SAL: 6
HEJMAR: 171
19 Eylül 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

MGK’nin yeni yıl hediyesi...

İspanyol General ve Ağca

Yavaş ama emin adımlarla ilerlemek...

Saygı Mı? Özgürlük Mü?

Aynaya Bakma

Buzdağının Ucu (Mu?)

Söyleyemediklerim ve yapmadıklarımız..

Arapsaçı

“Çeteler Cenneti”

Halepçe Olayları Neyi Gösteriyor, Neyi Gerektiriyor?

Acaba Öyle Mi?

Kansere Razı Etmek İçin Ölümle Tehdit Etmek

Güneyli Kürtlerin Büyük Sınavı

İpe Un Sermek

Sadak’ın Sadakati

Tek Yanlı Aşk

Süreç ve Önümüze Koyduğu Görevler

Erdoğan’ın Sınavı

Filmi Başa Sarmak

“İyi Çocuk”lar Cenneti..

Yanlışta Israr

Zeytin Dalı

Madımak

Ektiğini Biçmek!..

Şahinler ve Riyakarlar

Başbakan Doğru Söylemiyor

Hizaya Getirmek

Kirlenme, Çürüme Ve Çifte Standart

Yapışık Üçüzler

Enfal

“Qandil Gönüllüleri”

 

MESUD TEK
 
Başbakan’ın TİT Aşkı

Adını Genelkurmay tarafından andıçlanan İHD Genel Başkanı Akın Birdal’ı kurşunlayarak duyuran Kontgerilla’ya bağlı Türk İntikam Tugayı (TİT)’nın, Diyarbakır’da yapılan alçakça saldırıyı üstlenmesine, Kürtleri tehdide devam etmesine karşın, Başbakan’ın Siirt’te, Diyarbakır’da patlayan bombanın PKK tarafından yerleştirildiğini televizyon kanalları vasıtasıyla dünya aleme duyururken, yüzü kızarmıyor.

Medya’ya yansıdığı kadarıyla, Erdoğan ayrıca Diyarbakır’daki patlamayı “provokasyon” olarak niteliyor ve amacının “barış sürecini engellemek” olduğunu söylüyor.

Başbakan “barış süreci”nden bahsediyor.

Türk hükümeti, PKK’nin ateşkes için öne sürdüğü şartları kabul ederek barış sürecini başlattı da bizim haberimiz mi olmadı?

Böyle bir gelişmenin yaşanmadığı, Türk devletinin şu anda Kürtlerle barışma niyetinde olmadığı biliniyor.

Bu durum da Erdoğan’ın öncelleri gibi Kürt halkının koyun gibi boyun eğmesini, hakları için mücadele etmemesini barış süreci olarak gördüğünü ortaya koyuyor.

Kürtler haklarını talep ederlerse barış yok, boyunlarını celladına itirazsız uzatırlarsa barış süreci var!..

Başbakan da çok iyi biliyor ki ortada bir barış süreci yok ve Diyarbakır’daki patlama, Şemdinli’deki Kürt karşıtı eylemleri nedeniyle sırtı sıvazlanan ve sahip çıkılan “iyi çocukların” eseridir.

Bombanın, görevi esnasında “izin verseler kimyasal silah kullanıp Kürdistan’da ot yeşermesine izin vermem” diyen, devletin savcısını, hakimini hizaya getirmek amacıyla evlerinin çevresinde bomba patlattıran generalin ülküdaşları tarafından konulduğuna da kuşku yok.

Diyarbakır’daki patlama Marmara Gemisi’nin batırılmasının, Kültür Sarayı’nın yakılmasının, 1977 yılında gerçekleştirilen 1 Mayıs Katliamı’nın davamıdır.

Diyarbakır’daki patlamanın kökleri, 1955 yılının 6-7 Eylül günü gerçekleştirilen eylemlere, hani şu kahraman bir generalin “Özel Harp Dairesi’nin en başarılı operasyonlarından biri” olarak tanımladığı, İstanbul’da yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudilere karşı düzenlenen pogromlara kadar uzanıyor.

Laf buraya gelmişken dini bütün, “yaradılanı yaradan ötürü seven” ama Müslüman ve Türkler dışındaki “yaradılan”ları pek de makbul saymayan Başbakan’ın döktürdüğü bir başka inciye değinmemek olmaz.

Başbakan Türk Tarih Kongresi’nde yaptığı konuşmasında, “tarihte bizim kadar yüzü ak bir millete rastlamak neredeyse imkansızdır” diye buyurmuş!..

Tarihinde, diğer uluslara nazaran daha az katliamlar bulunan bir milletin yüzü nasıl ak olur, bilinmez?

“Senin yüzün benden kara” demekle, yüz ağarmıyor ki, X ulusun tarihindeki kara sayfaların daha çokluğunun Erdoğan’ın yüzünü ağartmadığı gibi..

Ayrıca hangi milletin tarihi mihyar olarak alınacak?

Osmanlı’nın, başta Avrupa’dakiler olmak üzere işgal ettiği ülkelerdeki zulmü ve katliamları, anaların çocuklarını susturmak için “sus Türkler geliyor” demelerinden daha iyi ne ifade edebilir ki?

Kürdistan kırsalında, “hiş be, cendermeya Tırk tê”, (sus jandarma geliyor) tehdidi altında büyümeyen kaç kişi var acaba?

Osmanlıların işgal ettiği ülkelerde gerçekleştirdiği katliamlar ancak İspanyol, Portekiz, İngiliz, Fransız ve Hollandalı sömürgecilerin Amerika kıtasında, Afrika ve Uzakdoğu’da yaptıklarıyla kıyaslanır.

Nazilerin gerçekleştirdiği Yahudi Soykırımı’nın, İttihad ve Terakki’nin gerçekleştirdiği Ermeni Soykırımı’na ağır bastığını söylemek mümkün, ama Hitler’in “Türklerin yaptıkları bana örnek teşkil etti” dediğini unutmadan.

Piran’da, Ağrı’da, Zilan Deresi ve Dersim’de halkımıza karşı işlenen soykırım suçlarını bir kenara bırakalım.

Ya yukarıda bahsedilen, “Özel Harp Dairesi’nin en başarılı operasyonlarından birisi” olarak tanımlanan 6-7 Eylül Olaylarına ne buyurursunuz sayın Başbakan?!..

5-7 Eylül Olaylarında 73 kilisenin, yedi ayazma ve iki manastırla dini azınlıklara ait 6000’i aşkın işyeri ve sayısı belli olmayan evin yakılıp yıkılması, üç kişinin katledilmesi ve bir papazın zorla sünneti, tarihinize düşen irice ve kapkara bir leke değil midir, Sayın Erdoğan?

Tüm bunlar biliniyorken, Erdoğan’ın birkaç gün önce, Batı Trakya Türkleri’yle ilgili bir toplantıda, Türk devletinin dini ve etnik azınlıklara karşı politikasını sütten çıkmış ak kaşık olarak göstermesi de inandırıcı olmuyor elbette.

Ama kabul etmek gerekir ki bu ülkede hamasi nutuklar ve dini söylemler eşliğinde atılan yalanlara, kupkuru böbürlenmelere inanan, inanmaya teşne olan milyonlarca insan var.

Başbakan’ın “milliyetçi, mukaddesatçı ve tarihiyle gurur duyan” TİT ve geleneğiyle olan aşkı Diyarbakır’daki patlamayla başlamadı.

Hatırlanacağı gibi bu aşk Şemdinli olayları esnasında filizlendi.

Erdoğan aşkı uğruna tükürdüğünü yaladı, ilahların isteği kurbanları kendilerine sundu.

Son söylemleri bir kez daha gösteriyor ki Başbakan, “ülkenin bütünlüğü, üniter devletin bekası” uğruna Kemalist, militarist, ve ırkçı-şovenlerle aynı çuvala giriyor.

Başbakan’ın bu çuvaldan “Kasımpaşalı” olarak çıkmayacağı kesin.

Erdoğan ile TİT ve geleneği arasında başlayan aşkın ürünü, Cumhurbaşkanlığı makamı olabilir mi?

Beleyip göreceğiz.

Ama bu çuvala girişin, bu aşkın Erdoğan hükümetini, demokrasi ve değişim yanlısı güçlerden uzaklaştıracağı, AB nezdinde zora sokacağı kesin..

“Her işte bir hayır vardır” denir.

Son gelişmelerin ve yapılan açıklamaların Erdoğan ve hükümetinin programı, dünya görüşü ve dayandığı temel itibariyle Türkiye’yi değişim ve demokrasi yörüngesine sokmaya muktedir olmadığını göstermesi de hayırlı olmuştur.

PKK de hayırlı bir iş yapmalı, Diyarbakır’daki bombayı patlatanların arzuladıkları söylem ve eylemlerden uzak durmalıdır.

TİT ve benzeri kuruluşlara verilen en iyi cevap, Diyarbakır halkının, bu kentte faaliyet yürüten demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerin göstermiş olduğu sağduyulu tavrıdır, gerçekleştirilen barışçıl ve demokratik eylemlerdir.

Sözkonusu tavırda, eylemliliklerde ısrar Erdoğan’ın yeni aşkına, birlikte çuvala girdiklerine en iyi cevap olmakla kalmaz, Kürtlerin arzulanan birliğini sağlamaya yardımcı olur.

Unutmamak gerekir ki doğru ve makul olanda ısrar, zaferi de getirir.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver