Türkiye tarihinde 1923–1960 yılları arasında, devletin denetimi
ile geliştirilen milli edebiyat romancılığı, Anadolu’da öteki
olarak bilinen azınlıklar üzerinde bir asimilasyon aracı
olarak kullanılmış ve Osmanlı devletinin son dönemlerinde
ortaya çıkan Türk romancılığından çok farklılıklar da göstermektedir.
Türk roman yazıcılığı, cumhuriyet devrinde milli Türk devletinin
diğer Türk olmayan gruplar üzerinde siyasal ve kültürel üstünlük
yaratmanın en önemli araçlarından biri olarak görülmüştü.
Osmanlı devleti döneminde Anadolu’da yaşayan Kürt, Rum, Bulgar,
Arnavut, Çerkez, Boşnak, Ermeni ve Yahudi edebiyatının asimile
edilmesinde, bozulmasında ve Türk kültürüne kanalize edilmesinde,1930’lu
yılların milli Türk Romancılığı fazlasıyla etkili olmuş ve
bu gruplara ait kültürlerin yok edilmesi için resmi devlet
ideolojisinin önemli bir siyasal gücü olarak değerlendiriliyordu.
Örneğin; Peyami Safa ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun yazdıkları
milli muhafazakar romanlar, devlet resmi ideolojisinin roman
yazıcılığı üzerindeki etkinliğini en şekilde ortaya çıkarmaktadırlar.
Aynı zamanda Türk Romanını 1923’ten sonra tek bir ulusun
sesi haline getiren yazarların çoğu Osmanlı devletinin son
döneminden kalma idi ve bazılarının daha önce milli roman
yazmamış olmalarına rağmen, cumhuriyet döneminde birdenbire
farklılaşarak, diğer ulus/azınlıkların edebi kültürlerini
görmezlikten gelerek, tek bir ulusun kültürüne hizmet etmeleri,
devletin edebiyat üzerindeki acımasız etkinliğine işaret
etmektedir.
Türkiye devleti, Lozan antlaşmasıyla batılı devletlerin
desteğiyle Kürdistan’ı sömürgeleştirdikten sonra, Kürdistan’da
Türk siyasi, idari, hukuki, sosyal, kültür ve eğitimini şiddet
yoluyla yerleştirme çabalarının yanında, Mezopotamya tarihinin
en eski ve en köklü kültürüne sahip olan, Kürt edebiyatını,
1930’lı yıllardan itibaren, Türk milli romancıları aracılığıyla
asimile ederek, Türkçü bir anlayışın geçmişi olarak toplum
içinde propaganda etme siyasetini takip ediyordu. Cumhuriyetin
ilk yıllarında, Kürt edebiyatının asimile edilmesiyle yetinmeyen
Türkiye, aynı şekilde sömürge politikasının Kürdistan’da
güçlenmesi içinde, modernlik adı altında Kürt edebi kültürünün
aşağılanması da, yazılan romanlar aracılığıyla propaganda
ediliyordu.1930’lardan sonra gelişen Türk milli muhafazakar
romancılığının önemli amaçlarından birisini, sömürge Kürdistan’da,
Kürt edebi değerlerini yok etme, aşağılama, Kürt toplumunu
roman yazıcılığıyla, Türk diline kanalize etme, Kürt edebiyatını,
Türk edebiyatı olarak toplum içinde yayma, Kürtleri köklü
edebi tarihlerinden uzaklaştırma ve bir bütün olarak sömürgeci
ulus kültürünü Kürdistan’da yaygınlaştırma siyaseti oluşturuyordu.
Genel olarak cumhuriyet devrinin ilk yıllarından itibaren
yazılan Türk romanlarını yakından incelediğimizde, hiç birinde,
Kürdistan’da var olan sömürgeci anlayıştan bahsedilmediği
gibi, tam aksine Kürt edebiyatı ve kültürü gerici unsur olarak
romanlarda karakterize edilmektedir. Örneğin; Kürdistan’daki
toprak sahibi ağalar ile aşiret reisleri, seyitler/şeyhler,
Kürt beyleri, Kürt köylüleri ve kent kökenli Kürt soyluları,
yanı özellikle Kürt milliyetçiliğine eğilimi olan kesimler,
Türk romanlarında birer zalim olarak karakterize edilmekte,
bunlar anlamında, Kürt kültürü aşağılanırken, buna karşılık
Ankara rejiminden aldıkları sınırsız yetkilerle sömürge Kürdistan’da
katliam ve zulüm yapan genel müfettişler, valiler, kaymakamlar,
ordu ve polis teşkilatı mensupları ise, yüceltilerek, romanlarda
birer kahraman olarak anlatılmaktadırlar.
