Nüfus, sosyal-siyasal-ekonomik-ulusal açıdan bir toplumun varolmasına, gelişmesine ve siyasal güç oluşturmasına etkisi olan önemli nedenlerden birisidir. Osmanlı toplumunda nüfusun artması-azalması ile nüfus ve toprak üretimi ilişkisi, yapılan savaşların ve tarihi olayların bazen sebepleri, bazen de sonuçlarını derinden etkileyen faktörler arasında yer almıştır. Diğer taraftan araştırmacılar açısından nüfus kayıtları, bir toplumu meydana getiren fertlerin sayı, cinsiyet, yaş, meslek, etnik köken, ticari ve öğrenim durumlarını ortaya koyduklarından, toplumların sosyolojik, ekonomik ve tarihi kökenlerini incelemek, sosyal ve siyasal tarihlerini yazmak için oldukça önemlidirler. Osmanlı Devleti’nin nüfusuna dair sayısal bilgileri kapsayan temel kaynakların ekseriyeti vergi tabanına dayanan ve sayım sonuçlarını da içeren vergi kayıt defterleridir. Örneğin; “Tapu/Tahrir defterleri, Mühimme defteri, Vilayet defterleri, Ceride-i nüfus” ve “Temettüat defterleri” en kapsamlı olanlarıdır. Bunların yanında, Ceride Odası defterleri, Dahiliye Nezareti Nüfus İdare-i Umumiyesi kayıtları, Şer’iyye sicil defterleri ve Sicilli-i Ahval kayıtlarıda Osmanlı’daki Kürt nüfusu üzerinde çalışma yapacaklar için önemli kaynaklar arasında yeralmaktadırlar.
Ben bu yazıda, Ömer Lütfi Barkan’ın Türkiye’de Toprak Meselesi adlı eseri ile “Bir İskan ve Kolonizasyon Metodu Olarak Sürgünler”, “Tarihi Demografi Araştırmaları ve Osmanlı Devleti”, “Tahrirlere Dair Hüküm ve Kayıtlar” adlı çalışmaları ile Osmanlı arşivi yayınlarından epeyce yararlandım. Bu yazımın amacı günümüzde Kürdistan’da ulusal/siyasal nedenlerden dolayı hala tartışılan ve tam olarak bilinmeyen Kürt nüfusunun bilinmezliğinin Osmanlı Devleti’nin 19.yy’daki tarihi kökenleri üzerinde kısaca durarak dikkatleri çekmektir. Kürdistan’daki müslüman olmayan etnik gruplar Ermeni, Keldani, Süryani, Yahudi, Rum ve Yahudiler ırki/dini/mezhebi kökenlerine göre olduğu gibi bütün kayıt defterlerine geçmişlerdir. Bu etnik grupların nüfusunu ortaya çıkarmak araştırıcılar için pek zor olmamaktadır. Ama Müslümanlık ve Türklük içinde eritilen Kürt nüfusu 19.yy’da olduğu gibi, günümüzde de hala araştırmayı bekleyen önemli bir sorundur.
Osmanlı Devleti'nde nüfus sayımları genellikle toprak yazımı, vergi alımı ve askerlik yapacak genç potansiyeli ortaya çıkarabilmek için yapılmıştır. Toprak yazımı sonucunda düzenlenen bütün bilgiler Tapu-Tahrir Defterleri’nde toplanarak arşivlenmiştir. Osmanlı Devleti’nde Kürdistan’daki eyaletlerde yapılan toprak yazımı, 19.yy’dan itibaren başlayan Osmanlı-Kürt çatışmasının zeminini oluşturan çeşitli ekonomik, siyasal ve ulusal sebeplerden dolayı aksamalara uğrayarak Tapu Tahrir defterlerine Kürt nüfusu tam olarak geçirilememiştir.
Kürdistan’da askeri ve vergi konuları esas alınarak yapılmış olan toprak yazımlarını nüfus sayımları gibi kabul etmek doğru değildir. Fakat toprak yazımı için tutulan kayıtlara dayanarak, 19.yy’da Kürdistan’da yazımı yapılan eyalet ve sancakların nüfusu, idari, ekonomik ve sosyal yapı özellikleri hakkında kesin olmasa da yaklaşık olarak bilgi sahibi olmak mümkündür.
Ayrıca Kürdistan’da Tapu-Tahrir Defterlerinde belli bir yaşa gelmiş, eli silah tutan ve vergi yükümlülüğü olan kişiler esas alınmakta, ayrıca evlenmemiş vergi yükümlülüğü olanlar da kayıtlarda belirtilmektedir. Kürdistan’daki nüfus sayımlarında çoğunlukla kadınlar, çocuklar, yaşlılar göçebe halinde yaşayanlar ve vergileri ödemeyenler nüfus kayıtlarında görülmemektedir.
Bir çok araştırmacı Kürdistan’daki genel nüfusu ortaya çıkarabilmek için, (Müslim/gayri müslüm) çalışmalarında Tahrir defterlerindeki hane reislerinin, yerine göre 3-5 rakamlarıyla çarpılması yöntemini kullanıyorlar. Ama bu tahminler pek geçerli rakamlar vermemektedirler. Çünkü hane halkının sayısı coğrafi bölge, iklim, sosyal durum, göçler, zorunlu iskanlar, savaşlar ve en önemlisi Kürt Emir/Bey/Şeyh/Seyitlerinin Osmanlı Devleti’nden ayrılma isteği gibi çeşitli sebeplerden dolayı değişgenlik göstererek (Gayri müslimler hariç) kayıt dışı kalmışlardı. Kürdistan’ın Diyarbakır, Van, Musul, Kerkük, Erzurum, Elazığ ve Bitlis vs. şehir merkezlerinde vergiden muaf tutulanların nüfusu hakkında da bilgi sahibi değiliz.
Diğer taraftan Kürdistan’da tutulan Tahrir defterlerinde geçen bilgilere göre, yazımı yapılan yerlerin nüfus yoğunluğu, gelir durumu, gelişmişlik durumu, ticari faaliyetleri, yerleşim yerlerinin isimleri, ekilip-biçilen arazinin durumu, bağ-bahçe, gibi konulardaki bilgileri elde etmek mümkündür.Yani demografik olarak Kürdistan’daki eyalet ve sancaklardaki nüfus yapısı ve toplam nüfus, etnik gruplar, sosyal yapı, esnaf grupları, mahallelere göre esnafın dağılışı, hane reislerinin mesleklere göre dağılımı, hanelerin gelir kaynaklari, çiftçilik, ortakçılık, mesleklere göre gelirin dağılımı, mal üreten esnaf, mal alıp -satan esnaf, ziraatla uğraşanlar, tarımsal yapı ve toprağın dağılımı, toprağın kullanım alanları, toprağın tasarruf şekilleri, tarım ürünleri, büyük ve küçükbaş hayvanları vs.kayıtlarda detaylıca geçmektedirler.
Osmanlı Devleti’nde ilk defa genel nüfus sayımı 1831’de yapılmış ve bu nüfus sayımında Kürdistan’ın büyük bir bölümü geçmemektedir. Daha sonra 1844-1914 yılları arasında yaklaşık olarak 11 defa nüfus sayımı yapılmış, ama Kürdistan’da Kürt-Osmanlı çatışmasından dolayı bir çok Kürt bölgesinde nüfus sayımı yapılmamıştır. Ayrıca kayıtlara geçen Kürt nüfusuna dair bilgileri içeren vesikaları karşılaştırdığımızda, verilen sayısal bilgiler birbirlerinden farklılıklar göstermektedirler. Buna en iyi örneği, Diyarbakır, Erzurum ve Van şehirleri teşkil etmektedir.
Sonuç olarak, Osmanlı Devleti’nde müslüman/müslim adı altında resmi evraklara geçen Kürt nüfusunun demografik ve sosyal yapısını ortaya çıkarabilmek için, Osmanlı arşivinde bulunan bütün bu belgelerin en ince ayrıntılarına kadar Kürt araştırmacılar tarafından incelenmesi gerektiği inancını taşıyorum. Özellikle Kürt sosyal ve iktisat tarihi üzerinde çalışanlar için “Tapu-Tahrir ve Temetuatt defterleri” çok önemli arşiv bilgileri içermektedirler. Kürtler, Osmanlı Devleti’nde Müslim, cumhriyet devrinde ve günümüzde Türk olarak nüfus kayıt defterlerine geçmektedirler. Bu alanda şimdiye kadar Kürtler açısından bilimsel olarak sistematik çalışmaların yapıldığını söylemek mümkün değildir.
|