SAL: 6
HEJMAR: 154
23 Gulan 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Ali Haydar KOÇ'un eski yazıları için Tıklayın

Eyalet-Federasyon idaresi istemi ve Kürtler

Osmanlı Devleti’nde Kürt nüfusu

İttihatçıların Kürdistan’daki bazı siyasal uygulamaları (1913-1917)

Türkiye-İsrail ve Kürtler

Kürdistan’da Misyoner Çalışmaları-Harput

Alevi-Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşıkları (Aşuğlar)

Kürdistan’da Osmanlı Eğitiminin Genel Durumu

Kürt Kültürü Üzerine Bazı Düşünceler

Amele –Ölüm Taburları (1914-1918)

Türk Ordusu ve Kürdistan

Dış Mihraklar ve Dış Mihrakların Maşası kavramları Üzerine

Türkiye’de çok partili dönem ve Kürtler

Türkiye, devlet terörü, şiddet ve Kürdistan

Doğu Cephesine Dair (1916-1917)

Tarih yazıcılığı ve Kürtler

Güney Kürdistan, Irak ve Türkiye

Egemenlik kavramının Kürdistan’daki anlamı üzerine

Üç Siyasal Antlaşma-1926

Çaldıran Gazetesi-1914

ALİ HAYDAR KOÇ
alihaydar-koc@arcor.de
Dağkapı (1925) ve Buğday Meydanının (1937) Hatırlattıkları

Kürtler,1920’lerden sonra kendi toprakları üzerinde daha iyi şartlar altında bağımsız ve özgür yaşamak için, coğrafyalarını istila etmek isteyen Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı ulusal başkaldırı hareketlerine başvurmak zorunda kalmışlardı. Bu başkaldırılar, genellikle Türkiye tarafından büyük kıyımlarla tasfiye edilmişti. Bu tasfiye/kıyım işlemleri sırasında Kürt milli hareketlerine liderlik etmiş olanlar, Kürdistan’da insanca yaşamak istemelerinin bedelini katledilerek ödemişlerdi. Bu bedellerin ötesinde, belkide Kürt tarihinin en duygusal ve en acılı sayflarından bir tanesini, katledilen Kürt liderlerinin mezarsız, anıtsız, türbesiz bırakılarak, meçhul yerlerde gizli tutulmalarıdır. Kürdistan’da yaşanan bu siyasal durum, insanlığın en acılı gerçek hikayelerinden birini oluşturmaktadır. Türkiye tarihinin en çok tabu haline getirilen konularından birisi de,1925-38 tarihlerinde idam edilen Kürt liderlerinin toplu mezarlarının belirsizliği ve tam olarak nerelerde gömülü olduklarıdır. Türkiye’de bu gibi olguların üzerinde konuşmanın ve topluma hatırlatmanın sert cezalandırılmasının özünde, Kürtlere karşı işlenen kırım, katliam, sürgün ve siyasi cinayet gibi olayların ortaya çıkarılmasını engellemek ve Kürt toplumunu yaşanmış tarihi hafızadan yoksun bırakma amacını taşımaktadır. Kürtdistan’ın artık konuşamayan şehitlerinin/ölülerinin, başlarından neler geçtiğini, nerelerde toplu mezarlara gömüldüklerini veya yakılan cesetlerinin küllerinin nerelere serpildigi konusu, yaşayanlar tarafından izi aranmadığı sürece, sessizce gömüldükleri çukurlarda, serpildikleri yerlerde gizli tutulacaklardır.

Türkiye resmi tarih araştırmalarında, Kürdistan’ı işgal ederek Kürt liderlerini katledenler kahraman olarak tarihe geçerken, katledilen Kürt liderler ise bir hiç ve hain olarak anılmaktadırlar. Türkiye’nin yaşanmamışlar kategorisi içine aldığı Şeyh Sait, Seyit Rıza ve onlarla birlikte katledilen yüzlerce Kürt liderin toplu mezarlarının/küllerinin hala nerelerde olduğu mechuldur. Türk yönetimi, Kürdistan’da katledilen Kürt liderlerini tarihi gerçeklerin dışında tutarak ve onların yok edilmesinden doğan boşluklarının yerine, uydurma hikayelerle, fantezilerle, efsanelerle kahramanlaştırdıkları cenaze hırsızı Türk yöneticilerini yerleştirerek, işgal topraklarında Kürt çoçuklarına kendi resmi tarihlerini anlatmaktadırlar. Resmi öykülerle, hikayelerle sömürge Kürdistan’da idam edilen Kürt liderleri vatan haini ilan edilmiş, cenazeleri saklanmış ve onlar dış güçlerin işbirlikçisi olarak ilan edilmişti. Bununla tarihini unutmuş ve hafızasını kaybetmiş bir toplum yaratmaya çalışan Türkiye, kendisinin yaptığı kırım, katliam biçimindeki şiddet olaylarını gizlemeye da çalışarak, cesetlerini gizlediği Kürt ulusal liderlerini aşağılamaktan da geri kalmamıştır. Kürtler arasında gerek milli ve gerekse manevi anlamda kutsallık derecesinde saygın bir yere sahip olan Seyit Rıza, Şeyh Sait ve arkadaşlarının sürekli olarak aşağılanmasıyla, Kürtler küçük düşürülmeye çalışılmıştır.