Kürdistan’daki ağaların zulmünü romanlarına konu eden Türk
edebiyatçıları, Ankara hükümetinin, Kürdistan’da gerçekleştirdiği
katliam ve zulümleri görmek istemeyerek, romanlarına hiç
bir şekilde konu etmemeleri, Türk edebiyatçılarının, Kürdistan
konusunda ne kadar muhafazakar ve gerici olduklarına işaret
etmektedir. Örneğin; Yaşar Kemal’in İnce Memedi, Kemal Tahir’in
Rahmet Yolları Kesti, Kemal Bilbaşar’ın Cemo, Hasan Kıyafet’in,
Gominis İmam ve Timur Karabulut’un Cepel Dünya adlı romanlarında,
Kürdistan’daki ağaların zulmü dile getirilirken, Türkiye’yi
sömürge Kürdistan’da temsil ederek, katliam ve zulümler yapan
genel müfettişler, valiler, askeri ve polis temsilcileri
ise gerçek anlamda romanlarda işlenerek, karakterize edilmemektedirler.
Türk romancılığında, Kürt ağalarının, beylerinin, seyitlerinin
ve şeyhlerinin fazlasıyla karakterize edilerek işlenmesi,
sömürge olgusunu unutturma gayesine hizmet ettiğini söylemek
mümkündür.
1930’larda Türk romancıları Kadro dergisi aracılığıyla,
İngiltere, İspanya, Belçika, Fransa, Hollanda ve Portekiz’in
Asya, Afrika ve Latin Amerika’da yarattıkları sömürgeci edebiyat
ve eğitim, çok sert bir şekilde eleştirilirken, Türkiye’nin,
Kürt edebiyatına karşı izlediği acımasız siyaset ise övgülerle
anlatılmakta ve Kürt edebiyatı söz konusu olduğunda, ikiyüzlü
davranmakta hiç bir sakınca görmemişler idi. Örneğin; Fuad
Köprülü, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan ve Hüseyin Namık
Orkun tarafından yazılan Türk destanları, Kürdistan’ın her
yerine devlet tarafından dağıtılıyordu. Kürt ulusal edebiyatını
tümden yok sayan Türkiye’nin kurucusu; Türk edebiyatı konusundaki
düşüncelerini şöyle açıklıyordu: “Türk çocuğu konuşurken,
onun beyan ve anlatış tarzı, Türk çocuğu yazarken, onun ifade
üslubu, kendisini dinleyenleri, onun yürüdüğü yola götürebilecek
bu kabiliyeti sayesinde Türk çocuğu kendisini dinleyen veya
yazısını okuyanları, peşine takarak yüksek Türk ülküsüne
iletebilecek, ulaştırabilecektir“ Türk roman yazıcıları,
Kürdistan’da Türk ülküsüne ulaşma anlayışı ile hareket ederek,
Kürt edebi değerlerini asimile etme yoluna gitmişler idi.
Sonuç olarak, Türkiye’de tarihi anlamda, Türk romanını incelediğimizde,
Kürt edebiyatının asimile edilmesi gayesi taşıdığı gibi,
Kürt ulusal meselesini de ağa, şeyh, seyit, bey ve aşiret
reisi ile Kürt köylüsü arasındaki ekonomik ve sosyal çelişkilere
dayanan basit bir sorun olarak gösterilmesi çabası taşıdığını
görüyoruz. Türkiye’deki milli roman yazıcılığı ekseriyetten
günümüzde 1930’ların anlayışıyla yapılmakta ve sömürgeci
ulusa ait edebiyat ve eğitimin, sömürge Kürt topraklarındaki
faaliyetleri, Türk roman yazıcılarının halen uzak durmak
istediği konular arasında yer almaktadır.
|