SAL: 6
HEJMAR: 167
22 Ağustos 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

MGK’nin yeni yıl hediyesi...

İspanyol General ve Ağca

Yavaş ama emin adımlarla ilerlemek...

Saygı Mı? Özgürlük Mü?

Aynaya Bakma

Buzdağının Ucu (Mu?)

Söyleyemediklerim ve yapmadıklarımız..

Arapsaçı

“Çeteler Cenneti”

Halepçe Olayları Neyi Gösteriyor, Neyi Gerektiriyor?

Acaba Öyle Mi?

Kansere Razı Etmek İçin Ölümle Tehdit Etmek

Güneyli Kürtlerin Büyük Sınavı

İpe Un Sermek

Sadak’ın Sadakati

Tek Yanlı Aşk

Süreç ve Önümüze Koyduğu Görevler

Erdoğan’ın Sınavı

Filmi Başa Sarmak

“İyi Çocuk”lar Cenneti..

Yanlışta Israr

Zeytin Dalı

Madımak

Ektiğini Biçmek!..

Şahinler ve Riyakarlar

Başbakan Doğru Söylemiyor

Hizaya Getirmek

Kirlenme, Çürüme Ve Çifte Standart

Yapışık Üçüzler

 

MESUD TEK
 
Enfal

Saddam Hüseyin ve arkadaşları aleyhine açılan Enfal davası, 21 Ağustos günü başlayacak. Öyle anlaşılıyor ki kameralarımız çağunlukla mahkemeye dönük olacak ve mahkeme sonuçlanana kadar “Enfal” sözcüğünü sık sık duyacağız.

Kabul etmek gerekir ki, Kuzeydeki duyarlı Kürtlerin bile “Enfal” konusundaki bilgileri kısıtlı. Enfalın anlamı, Enfal politikasının nasıl uygulandığı ve sonuçlarıyla ilgili çok az şey biliyoruz.

Güney Kürdistan’da katliam ve soykırım denince aklımıza hemen Halepçe geliyor. 5 bini aşkın kişinin kimyasal silahlarla katledilmesi, onbinlercesinin yaralanması, kimyasal silahların neden olduğu hastalıkların, psikolojik ve sosyal sorunların bugün bile devam etmesi, doğal olarak akla Halepçe’yi getiriyor.

Oysa ortaya çıkan belgeler ve bilgiler, Halepçe Katliamı’nın, BAAS diktatörlüğünün Kürtleri soykırımdan geçirmek amacıyla hazırladığı büyük planın bir parçası, çok önemli bir aşaması olduğunu gösteriyor.

Son Enfal saldırısı, 22 Şubat 1988 tarihinde, YNK’ya ait merkezi üslerin bulunduğu Süleymaniye bölgesinde, özellikle Dola Cafeti (Caf Vadisi)’de başladı. 6 Eylül 1988 tarihinde, Zaho’da sona erdi.

BAAS diktatörlüğü belirtilen tarihler arasında, aşamalı olarak Zaho’dan Hemrin dağına kadar olan bölgede tek bir köy ve nahiye bırakmadı, hepsini yerle bir etti. Başta Qaladıze, Şıvan, Ahceler olmak üzere birçok kaza yakılıp yıkıldı. Bu bölgelerde yaşayan halkın bir bölümü İran, Türkiye ve az da olsa Suriye’ye sığındı. Bir bölümü büyük kentlere ve kentlerin çevresinde oluşturulan toplama kamplarında zorunlu iskana tabii tutuldu. Ve tesbit edilebilen 182 bini aşkın kişi ise kayıp!..

Kayıpların çok önemli bir bölümü toplu mezarlarda ortaya çıkıyor. Toplu mezarlarda bulunan eşyalar ve yapılan araştırmalar insanların diri diri toğrağa gömüldüklerini gösteriyor.