Buna karşılık kendi tarihleriyle başbaşa kalan Kürt tarihçiler, ulusal liderlerinin cesetlerinin/yakılan küllerinin nerelerde gizlendiği olgusu üzerinde şimdiye kadar ciddi anlamda araştırmalar yapamamışlardır. Bu konu şimdilik karşımızda önemli bir soru olarak durmaktadır. Ayrıca Diyarbakır Dağkapı Sineması’nın yanında kazılan bir çukura toplu olarak gömülen Şeyh Sait ve 47 arkadaşı ile Elazığ Buğday Meydanı’nda 11 Kürt lideriyle birlikte idam edilen Seyit Rıza’nın anılarını Kürt toplumuna hatırlatacak bir ulusal anıtın yapılmamış olması, Kürt tarihine büyük bir eksiklik olarak geçmektedir. Örneğin; gazeteci Ali Manaz 1970’lerden yaşanmış bir olayı şöyle anlatıyor: “1970’lerde,Yenişehir (Diyarbakır) Sineması genellikle Yılmaz Güney’ın filmlerini gösteriyor ve dolup taşıyordu. Bir gün sinemanın önünde Yılmaz Güney’in afışlerine bakarken, ince yapılı, uzun boylu, beyaz başörtüsü ve üstündeki fistandan Lice ya da Hani tarafından olduğu anlaşılan, orta yaşlı bir köylü kadın yaklaştı..., ...afişlerin bulunduğu panonun önüne gelince,birden durakladı. Yandaki boş arsaya yönünü çevirip ellerini göğe açtı. Dua etmeye başladı. Büsbütün şaşırmıştık. Ne yapıyordu bu kadın? Duasını bitirinceye kadar bekledik…,Teyze dedim. Ne var orda? Neye dua ettin? Sorumu yadırgamadı. Yol soran birine cevap verir gibi bir ifadeyle: -Şeyh Sait Efendi ve arkadaşları orada yatıyor, dedi. Başkaca hiç birsey demedi. Şaşkınlık. Bilgisizliğimizin utancıyla, kalakalmıştık.” (A.Kahraman, Kürt isyanları, s.142).

Bu cesaretli köylü Kürt kadınının ortaya koyduğu davranışın altında vatan sevgisi ile birlikte Kürt tarihinin unutulmadığını, Kürdistan için şehit olan mezarsız ulusal liderlerin sahipsiz olmadıklarını ortaya koyduğu gibi, ayrıca önemli olanaklara sahip Kürt siyaset dünyasına da ders verme anlamında iyi bir örnek teşkil etmektedir. Türkiye bir taraftan katlettiği, Şeyh Sait, Seyit Rıza ve diğer Kürt liderlerin cenazelerini gizlerken, diğer yandan onları öldüren sömürgeci Türk askerlerinin anıtlarını ve mezarlarını Kürdistan topraklarında yapmayı da ihmal etmemektedir. Kürtlerin en çok ihtiyaçları olmalarına rağmen, şimdiye kadar kendi tarihi değerlerinin üzerinde ciddi çalışmalar yapmadıklarının en iyi örneğini; Yaşasın Cumhuriyet ve yaşasın Türkiye sloganlarıyla 1925’te Diyarbakır Dağkapı’da idam edilerek çukura gömülen Şeyh Sait ve 47 Kürt lideri ile 1937’de Elazığ Buğday meydanında 11 arkadaşıyla birlikte idam edilen Seyit Rıza için bir anıt veya mezar taşı dikmemeleri ve o yerleri kutsallaştırarak saygı duyulacak yerler haline getirmemeleri olgusu teşkil etmektedir.

Sonuç olarak, idam edilerek cenazeleri gizlenen ve mezarsız bırakılan Kürt liderlerin suçu, Kürdistan devleti kurma istemi ve buna bağlı olarak Türkiye sömürgeciliğini red etmeleri idi. Türk tarihçileri ve Türkiye aydınları bütün bunları bilmelerine rağmen, Kürt liderlerini yayınlarında hep hain olarak yazarak, toplum içinde bunun propagandasını yaparak, Kürdistan’da yaşanmış tarihi olguları- insani hak olmasına rağmen, Kürt liderlerinin cenaze hırsızlıklarını bile görmezlikten gelerek, yok saymayı tercih etmişlerdi.Yahudi toplumu Kudüs’te yıkık bir duvarı topraklarını unutmamak için kutsal sayarak, 2000 yıl sonra İsrail devletini kurmayı başarırken, Kürtler ise büyük bir tarihi unutkanlıkla Dağkapı ve Buğday Meydanı’nda katledilen Şeyh Sait, Seyit Rıza ve diğer bütün Kürt liderlerinin anılarını hatırlamayarak, Dağkapı ve Buğday Meydanı’nı kutsallaştıramamaktadırlar.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver