Bir süre önce Danimarka’da bir gazetede yayınlanan karikatürler etrafında patlak veren kriz ile ilgili söylenmedik şey kalmadı. Bu zaten hep böyle oluyor, bir olay patlak verip etrafa zarar verdiği zaman üzerinde çokça konuşulup çözüm önerilerinde bulunuluyor, bir süre sonra da o dosya unutulmaya terk edilerek sıradaki başka bir sıcak krize geçiliyor. Bu Marmara depremi için de böyledir, Amerika’daki İkiz Kuleler’e yapılan saldırılar, Susurluk skandalı ya da son Şemdinli olayları için de böyle olmuştur hep.
Oysa maharet sorun çıkmadan tedbir almak, potansiyel patlama odaklarını görüp önceden kafa yorup önlemler geliştirmektir. Özetle asıl olan araba kazalarını önleyici tedbir ve sistemler geliştirmektir, kafalar yorulacaksa bu alanda çaba sarf edilmelidir. Bu yaklaşım aynı zamanda toplumsal sorunlar bakımından da geçerli.
Öte yandan bu türden önleyici yaklaşım, olay ya da olaylar sonrası izlenecek politika ve tutumların küçümsenmesi anlamına gelmez, tabi ki.
Dünyamız derin bir bölünmüşlük halindedir
Son karikatür krizi çerçevesinde en çok tartışılan konu başlığı, farklı inançlara karşı saygı ve bunun fikir özgürlüğü ile nasıl dengeleneceği sorunu oldu. Oysa bu krizde, farklı dinlere saygı konusu esas sorunun dışa vuran yansımasıdır ve asıl sorun daha da büyük ve kapsamlıdır.
Dünyamızın temel sorunu, yaşanan küreselleşme trendine rağmen, içinde bulunulan derin bölünmüşlük durumudur. Üstelik küreselleşme eğilimi bu bölünmeyi kaldırmak yerine bölünmüş dünyalar arasındaki uçurumu daha da derinleştirmektedir. Dünyadaki bu bölünmüşlüğü uygarlıklar ayrışması olarak nitelendirmek ve giderek Samuel Huntington’un Uygarlıklar Çatışması tezini doğrulamak da mümkün. Ancak burada uygarlıklar ve dünyadaki bölünmüşlükler için kullandığımız kodlar önemli. Özetle şu her iki kavramdan ne anladığımızı ve bunların birbirleriyle ne kadar örtüştüğünü açıklamaya çalışalım.
Dünyamızı bugün önemli ölçüde bölen çizgi Kuzey-Güney ayırım çizgisidir. Bu bölünme çizgisinin kuzeyinde zenginler var, güneyinde ise yoksullar yaşıyor. Kuzey üstte güney altadır.
Güney yarım kürenin içinde bulunduğu yoksulluğun dünyadaki göreli barış ve istikrarı tehdit eden sayısız türevleri var; kitlesel hastalık ve ölümler, Kuzeyi tehdit eden göç dalgaları, faşist ve despot rejimlerin insanlık dışı uygulamaları, soykırım düzeyindeki iç savaşlar, eğitimsizlik vs. Kuzey-Güney uçurumunun yarın öbür gün hangi biçimlerde ve nasıl dışa vuracağını kestirmek mümkün değil. Ancak şu kesin, dünyamızın yarısını oluşturan yoksul Güney orada patlamaya hazır bir yanardağ gibi duruyor ve biz biliyoruz ki o, bu gidişle bir gün patlayacak ve etrafa saçacağı kızgın ateşiyle dünyamızı yakacak, bilmediğimiz tek şey bunun tamı tamına ne zaman olacağıdır. Bu arada, Kuzey-Güney ikileminde teselli bulacağımız tek şey, bu bölünmede din faktörünün belirleyici bir rol oynamamasıdır.
Dünyamızı bölen diğer bir çizgi ise Doğu-Batı ayırım çizgisidir.
Kuzey-Güney kavramı gibi, Doğu-Batı ayrımı da ilk başta coğrafik bir tanımlama gibi gelse de, bu daha çok siyasal ve kültürel bir ayırımı ifade etmekte ve Avrupalıların bakış açısını yansıtmaktadır.
