Kürtler,1920’lerden sonra kendi toprakları üzerinde daha
iyi şartlar altında bağımsız ve özgür yaşamak için, coğrafyalarını
istila etmek isteyen Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı ulusal
başkaldırı hareketlerine başvurmak zorunda kalmışlardı. Bu
başkaldırılar, genellikle Türkiye tarafından büyük kıyımlarla
tasfiye edilmişti. Bu tasfiye/kıyım işlemleri sırasında Kürt
milli hareketlerine liderlik etmiş olanlar, Kürdistan’da
insanca yaşamak istemelerinin bedelini katledilerek ödemişlerdi.
Bu bedellerin ötesinde, belkide Kürt tarihinin en duygusal
ve en acılı sayflarından bir tanesini, katledilen Kürt liderlerinin
mezarsız, anıtsız, türbesiz bırakılarak, meçhul yerlerde
gizli tutulmalarıdır. Kürdistan’da yaşanan bu siyasal durum,
insanlığın en acılı gerçek hikayelerinden birini oluşturmaktadır.
Türkiye tarihinin en çok tabu haline getirilen konularından
birisi de,1925-38 tarihlerinde idam edilen Kürt liderlerinin
toplu mezarlarının belirsizliği ve tam olarak nerelerde gömülü
olduklarıdır. Türkiye’de bu gibi olguların üzerinde konuşmanın
ve topluma hatırlatmanın sert cezalandırılmasının özünde,
Kürtlere karşı işlenen kırım, katliam, sürgün ve siyasi cinayet
gibi olayların ortaya çıkarılmasını engellemek ve Kürt toplumunu
yaşanmış tarihi hafızadan yoksun bırakma amacını taşımaktadır.
Kürtdistan’ın artık konuşamayan şehitlerinin/ölülerinin,
başlarından neler geçtiğini, nerelerde toplu mezarlara gömüldüklerini
veya yakılan cesetlerinin küllerinin nerelere serpildigi
konusu, yaşayanlar tarafından izi aranmadığı sürece, sessizce
gömüldükleri çukurlarda, serpildikleri yerlerde gizli tutulacaklardır.
Türkiye resmi tarih araştırmalarında, Kürdistan’ı işgal
ederek Kürt liderlerini katledenler kahraman olarak tarihe
geçerken, katledilen Kürt liderler ise bir hiç ve hain olarak
anılmaktadırlar. Türkiye’nin yaşanmamışlar kategorisi içine
aldığı Şeyh Sait, Seyit Rıza ve onlarla birlikte katledilen
yüzlerce Kürt liderin toplu mezarlarının/küllerinin hala
nerelerde olduğu mechuldur. Türk yönetimi, Kürdistan’da katledilen
Kürt liderlerini tarihi gerçeklerin dışında tutarak ve onların
yok edilmesinden doğan boşluklarının yerine, uydurma hikayelerle,
fantezilerle, efsanelerle kahramanlaştırdıkları cenaze hırsızı
Türk yöneticilerini yerleştirerek, işgal topraklarında Kürt
çoçuklarına kendi resmi tarihlerini anlatmaktadırlar. Resmi
öykülerle, hikayelerle sömürge Kürdistan’da idam edilen Kürt
liderleri vatan haini ilan edilmiş, cenazeleri saklanmış
ve onlar dış güçlerin işbirlikçisi olarak ilan edilmişti.
Bununla tarihini unutmuş ve hafızasını kaybetmiş bir toplum
yaratmaya çalışan Türkiye, kendisinin yaptığı kırım, katliam
biçimindeki şiddet olaylarını gizlemeye da çalışarak, cesetlerini
gizlediği Kürt ulusal liderlerini aşağılamaktan da geri kalmamıştır.
Kürtler arasında gerek milli ve gerekse manevi anlamda kutsallık
derecesinde saygın bir yere sahip olan Seyit Rıza, Şeyh Sait
ve arkadaşlarının sürekli olarak aşağılanmasıyla, Kürtler
küçük düşürülmeye çalışılmıştır.
