Irak Başbakanı Nuri El Maliki ve beraberindeki heyetin Türkiye
ziyareti, Kerkük sorunu bir kez daha gündeme taşımakla kalmadı,
aynı zamanda bazı gerçeklerin açığa çıkmasına da neden oldu.
Ziyaret sırasında düştüğü gülünç durum, Türk devletinin
gerçek yüzünü açığa çıkarmakla kalmadı, TC’nin Irak ve Kerkük’e
yönelik amaç ve planlarının yüze vurmasına yol açtı.
TC yöneticilerinin, Maliki’nin ziyareti esnasında gösterdikleri
tavırlarla dile getirdikleri görüşleri, onların Irak ile
iyi ilişkiler istemediğini ortaya koyuyor.
“Heyette niçin Türkmen temsilciler yok” diyerek, heyetin
oluşumuna müdahale edecek kadar pervasızlaşan TC Dışişleri
Bakanı’nın bu tavrı, en hafif değimle Irak’ın eğemenliğini
ayaklar altına almaktır.
TC Cumhurbaşkanı Sezer’in, Irak heyetini, Kerkük konusunda
söyledikleri ve oluşumunu gerekçe gösterip kabul etmemesi,
siyasi bir skandal olmasının yanısıra, devletin Kürt düşmanı
politikasının en üst düzeyde, bir kez daha ilan edilmesidir.
Bir daha böylesine üzücü durumlarla karşılaşmamaları için,
eğer kabul etme zahmetine katlanırlarsa, TC yöneticilerine
nacizane bir önerim var:
Ülkelerini ziyarete gelen heyet üyelerini kendileri seçsinler,
duymak istediklerini de heyet üyelerine dikte ettirsinler!..
**
Referandum sonucu kabul edilen Irak Anayasası’nın meşruluğu
tartışma götürmez.
Bunun yanısıra, Iraklı yetkililer, başta Kerkük olmak üzere
araplaştırma politikasına maruz kalan bölgelerle ilgili olarak,
Anayasanın 140. Maddesinin uygulanacağını defalarca dile
getirdiler.
Anayasa’nın ilgili maddesinin eksiksiz uygulanması konusunda
hiç bir tavız vermeyeceklerini söyleyen Güney Kürdistanlı
liderlerin dilinde tüy bitti.
ABD ve Irak’daki müttefikleri, her fırsatta, Kerkük’ün Anayasa
uyarınca çözülmesi gereken bir iç sorun olduğunu söylediler,
söylüyorlar.
Tüm bu ve benzeri gerçekler biliniyorken, Erdoğan’ın Irak
heyetiyle yaptığı görüşmede, Kerkük’e ilişkin söylediklerine
ne demeli?
Erdoğan, Kasımpaşalı hiddetiyle “Kerkük’de referandum olmaz”
demiş.
Kerkük’ün özel bir statüye kavuşturulmasını buyurmuş!..
Doğrusu ben bu ve benzeri şeyleri duyduğumda, TC yöneticilerini
anlamakta zorluk çekiyorum!.
Şimdiye kadar Kerkük’ün bir Türk kenti olduğu, Türkmenlerin
ezici çoğunluğu oluşturduğu propagandası yapılıyor, bu konuda
yemin billah ediliyordu.
Eğer bu doğruysa, TC yöneticileri niçin referandumdan korkuyorlar.
Hiddet ve de şiddetle referanduma karşı çıkıyorlar.
Sakın bu şiddet ve celal, referandumun, Çetin Altan’ın değimiyle
“Türk’e Türk propagandası yapıldığı”nın anlaşılmasına yol
açacağından duyulan korkudan kaynaklanmasın!..
“Kerkük’e özel statü isteyen Erdoğan, Iraklı ve Güney Kürdistanlı
yöneticilere bir iyilik yapmalı, nasıl bir statü istediğini
de söylemelidir.
Erdoğan bununla da yetinmeli, bir generali ya da İstanbul
Belediye Başkanı iken birlikte çalıştığı yakın arkadaşlarından
birini sömürge valisi olarak Kerkük’e de atamalıdır!..
**
TC yöneticileri, Kerkük’ün bir Kürt kenti olduğunu, Kürtlerin
bu kentte çoğunluğu oluştuğunu adı gibi biliyorlar.
Onlar çok iyi biliyorlar ki referandum sonucu başta Kerkük
olmak üzere Hanikin, Mendeli Şıngar ve Mahmur gibi kentlerde
yaşayanlar, Kürdistan Hükümeti sınırları içinde kalma doğrultusunda
bir irade ortaya koyacaklardır.
TC, öteki sömürgeci devletler ve bölge gericilerin tüm çabaları
bu nedenledir ve kaçınılmaz sonucu önlemeye yöneliktir.
Ama çabaları boşuna.
Korkunun eceli önleyemediğini bir kez daha görülecektir.
Çünkü Kerkük konusunda haklı olan onlar değil, Kürtlerdir.
Kerkük, tarihi, coğrafi ve etnik olarak bir Kürt kentidir
ve öyle de kalacaktır.
Kerkük’ün özgürlüğü için her türlü fedekarlığı yapan Güneyli
Kürtler, Kerkük’ün Kürt kimliğini korumak için de her şeyi
göze almışlardır.
Yakın dönem Kürdistan tarihi, Güneyli kardeşlerimiz bu konudaki
kararlığını gösteren gelişmelerle doludur.
Erdoğan başta olmak üzere tüm TC yetkilileri iyi bilmelidirler
ki sade bir Kürtten Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’ye
kadar, tüm Kürtler Kerkük konusunda aynı şeyi düşünüyorlar.
Bir başka ifadeyle Kerkük, hangi parçadan olurlarsa olsunlar,
Kürtlerin kırmızı çizgisidir.
Bu nedenle TC yöneticileri ülke, bölge ve uluslararası gerçeklerle
uyuşmadığı için giderek beyazlaşan kırmızı çizgilerinde israr
yerine, Irak Anayasası’na saygı göstermelidirler.
Bu, Türkmenlerin haklarını korumanın en iyi yoludur.
Çünkü, hiç bir biçimde Kerkük’ün Kürt kiliğini tartışmak
istemeyen Güney Kürdistan Siyasi Önderliği, kentin yönetimini,
kentte yaşayan dini ve etnik azınlıklarla paylaşmaya hazır
olduğunu defalarca dile getirdi; getiriyor.
Zaten Kerkük İl Yönetimi, kentte yaşayan tüm dini ve etnik
azınlıkları biraraya getiren Bırayeti (Kardeşlik) Listesi’nin
elindedir.
Türk hükümeti, “delegasyonların oluşumuna müdahale etmek”
gibi gülünç durumlara düşmek istemiyorsa, Bırayeti Listesi
ve bu listenin dayandığı ruh ve temeli desteklemelidir.
Her iki halkın çıkarına olan bu tavırın, aynı zamanda bölge
barışına büyük katkısı olacaktır.
|