Batı denilen kavramın merkezinde Avrupa var, ancak uzun bir süreden beri bu kavramın içinde ABD ve Kanada da yer alıyor. Yine de, dar ve klasik anlamda Batıdan kastedilenin Avrupa kıtası olduğunun altını çizmekte yarar var.
Doğu-Batı çizgisinin doğuda kalan bölümünü ise kendi içinde ikiye ayırmak mümkün: Yakın-Ortadoğu ve Uzakdoğu.
Gerilim Hattı
Günümüzde dünyamızın en çok Doğu-Batı bölünmüşlük ekseninde gerildiği açıktır. Amerika’daki İkiz kulelere yapılan saldırılar ile başlayan ve karikatür krizi ile devam eden gelişmeler bu gerilim çizgisinin sarsıcı potansiyeli bakımından oldukça öğretici görünüyor.
Doğu-Batı ayırımında belirleyici unsurun ekonomik faktör olduğunu söylemeye gerek yok.
Önce sanayi devrimi, ardından ise bilim ve iletişim alanında gerçekleştirdiği hamlelerle dünyanın geri kalanıyla arasında epeyi bir mesafe açan Avrupa, bir dönem sonra da ABD ile birlikte dünyamızın efendileri durumuna geldi. Bu ekonomik gelişme ve sermaye birikiminin gerisinde sömürge Doğu ve Güneyden devşirilen ekonomik ve insani kaynakların talanından oluşan değerlerin büyük payı var.
Batı ve Doğu arasında bölünme bir kere başladıktan sonra ise, aradaki uçurum ve mesafe hep artarak derinleşti.
Tabi arayı açan Batı bir süre sonra bu avantajı başka avantajlarla sürdürdü. Kültür, sanat ve bilim alanındaki gelişmeler Avrupa’yı daha da ileri taşıdı. Ekonomik gelişmelere eşlik eden sınıfsal ve toplumsal ayrışma ve bunun sonucu olarak gelişen sınıf mücadeleleri demokrasinin Avrupa’da gelişip kökleşmesine yol açtı. Toplumsal gelişmelerin zorlayıcılığı ve en önemlisi de Burjuva devrimlerinin etkisi ile dinin ve onun ürünü olan akıldışılık toplumsal yaşamdaki yönlendiri rolünü yitirdi. Bu arada bizzat din sınıfı dış faktörlerin etkisi ile kendini reforme etti ve yeni gelişmelere uyarladı.
Uzun bir süreden beri Batı, dünyanın geri kalan kısımları üzerinde kesin bir denetim ve tekel kurmuş durumdadır. Dünyanın diğer kısımları ve özel olarak da dünyanın Doğu kesimi batı tarafından kendi ekonomik, siyasal ve askeri çıkarlarına göre biçimlendirildi, yönetildi ve yönlendirildi. 20 yüzyılın ikinci yarısında klasik sömürgecilik son bulmuş ve yüzlerce ülke sömürgecilikten kurtulup bağımsızlığına kavuşmuş olsa bile, Batı ile Doğu arasındaki batının lehine işleyen ilişkiler değişmemiştir.
Doğuya gelince; onun da Batının perspektifine göre Yakın-Ortadoğu ve Uzakdoğu diye ikiye ayrıldığını belirtmiştik.
Uzakdoğu dünyamızın en eski uygarlıklarına beşiklik etmiş bir bölge. Hindistan ve Çin bu bölgede büyük bir ağırlığa sahip. Günümüzün gerilimini besleyen Müslüman-Hıristiyan dinlerinden farklı inançlar bu coğrafyada egemen. Uzakdoğu toplumları ve ülkeleri Ortadoğu’dakilere kıyasla demokrasi ve dayanışmacı toplum geleneklerini daha çok içselleştirmiş durumda.
Çin ve Hindistan’ın son yıllarda ekonomik kalkınma alanında ortaya koydukları performans dikkate alındığında, Uzakdoğu’nun bir bütün olarak Doğu kategorisi için de özel bir yöneliş geliştirdiği söylenebilir.
Bu makalenin esas olarak Ortadoğu diye adlandırılan problemli bölge üzerinde yoğunlaşmasının şaşırtıcı olmaması gerekir. Devam edecek
|