Buna karşılık kendi tarihleriyle başbaşa kalan Kürt tarihçiler,
ulusal liderlerinin cesetlerinin/yakılan küllerinin nerelerde
gizlendiği olgusu üzerinde şimdiye kadar ciddi anlamda araştırmalar
yapamamışlardır. Bu konu şimdilik karşımızda önemli bir soru
olarak durmaktadır. Ayrıca Diyarbakır Dağkapı Sineması’nın
yanında kazılan bir çukura toplu olarak gömülen Şeyh Sait
ve 47 arkadaşı ile Elazığ Buğday Meydanı’nda 11 Kürt lideriyle
birlikte idam edilen Seyit Rıza’nın anılarını Kürt toplumuna
hatırlatacak bir ulusal anıtın yapılmamış olması, Kürt tarihine
büyük bir eksiklik olarak geçmektedir. Örneğin; gazeteci
Ali Manaz 1970’lerden yaşanmış bir olayı şöyle anlatıyor:
“1970’lerde,Yenişehir (Diyarbakır) Sineması genellikle Yılmaz
Güney’ın filmlerini gösteriyor ve dolup taşıyordu. Bir gün
sinemanın önünde Yılmaz Güney’in afışlerine bakarken, ince
yapılı, uzun boylu, beyaz başörtüsü ve üstündeki fistandan
Lice ya da Hani tarafından olduğu anlaşılan, orta yaşlı bir
köylü kadın yaklaştı..., ...afişlerin bulunduğu panonun önüne
gelince,birden durakladı. Yandaki boş arsaya yönünü çevirip
ellerini göğe açtı. Dua etmeye başladı. Büsbütün şaşırmıştık.
Ne yapıyordu bu kadın? Duasını bitirinceye kadar bekledik…,Teyze
dedim. Ne var orda? Neye dua ettin? Sorumu yadırgamadı. Yol
soran birine cevap verir gibi bir ifadeyle: -Şeyh Sait Efendi
ve arkadaşları orada yatıyor, dedi. Başkaca hiç birsey demedi.
Şaşkınlık. Bilgisizliğimizin utancıyla, kalakalmıştık.” (A.Kahraman,
Kürt isyanları, s.142).
Bu cesaretli köylü Kürt kadınının ortaya koyduğu davranışın
altında vatan sevgisi ile birlikte Kürt tarihinin unutulmadığını,
Kürdistan için şehit olan mezarsız ulusal liderlerin sahipsiz
olmadıklarını ortaya koyduğu gibi, ayrıca önemli olanaklara
sahip Kürt siyaset dünyasına da ders verme anlamında iyi
bir örnek teşkil etmektedir. Türkiye bir taraftan katlettiği,
Şeyh Sait, Seyit Rıza ve diğer Kürt liderlerin cenazelerini
gizlerken, diğer yandan onları öldüren sömürgeci Türk askerlerinin
anıtlarını ve mezarlarını Kürdistan topraklarında yapmayı
da ihmal etmemektedir. Kürtlerin en çok ihtiyaçları olmalarına
rağmen, şimdiye kadar kendi tarihi değerlerinin üzerinde
ciddi çalışmalar yapmadıklarının en iyi örneğini; Yaşasın
Cumhuriyet ve yaşasın Türkiye sloganlarıyla 1925’te Diyarbakır
Dağkapı’da idam edilerek çukura gömülen Şeyh Sait ve 47 Kürt
lideri ile 1937’de Elazığ Buğday meydanında 11 arkadaşıyla
birlikte idam edilen Seyit Rıza için bir anıt veya mezar
taşı dikmemeleri ve o yerleri kutsallaştırarak saygı duyulacak
yerler haline getirmemeleri olgusu teşkil etmektedir.
Sonuç olarak, idam edilerek cenazeleri gizlenen ve mezarsız
bırakılan Kürt liderlerin suçu, Kürdistan devleti kurma istemi
ve buna bağlı olarak Türkiye sömürgeciliğini red etmeleri
idi. Türk tarihçileri ve Türkiye aydınları bütün bunları
bilmelerine rağmen, Kürt liderlerini yayınlarında hep hain
olarak yazarak, toplum içinde bunun propagandasını yaparak,
Kürdistan’da yaşanmış tarihi olguları- insani hak olmasına
rağmen, Kürt liderlerinin cenaze hırsızlıklarını bile görmezlikten
gelerek, yok saymayı tercih etmişlerdi.Yahudi toplumu Kudüs’te
yıkık bir duvarı topraklarını unutmamak için kutsal sayarak,
2000 yıl sonra İsrail devletini kurmayı başarırken, Kürtler
ise büyük bir tarihi unutkanlıkla Dağkapı ve Buğday Meydanı’nda
katledilen Şeyh Sait, Seyit Rıza ve diğer bütün Kürt liderlerinin
anılarını hatırlamayarak, Dağkapı ve Buğday Meydanı’nı kutsallaştıramamaktadırlar.
|