilinde
bulunan Balkan, Kuzey Afrika ve Vilayet-i Şarkiye bölgelerinde
bulunan vilayetlerde 1860’tan itibaren yoğun bir şekilde
çıkmaya başlayan yerel gazeteler oluşturmaktadır. Yerel basın
alanındaki gelişmelerde de Kürdistan’da veya dışında Kürtçe
veya Kürt sorununu başka dillerde gündeme getirebilen gazetelerin
çıkmayışı, dikkat çeken bir olgudur. Özellikle Kürt sorununun
en yoğun olduğu dönemlerde Kürtlerin genel/yerel basına ilgi
duymamaları, kendi dillerinde yayın yapmamaları, basın aracılığıyla
kendi aralarında iletişim kuramamaları ve sorunlarını dünyaya
duyurmamaları, bir çok soruyu ve sorunu beraberinde karşımıza
çıkarmaktadır. Türk, Arap, Ermeni ve Rumlar, (1860’da) gazeteleri
kendi dillerinde çıkararak, gazeteleri milli düşüncelerinin
kendi toplumları içinde yayılmasında önemli bir araç olarak
görüyorlardı. Aynı dönemlerde Osmanlı devletine karşı çeşitli
siyasal nedenlerle savaş halinde olan Kürtlerin, ihtiyaçları
olmalarına rağmen, gazeteciliğe ilgisiz kalmaları, basını
Kürtlere karşı çok iyi kullanan Osmanlıyı hem iç ve hemde
dış kamuoyunda daha avantajlı bir hale getirmişti. Bu günkü
yazımda genel ve yerel Osmanlı basını ile Kürtlerin değişik
nedenlerle basına duydukları ilgisizlik konusunu kısaca işlemeye
çalışacağım.
Osmanlı devletinde ilk etapta 19.yy’dan itibaren gayr-i
müslimlerin yaygın bir şekilde gazetelerin çıkmasında önayak
olmaları ve kendi dillerinde yayın yapmaları, onların yüzyılın
sonunda siyasal olarak daha da güçlenmelerine yolaçmıştı.1840’tan
sonra Ceride-i Havadis’in Türkçe olarak yayınlanmasıyla,
Türk dilinin Osmanlı sınırlarında güçlenmesine yolaçmış ve
Türk dilindeki bu gelişme, 1860’dan sonra Türkçe gazeteler
aracılığıyla Türk unsuru içinde daha da yaygınlık kazanmış
ve 20.yy’ın başlarında Türk milli düşüncesinin ortaya çıkmasında
ön ayak olmuştu. Özellikle Türkçe gazeteler ağırlıklı olarak
Kafkasya’da yayınlanıyorlardı. Rumlar ve Sırplar Balkanlarda
kendi dillerinde gazeteler çıkararak, sorunlarını çıkardıkları
gazeteler aracılığıyla dış dünyaya duyuruyorlardı. Doğu vilayetlerinde
Kürtler ile iç içe yaşayan Ermeniler yaşadıkları bütün vilayetlerde
kendi dillerinde ve Osmanlı Türkçesinde çeşitli gazeteler
çıkarıyorlardı. Arap milliyetçileri de Suriye, Mısır ve Lübnan
gibi bölgelerde Arap dilinde çeşitli gazeteleri yayınlıyorlardı.
1840’dan itibaren Kürt siyasetçileri, Osmanlı sınırlarında
değişik dillerde, değişik isimlerle değişik uluslar/azınlıklar
tarafından yayınlanan bir çok gazeteden büyük ihtimalle haberdar
idiler. En azından beraber yaşadıkları Ermenilerin çıkardıkları
gazetelerden haberleri vardı ve büyük ihtimalle Ermenilerin
çıkardıkları gazetelerin önemli bir okuyucu kesimini Kürtler
oluşturuyordu. Kürtlerin bulunduğu Vilayet-i Şarkiyenin Erzurum,
Van, Bitlis, Harput ve Diyarbakır’da, Ermeniler, Rumlar,
ve Osmanlı hükümeti (resmi gazete)tarafından hemen hemen
birer gazete çıkarılıyordu. Ama Kürtler kendi vatanlarında,
kendi dillerinde ve kendi siyasal sorunlarını dile getirebilecek
gazetelerden ve basımevlerinden kendilerini yoksun bırakmışlardı.
Örneğin: bir çok osmanlı vilayetinde çıkan yerel basın arasında
Kürtleri göremiyoruz; Beyrut’ta, Had ika al-Ah bar gazetesi(1860)
Türkçe- Arapça, Şam’da Suriye gazetesi(1865)Türkçe-Bulgarca
,Halep’te Gadirel-Fırat gazetesi(1867)Türkçe-Arapça, Girit’te
Girit gazetesi (1867) Türkçe-Rumca, Diyarbekir’de Diyarbekir
gazetsesi (1869) Türkçe-Ermenice ve Musul’da Musul gazetesi(1884)
Türkçe olarak yayınlanıyordular. Ayrıca Osmanlı devletinin
kırk vilayetinde 1860-1890 yılları arasında yaklaşık olarak
ellinin üzerinde yerel gazete yayınlanıyordu. Bahsi geçen
tarihler arasında Kürtçe gazetelere rastlamak mümkün değildir.
Kürt sorunun Osmanlı sınırlarında ilk defa ciddi anlamda
ele alarak dile getiren gazete ise, isviçre’de Dr.Abdullah
Cevdet tarafından 1896-1898 yılları arasında toplam 108 sayı
olarak yayınlanan Osmanlı gazetesidir. Osmanlı gazetesi aynı
zamanda o dönemlerde sürgünde bulunan İttihatçıların gazetesi
olarak da takdim ediliyordu. Osmanlı gazetesi aynı zamanda
1898’de Kürdistan gazetesinin çıkmasında etkili olmuş ve
Kürtlerin basın alanına ilgi duymalarını sağlayan gaztelerden
bir tanesidir.
Kürtlerin diğer uluslar/azınlıklar ve cemaatlerden farklı
davranarak basına ve gazeteciliğe ilgi duymamaları, günümüzde
Kürt arşiv ve kaynak araştırmalarında önemli bir boşluğu
yaratmış, Kürdistan’da eğitim, sanat ve meslek alanlarında
geriliğin ortaya çıkmasında da etkili olmuş ve Kürtler arasında
gazeteciliğe olan bu ilgisizlik, aynı zamanda o dönemlerde
aktif bir şekil alan Kürt meselesinin iç ve dış kamuoyuna
duyurulmaması anlamında da önemli oranda etkili olmuştur.
Kürtlerin 1898’den önce diğer cemaatlerden farklı davranarak,
gazeteciliğe yönelmemeleri, ilgi duymamları ve kendi dillerinde
kendi sorunlarını dile getirebilecek bir gazete çıkarmamalarının
ana nedenleri, konu ile ilgili araştırmaların eksikliğinden
dolayı, tam olarak bilinmiyor.
|