Kayıpların bir bölümünün, özellikle genç kız ve körpe bebelerin zengin Arap şeyh ve ailelerine satıldıkları, BAAS partisinin ileri gelenlerine cariye olarak sunuldukları, gece kuluplerinde çalıştırılmak üzere Mısır gibi ülkere gönderildikleri yeni yeni ortaya çıkıyor.

Araştırmalar, ana ve babalarından ayrılan çocukların askeri eğitim kamplarına gönderildiklerini, bazılarının büyük bir ihtimalle Saddam adına nufusa kaydettirilip “Saddam’ın Fedaileri”, “Saddam’ın Çocukları” adlı askeri birliklere verildiklerini ortaya koyuyor.

BAAS diktatörlüğünün Enfal geleneği 1988 yılı öncesine dayanıyor. 70’li yıllarda onbinlerce Feyli Kürt yerinden yurdunda edildi. 1983 yılında 8 bin Barzani erkeği, Suudi Arabistan-Irak sınırında katledilip toplu mezarlara gömüldüler.

Dile getirilmesi gereken bir başka gerçek de, sadece Kürtlerin Enfal edilmedikleridir. Güney Irak’da yaşayan Şiiler de en az Kürtler kadar Enfala kurban verdiler.

Enfal adıyla Kuran-ı Kerim’de birkaç süre var. Kuran’daki anlamı ne olursa olsun, Enfal Kürtler açısından tam bir soykırımı ifade ediyor. Bu nedenle Saddam ve arkadaşlarının Enfal suçuyla yargılanmalarının önemi, biz Kürtler açısından büyük.

Kürtler 19. ve 20. yüzyılda bir çok kez toplu katliama uğradılar, soykırıma tabii tutuldular. Onbinlerce Kürt toptan kurşuna dizildi, mağaralara doldurulup diri diri yakıldı, uçurumdan aşağı atıldı. Yaşar Kemal’in anlatımıyla Fırat’da sömürgecilerin döktükleri Kürt kanı aktı.

Kesilen Kürt kafası ve kulağını getirenler ödüllendirildiler. Ama bugüne kadar hiç bir devlet yöneticisi soykırım ve insanlık suçu nedeniyle yargılanmadı.

Bu alanda Saddam ve arkadaşlarının mahkemesi bir ilki oluşturuyor. Ve bu nedenle Saddam ve arkadaşlarının soykırım suçu işlemeleri nedeniyle mahkum edilmelerinin Kürtler açısından önemi çok büyük.

Elbetteki Saddam ve öteki başların soykırım suçu nedeniyle mahkum olmaları, Enfal kurbanlarını geri getirmez.. Ama BAAS rejimi yöneticilerinin soykırım suçuyla mahkum olmaları, en azından öteki sömürgecilerin uykularını kaçırır.

Halkımızı soykırıma tabii tutan öteki sömürgecilere uykuyu haram etmek de, biz Kürtlerin elinde. Bağdat’da görülecek Enfal davası, eger hem ülke içinde hem de uluslararası areneda sistemli bir çaba içine girilirse iyi bir fırsat olabilir.

Enfal davasında Saddam ve arkadaşlarının soykırım suçuyla mahkum edilmelerini sağlamak ve daha sonra bu karara dayanarak BM nezdinde Kürt soykırımının tanınması için çaba sarfetmek, yapılacakların başında geliyor.

Batısıyla, doğusuyla dünyanın çok önemli bir bölümü, Feyli Kürtler ve 8 bin Barzani erkeğinin Enfal edilmesi karşısında sessiz kaldığı acı ama gerçek. Bununla birlikte, hemen hemen tüm sanayi ülkeleri Irak’a silah ve öteki askeri malzeme satarak dolaylı da olsa 1988 yılında gerçekleştirilen Enfallerde suç ortağı durumuna düştüler.

Bu gerçeği bilmek ve aklımızın bir köşesine yazmak gerekir.

Çünkü uluslararası arenada çalışma yaparken bize lazım olacak.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver