Son yıllarda gerek Türk ve gerekse Kürt siyasi çevrelerinde,
sol ile ulusalcı kesimler arasında, diyalog ve yakınlaşma
çabaları yoğunlaşmış bulunuyor. Acaba hangi toplumsal nedenler
bu farklı ideoloji ve siyasi inanca sahip iki kesimi, birbirlerine
yaklaştırıyor/ itiyor?
Önce Türk kesimine bakalım. Türkiye Cumhuriyet’i, dağılma
sürecine giren Osmanlı enkazı üzerine kuruldu. Kemalistler,
o coğrafyada yaşayan halklar içinde var olan sosyal sınıf
ve katmanları; tüccar, feodal, esnaf, zanaatkar, işçi ve
köylüleri bir cephede topladılar. Yapılan askeri, siyasi
ve diplomasi çalışmaları sonucunda, ulusal bir devlet kurdular.
Böylece Türk halkı, Kemalistlerin öncülüğünde, milli demokratik
d evrimini gerçekleştirdi ve ulusal devletini kurarak, kaderini
belirlemiş oldu.
Artık sıra geri kalmışlık zincirini kırıp, zengin ve mutlu
bir toplum kurmaya gelmişti. Yani, ulusal çelişki ortadan
kalkmış, sınıf çelişkisi gündemin birinci maddesi olmuştu.
Kemalistler, jekoben ideoliji gereği, emekçi ve sermaye sınıfı
arasında ağababalık yaparak, sorunu çözeceklerine inanıyorlardı.
Uygulamaya koydukları bu bilim ve akıl dışı politika sonucunda,
ülkede komprador bir burjuva sınıfı ortaya çıktı.
1950 seçimlerinde, Kemalist CHP seçimi kaybetti. Demokrat
Parti, ezici çoğunlukla iktidara geldi. DP, Türkiye sınırlarını
dış sermayeye açtı. ABD ile yapılan ikili antlaşmalar sonucunda
Türkiye dünya kapitalist sistemiyle bütünleşti ve onun kontrolüne
girdi.
Bunun üzerine sınıf çelişkisi daha da keskinleşti. Hem Türk
sermaye sınıfı, hem de jekoben kemalistler, bu önemli çelişkiyi
halktan gizlediler. Sınıf çelişkisi üzerine oturan mücadeleyi,
ilerici-gerici rekabetinin dar alanına sıkıştırdılar.
Türk sol hareketi, bu oyunu deşifre edip, emekçilerin gözlerini
sınıfsal soruna çevirmeyi başaramadılar. Bu nedenle ilerici
devrimci demokrat kesimler, Kemalistlerin güdümündeki CHP’nin
kuyruğuna takıldılar. Geniş halk kitleleri de, iş birlikçi
sermaye sınıfının partisi olan DP’nin kanatları altına sığındılar.
27 Mayıs 1960 askeri darbenin sonucunda hazırlanan 1961
Anayasası’nın sağladığı göreceli demokratik ortam sonucunda
ülkede, ekonomik, sosyal ve politik yaşamda büyük bir aydınlanma
ve uyanış dönemi başladı. Bu değişim nedeniyle ülkede sol
politikalar ilk kez, kışla-cami ikileminin karşısında, güçlü
bir alternatif haline gelmeyi başladı. Dünya kapitalist sistemeyle
Türk sermaye sınıfı bu gidişi durdurmak ve solu yanlış hedeflere
yöneltmek için bir dizi önlem aldılar.
1- İçine soktuğu ajanlar eliyle sol muhalefeti, illegaliteye
ve şiddete yönlendirdiler. Sonra “Vatan elden gidiyor.” Gerekçesiyle
faşist askeri cunta aracılığıyla, yönetime el koydular. Sol
muhalefeti ezdiler. Düşünme ve örgütlenme özgürlüklerini
kısıtladılar.
2- Kürt ulusal muhalefetinin ayrı örgütlenmesine, Türkiye
proletaryasını bölüyor gerekçesiyle, karşı çıktılar. Kürt
sosyalistlerinin, Kürt ulusal mücadelesini örgütleyip yönetmesini
ve bu dinamiğin mücadele alanına girmesini engellediler.
3- Kürdistan’da can çekişen feodalizmi abartarak, ABD ile
Türk sermaye sınıfının ekonomik ilişkilerini, Türkiye’nin
işgal edilmesi biçiminde nitelendirerek, Türk solunun önündeki
temel mücadelenin ulusal mücadele olduğunu, ABD’ye karşı
verilecek anti emperyalist mücadelenin kazanılmasından sonra,
sıranın sınıf mücadelesine geleceğini söylediler. Böylece
emekçileri sınıf bilincine kavuşturup düzen üzerine sürme
yerine, onların gözünü Türk sermaye sınıfının sömürüsünden
aşırtıp, Amerika’ya yönelttiler.
Bilinç karartan ve hedef şaşırtan bu tür söylemlerin peşine
takılan Türk solcuları, “Ulusal onur, anti emperyalizm, vatanın
ve milletin bölünmez birliği” adına, kurulu düzenin kanatları
altına girdiler. Sonuç olarak, bir avuç Marksist solcunun
dışında kalan Türk solu kişi, kurum ve partileri, sosyalistlerin
ve Kürt ulusal mücadelesinin önünü kesmek için, kurulu düzenin
hizmetine girdiler.
Siyasal tabiriyle bu durum, tam bir sağa savrulma ve gericilişme
hareketidir. Türk sermaye sınıfının sömürüsüne, gericiliğine
ve ırkçılığına hizmet etmektir. Bu politika, Hitler’i, Hümeyni’yi,
Hafız Esat’ı, Saddam’ı yaratan politikadır. Türk ulusalcı
solun da gideceği yer de burasıdır.
Kısacası milli demokratik devrimini gerçekleştirmiş, ulusal
devletini kurmuş bir toplumda, temel çelişki sınıf çelişkisidir.
Böyle bir toplumda ulusalcılık, sermaye sınıfının; sosyalizm
de işçi sınıfının birinci önceliğidir. Bu nedenle ulusalcı
sol politikalar emekçilere değil, Türk sermaye sınıfının
ve onların arkasında duran emperyalizmin çıkarına hizmet
eder.
Peki aynı şey, ulusalcı Kürt solu için de geçerlimidir acaba?
Gelecek yazımda, bu konuyu yorumlamaya çalışacağım.
|