SAL: 6
HEJMAR: 183
21 Aralık 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Ali Haydar KOÇ'un eski yazıları için Tıklayın

Eyalet-Federasyon idaresi istemi ve Kürtler

Osmanlı Devleti’nde Kürt nüfusu

İttihatçıların Kürdistan’daki bazı siyasal uygulamaları (1913-1917)

Türkiye-İsrail ve Kürtler

Kürdistan’da Misyoner Çalışmaları-Harput

Alevi-Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşıkları (Aşuğlar)

Kürdistan’da Osmanlı Eğitiminin Genel Durumu

Kürt Kültürü Üzerine Bazı Düşünceler

Amele –Ölüm Taburları (1914-1918)

Türk Ordusu ve Kürdistan

Dış Mihraklar ve Dış Mihrakların Maşası kavramları Üzerine

Türkiye’de çok partili dönem ve Kürtler

Türkiye, devlet terörü, şiddet ve Kürdistan

Doğu Cephesine Dair (1916-1917)

Tarih yazıcılığı ve Kürtler

Güney Kürdistan, Irak ve Türkiye

Egemenlik kavramının Kürdistan’daki anlamı üzerine

Üç Siyasal Antlaşma-1926

Çaldıran Gazetesi-1914

Dağkapı (1925) ve Buğday Meydanının (1937) Hatırlattıkları

Kürt Köylüleri ve Unutulanların Coğrafyası

Şark Islahat Projesi (1914) ve Kürtler

İki Yüzlü Düşünenler

Tarihi eser, müzecilik ve Kürtler

Etnik Kavramı ve Kürtler

Chester Projesi ve Kürdistan

Kürtler ve Türk Milli Bayramları

Birinci Dünya Savaşı ve Kürt Çocukları

Kürtler, Arap Ülkeleri ve Filistin

Kürt Nüfus yapısına Türkiye’nin Yaklaşımı .I

Kürt Nüfus yapısına Türkiye’nin Yaklaşımı .II

Bitlis Kürt Milli Hareketi (1914)- 1

Bitlis Kürt Milli Hareketi (1914)- 2

Ulusal Güvenlik Kavramı,Türkiye ve Kürtler

Türkiye’nin dış politikası ve Kürtler –(1925-1938)

Bir propaganda dairesi olarak:Türk Tarih Kurumu

Türkiye’nin Kürdistan’a yönelik memur politikası

Türkiye’de değişmeyen muhafazakar barış anlayışı

Sultan II.Abdulhamit, İttihatçılar, Türkiye ve Kürtler

Osmanlı İmparatorluğunun Türkleştirilmesi ve Kürtler

Göçertilen Kürtlerin geri dönüş çabaları (1917) ve bir telgraf

Şükrü Kaya ve Kürtler

Erzurum Vilayetinde Bir Medrese Düşüncesi
(1912-1913)

Osmanlı Basını ve Kürtler

1878 Göç Hareketleri ve Kürdistan

Türkiye’nin 1938-1945’te Kürtlere Karşı İzlediği Siyaset

II. Meşrutiyet (1908) sonrası Türk milli tarih yazıcılığı ve Kürtler

ALİ HAYDAR KOÇ
alihaydar-koc@arcor.de

Türk Roman Yazıcılığı ve Kürtler

Türkiye tarihinde 1923–1960 yılları arasında, devletin denetimi ile geliştirilen milli edebiyat romancılığı, Anadolu’da öteki olarak bilinen azınlıklar üzerinde bir asimilasyon aracı olarak kullanılmış ve Osmanlı devletinin son dönemlerinde ortaya çıkan Türk romancılığından çok farklılıklar da göstermektedir. Türk roman yazıcılığı, cumhuriyet devrinde milli Türk devletinin diğer Türk olmayan gruplar üzerinde siyasal ve kültürel üstünlük yaratmanın en önemli araçlarından biri olarak görülmüştü. Osmanlı devleti döneminde Anadolu’da yaşayan Kürt, Rum, Bulgar, Arnavut, Çerkez, Boşnak, Ermeni ve Yahudi edebiyatının asimile edilmesinde, bozulmasında ve Türk kültürüne kanalize edilmesinde,1930’lu yılların milli Türk Romancılığı fazlasıyla etkili olmuş ve bu gruplara ait kültürlerin yok edilmesi için resmi devlet ideolojisinin önemli bir siyasal gücü olarak değerlendiriliyordu. Örneğin; Peyami Safa ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun yazdıkları milli muhafazakar romanlar, devlet resmi ideolojisinin roman yazıcılığı üzerindeki etkinliğini en şekilde ortaya çıkarmaktadırlar. Aynı zamanda Türk Romanını 1923’ten sonra tek bir ulusun sesi haline getiren yazarların çoğu Osmanlı devletinin son döneminden kalma idi ve bazılarının daha önce milli roman yazmamış olmalarına rağmen, cumhuriyet döneminde birdenbire farklılaşarak, diğer ulus/azınlıkların edebi kültürlerini görmezlikten gelerek, tek bir ulusun kültürüne hizmet etmeleri, devletin edebiyat üzerindeki acımasız etkinliğine işaret etmektedir.

Türkiye devleti, Lozan antlaşmasıyla batılı devletlerin desteğiyle Kürdistan’ı sömürgeleştirdikten sonra, Kürdistan’da Türk siyasi, idari, hukuki, sosyal, kültür ve eğitimini şiddet yoluyla yerleştirme çabalarının yanında, Mezopotamya tarihinin en eski ve en köklü kültürüne sahip olan, Kürt edebiyatını, 1930’lı yıllardan itibaren, Türk milli romancıları aracılığıyla asimile ederek, Türkçü bir anlayışın geçmişi olarak toplum içinde propaganda etme siyasetini takip ediyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Kürt edebiyatının asimile edilmesiyle yetinmeyen Türkiye, aynı şekilde sömürge politikasının Kürdistan’da güçlenmesi içinde, modernlik adı altında Kürt edebi kültürünün aşağılanması da, yazılan romanlar aracılığıyla propaganda ediliyordu.1930’lardan sonra gelişen Türk milli muhafazakar romancılığının önemli amaçlarından birisini, sömürge Kürdistan’da, Kürt edebi değerlerini yok etme, aşağılama, Kürt toplumunu roman yazıcılığıyla, Türk diline kanalize etme, Kürt edebiyatını, Türk edebiyatı olarak toplum içinde yayma, Kürtleri köklü edebi tarihlerinden uzaklaştırma ve bir bütün olarak sömürgeci ulus kültürünü Kürdistan’da yaygınlaştırma siyaseti oluşturuyordu.

Genel olarak cumhuriyet devrinin ilk yıllarından itibaren yazılan Türk romanlarını yakından incelediğimizde, hiç birinde, Kürdistan’da var olan sömürgeci anlayıştan bahsedilmediği gibi, tam aksine Kürt edebiyatı ve kültürü gerici unsur olarak romanlarda karakterize edilmektedir. Örneğin; Kürdistan’daki toprak sahibi ağalar ile aşiret reisleri, seyitler/şeyhler, Kürt beyleri, Kürt köylüleri ve kent kökenli Kürt soyluları, yanı özellikle Kürt milliyetçiliğine eğilimi olan kesimler, Türk romanlarında birer zalim olarak karakterize edilmekte, bunlar anlamında, Kürt kültürü aşağılanırken, buna karşılık Ankara rejiminden aldıkları sınırsız yetkilerle sömürge Kürdistan’da katliam ve zulüm yapan genel müfettişler, valiler, kaymakamlar, ordu ve polis teşkilatı mensupları ise, yüceltilerek, romanlarda birer kahraman olarak anlatılmaktadırlar.

Kürdistan’daki ağaların zulmünü romanlarına konu eden Türk edebiyatçıları, Ankara hükümetinin, Kürdistan’da gerçekleştirdiği katliam ve zulümleri görmek istemeyerek, romanlarına hiç bir şekilde konu etmemeleri, Türk edebiyatçılarının, Kürdistan konusunda ne kadar muhafazakar ve gerici olduklarına işaret etmektedir. Örneğin; Yaşar Kemal’in İnce Memedi, Kemal Tahir’in Rahmet Yolları Kesti, Kemal Bilbaşar’ın Cemo, Hasan Kıyafet’in, Gominis İmam ve Timur Karabulut’un Cepel Dünya adlı romanlarında, Kürdistan’daki ağaların zulmü dile getirilirken, Türkiye’yi sömürge Kürdistan’da temsil ederek, katliam ve zulümler yapan genel müfettişler, valiler, askeri ve polis temsilcileri ise gerçek anlamda romanlarda işlenerek, karakterize edilmemektedirler. Türk romancılığında, Kürt ağalarının, beylerinin, seyitlerinin ve şeyhlerinin fazlasıyla karakterize edilerek işlenmesi, sömürge olgusunu unutturma gayesine hizmet ettiğini söylemek mümkündür.

1930’larda Türk romancıları Kadro dergisi aracılığıyla, İngiltere, İspanya, Belçika, Fransa, Hollanda ve Portekiz’in Asya, Afrika ve Latin Amerika’da yarattıkları sömürgeci edebiyat ve eğitim, çok sert bir şekilde eleştirilirken, Türkiye’nin, Kürt edebiyatına karşı izlediği acımasız siyaset ise övgülerle anlatılmakta ve Kürt edebiyatı söz konusu olduğunda, ikiyüzlü davranmakta hiç bir sakınca görmemişler idi. Örneğin; Fuad Köprülü, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan ve Hüseyin Namık Orkun tarafından yazılan Türk destanları, Kürdistan’ın her yerine devlet tarafından dağıtılıyordu. Kürt ulusal edebiyatını tümden yok sayan Türkiye’nin kurucusu; Türk edebiyatı konusundaki düşüncelerini şöyle açıklıyordu: “Türk çocuğu konuşurken, onun beyan ve anlatış tarzı, Türk çocuğu yazarken, onun ifade üslubu, kendisini dinleyenleri, onun yürüdüğü yola götürebilecek bu kabiliyeti sayesinde Türk çocuğu kendisini dinleyen veya yazısını okuyanları, peşine takarak yüksek Türk ülküsüne iletebilecek, ulaştırabilecektir“ Türk roman yazıcıları, Kürdistan’da Türk ülküsüne ulaşma anlayışı ile hareket ederek, Kürt edebi değerlerini asimile etme yoluna gitmişler idi.

Sonuç olarak, Türkiye’de tarihi anlamda, Türk romanını incelediğimizde, Kürt edebiyatının asimile edilmesi gayesi taşıdığı gibi, Kürt ulusal meselesini de ağa, şeyh, seyit, bey ve aşiret reisi ile Kürt köylüsü arasındaki ekonomik ve sosyal çelişkilere dayanan basit bir sorun olarak gösterilmesi çabası taşıdığını görüyoruz. Türkiye’deki milli roman yazıcılığı ekseriyetten günümüzde 1930’ların anlayışıyla yapılmakta ve sömürgeci ulusa ait edebiyat ve eğitimin, sömürge Kürt topraklarındaki faaliyetleri, Türk roman yazıcılarının halen uzak durmak istediği konular arasında yer almaktadır.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver