SAL: 6
HEJMAR: 162

18 Temmuz 2006

 
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv

YILMAZ ÇAMLIBEL'İN Yazıları için Tıklayın

Lazlar hakkında ne biliyoruz? (2)

Kimlik karmaşası

KÜRT-KAV on yaşında

Gurur Duymak!

“Kürdüm” dersen başına neler gelir?

Politikanın Kara Kutuları

Kürdistan nere, Avustralya nere?

Lazca Yazıma Verilen Tepkiler

Avustralya’da Kürt kolonisi

Avustralya’da Neler Yaptım?

Albert Einstein ve İzafiyet Teorisi

Vahşi sömürgecilik ve Aborijin’ler

Sömürgeciden Sömürgeciye Fark Var

Namekê derengmayî

Kasımpaşalı da devlet adamı oldu

Futbol

Baklava Meydan Savaşı

Kürt Çocukları ve Bilinçaltı

Anadilde eğitimin önemi

Dönemeç

2006 Dünya Kupası

Kışla Cami Savaşında Son Durum

Devlet-vatandaş ilişkisi

Bıçak sırtında siyaset

YILMAZ ÇAMLIBEL
ycamlibel@web.de
Sol ve Ulusalcılık,

Son yıllarda gerek Türk ve gerekse Kürt siyasi çevrelerinde, sol ile ulusalcı kesimler arasında, diyalog ve yakınlaşma çabaları yoğunlaşmış bulunuyor. Acaba hangi toplumsal nedenler bu farklı ideoloji ve siyasi inanca sahip iki kesimi, birbirlerine yaklaştırıyor/ itiyor?

Önce Türk kesimine bakalım. Türkiye Cumhuriyet’i, dağılma sürecine giren Osmanlı enkazı üzerine kuruldu. Kemalistler, o coğrafyada yaşayan halklar içinde var olan sosyal sınıf ve katmanları; tüccar, feodal, esnaf, zanaatkar, işçi ve köylüleri bir cephede topladılar. Yapılan askeri, siyasi ve diplomasi çalışmaları sonucunda, ulusal bir devlet kurdular. Böylece Türk halkı, Kemalistlerin öncülüğünde, milli demokratik d evrimini gerçekleştirdi ve ulusal devletini kurarak, kaderini belirlemiş oldu.

Artık sıra geri kalmışlık zincirini kırıp, zengin ve mutlu bir toplum kurmaya gelmişti. Yani, ulusal çelişki ortadan kalkmış, sınıf çelişkisi gündemin birinci maddesi olmuştu. Kemalistler, jekoben ideoliji gereği, emekçi ve sermaye sınıfı arasında ağababalık yaparak, sorunu çözeceklerine inanıyorlardı. Uygulamaya koydukları bu bilim ve akıl dışı politika sonucunda, ülkede komprador bir burjuva sınıfı ortaya çıktı.

1950 seçimlerinde, Kemalist CHP seçimi kaybetti. Demokrat Parti, ezici çoğunlukla iktidara geldi. DP, Türkiye sınırlarını dış sermayeye açtı. ABD ile yapılan ikili antlaşmalar sonucunda Türkiye dünya kapitalist sistemiyle bütünleşti ve onun kontrolüne girdi.

Bunun üzerine sınıf çelişkisi daha da keskinleşti. Hem Türk sermaye sınıfı, hem de jekoben kemalistler, bu önemli çelişkiyi halktan gizlediler. Sınıf çelişkisi üzerine oturan mücadeleyi, ilerici-gerici rekabetinin dar alanına sıkıştırdılar.

Türk sol hareketi, bu oyunu deşifre edip, emekçilerin gözlerini sınıfsal soruna çevirmeyi başaramadılar. Bu nedenle ilerici devrimci demokrat kesimler, Kemalistlerin güdümündeki CHP’nin kuyruğuna takıldılar. Geniş halk kitleleri de, iş birlikçi sermaye sınıfının partisi olan DP’nin kanatları altına sığındılar.

27 Mayıs 1960 askeri darbenin sonucunda hazırlanan 1961 Anayasası’nın sağladığı göreceli demokratik ortam sonucunda ülkede, ekonomik, sosyal ve politik yaşamda büyük bir aydınlanma ve uyanış dönemi başladı. Bu değişim nedeniyle ülkede sol politikalar ilk kez, kışla-cami ikileminin karşısında, güçlü bir alternatif haline gelmeyi başladı. Dünya kapitalist sistemeyle Türk sermaye sınıfı bu gidişi durdurmak ve solu yanlış hedeflere yöneltmek için bir dizi önlem aldılar.

1- İçine soktuğu ajanlar eliyle sol muhalefeti, illegaliteye ve şiddete yönlendirdiler. Sonra “Vatan elden gidiyor.” Gerekçesiyle faşist askeri cunta aracılığıyla, yönetime el koydular. Sol muhalefeti ezdiler. Düşünme ve örgütlenme özgürlüklerini kısıtladılar.

2- Kürt ulusal muhalefetinin ayrı örgütlenmesine, Türkiye proletaryasını bölüyor gerekçesiyle, karşı çıktılar. Kürt sosyalistlerinin, Kürt ulusal mücadelesini örgütleyip yönetmesini ve bu dinamiğin mücadele alanına girmesini engellediler.

3- Kürdistan’da can çekişen feodalizmi abartarak, ABD ile Türk sermaye sınıfının ekonomik ilişkilerini, Türkiye’nin işgal edilmesi biçiminde nitelendirerek, Türk solunun önündeki temel mücadelenin ulusal mücadele olduğunu, ABD’ye karşı verilecek anti emperyalist mücadelenin kazanılmasından sonra, sıranın sınıf mücadelesine geleceğini söylediler. Böylece emekçileri sınıf bilincine kavuşturup düzen üzerine sürme yerine, onların gözünü Türk sermaye sınıfının sömürüsünden aşırtıp, Amerika’ya yönelttiler.

Bilinç karartan ve hedef şaşırtan bu tür söylemlerin peşine takılan Türk solcuları, “Ulusal onur, anti emperyalizm, vatanın ve milletin bölünmez birliği” adına, kurulu düzenin kanatları altına girdiler. Sonuç olarak, bir avuç Marksist solcunun dışında kalan Türk solu kişi, kurum ve partileri, sosyalistlerin ve Kürt ulusal mücadelesinin önünü kesmek için, kurulu düzenin hizmetine girdiler.

Siyasal tabiriyle bu durum, tam bir sağa savrulma ve gericilişme hareketidir. Türk sermaye sınıfının sömürüsüne, gericiliğine ve ırkçılığına hizmet etmektir. Bu politika, Hitler’i, Hümeyni’yi, Hafız Esat’ı, Saddam’ı yaratan politikadır. Türk ulusalcı solun da gideceği yer de burasıdır.

Kısacası milli demokratik devrimini gerçekleştirmiş, ulusal devletini kurmuş bir toplumda, temel çelişki sınıf çelişkisidir. Böyle bir toplumda ulusalcılık, sermaye sınıfının; sosyalizm de işçi sınıfının birinci önceliğidir. Bu nedenle ulusalcı sol politikalar emekçilere değil, Türk sermaye sınıfının ve onların arkasında duran emperyalizmin çıkarına hizmet eder.

Peki aynı şey, ulusalcı Kürt solu için de geçerlimidir acaba? Gelecek yazımda, bu konuyu yorumlamaya çalışacağım.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver