SAL: 6
HEJMAR: 162
18 Temmuz 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

MGK’nin yeni yıl hediyesi...

İspanyol General ve Ağca

Yavaş ama emin adımlarla ilerlemek...

Saygı Mı? Özgürlük Mü?

Aynaya Bakma

Buzdağının Ucu (Mu?)

Söyleyemediklerim ve yapmadıklarımız..

Arapsaçı

“Çeteler Cenneti”

Halepçe Olayları Neyi Gösteriyor, Neyi Gerektiriyor?

Acaba Öyle Mi?

Kansere Razı Etmek İçin Ölümle Tehdit Etmek

Güneyli Kürtlerin Büyük Sınavı

İpe Un Sermek

Sadak’ın Sadakati

Tek Yanlı Aşk

Süreç ve Önümüze Koyduğu Görevler

Erdoğan’ın Sınavı

Filmi Başa Sarmak

“İyi Çocuk”lar Cenneti..

Yanlışta Israr

Zeytin Dalı

Madımak

Ektiğini Biçmek!..

 

MESUD TEK
 
Şahinler ve Riyakarlar

Sonunda İsrail ve Filistin’deki sertlik yanlılarının, beylik değimle “şahinler”in istediği oldu.

Bir askerinin HAMAS militanlarınca kaçırılmasını bahane eden İsrail bir müddet önce terkettiği Gazze Şeridi’ne saldırıp yeniden işgal etmekle kalmadı. İki askerini rehin alan İran yanlısı Şii Hızbullah’a ait üslerin bulunduğu Güney Lübnan’a yönelik saldırı başlattı.

Çatışmaların genişleyip tüm Lübnan’ı ve Suriye’yi kapsamasından, bölgesel bir savaşa dönüşmesinden endişe ediliyor.

Gazze Şeridi’nde ve Güney Lübnan’da alışılmış, üzücü ve insanlık dışı sahneler sanki başa sarılıyor: Çocuklar ve kadınlar başta olmak üzere sivillerin öldürülmesi, yerle bir olan evler, su, elektrik ve benzeri hizmetlerin durması, ilaç ve yiyecek sıkıntısının had safhaya varması, vb’leri gibi...

Uluslararası arenada da pek bir değişiklik yok.

ABD’nin keseri her zamanki gibi İsrail’den yana yontuyor. AB ise bilinen ciddiyetiyle sessizliğe bürünmüş vaziyette. Bir şeyler söylemek zorunda kaldığında da fincan yüklü katırlar ürkmesin diye aşırı özen gösteriyor, tarafları itidale çağırıyor, İsrail’i, saldırılarında aşırıya kaçmaması ve sivilleri gözetmesi konusunda uyarıyor.

Rusya’nın bilinen tavrında bir değişiklik olduğu söylenemez. Rusya, ABD ile aynı şeyleri söylememek için titiz davranmaya, özen göstermeye devam ediyor..

Arap Birliği de tavrını gecikerek yaptığı toplantıda açıkladı: “Ortadoğu’da barış süreci öldü!..”

Diktatörlükle yönetilen Arap ülkeleri ise, tek tek yaptıkları açıklamalarda, “aferin doğru yoldasın, devam et” dercesine, İsrail’in sırtını sıvazlıyorlar. Çünkü Onlar da İsrail ve Filistinli şahinler gibi, sorunun her iki halkın rızası dahilinde ve eşitlik temelinde çözülmesini, bölgede barışın, huzur ve güvenin sağlanmasını çıkarlarına aykırı buluyorlar. Çünkü onlar iktidarlarının aynı zamanda bir dış düşmanın varlığına bağlı olduğunu çok iyi biliyorlar: Filistin’i işgal eden, “lanetli” İsrail’den daha iyi bir düşman mı olur?

İran ve Suriye zaten işin içindeler.

Bir müddet önce Filistin hapishanelerindeki El-Fetih ve HAMAS yöneticilerinin İsrail ile barış görüşmelerine ilişkin program üzerinde anlaşmaya vardıkları, programın HAMAS liderlerinden Başbakan Haniye tarafından da olumlu bulunduğu haberi basına yansımıştı.

Haberin hemen sonrasında, Cengiz Çandar’ın değimiyle “Dış HAMAS”ın emri (Suriye’nin emriyle demek daha mı doğru olur yoksa?) ile İsrailli onbaşının kaçırılması ve bunu bahane eden İsral’in Gazze’yi bombalayıp işgale başlaması, son çatışmanın nedenleri hakkında önemli ipuçları vermektedir.

Suriye, İsrail ve ABD ile tutuştuğu güreşi Filistin ve Lübnan minderinde sürdürmeye kararlı. Bu nedenle koruma altına aldığı “Dış HAMAS” eliyle istediğini yaptırıyor. Lübnan’da uğradığı yenilginin rövanşını almak istiyor. İran ile birlikte koruyup destekledikleri HİZBULLAH’ı kullanarak, Lübnan’ın istikrar için ne kadar önemli olduğunu göstermeyi amaçlıyor. Son dönemlerde İran ve Suriye arasında hızlanan trafik, Hizbullah’ın son katyuşa saldırılarının Gazze’nin yeniden işgal edilmesinden çok önce planlandığının açıklanması, bu gerçeği ortaya koyuyor.

İran’ın nükleer programı nedeniyle yaşanan sorunları çözmek amacıyla, AB yetkilileriyle yaptığı görüşmeden eli boş dönen İranlı başmüzakereci Laricani’nin, ülkesine gitmeden önce Suriye’yi ziyaret ettiği basına yansıdı. Bu ziyareti takiben Hizbullah’ın İsrail askerlerini rehin alması tesadüf olmasa gerek.

16 Temmuz’da, dünyanın 8 muhtarının Rusya’da biraraya gelecekleri ve en başta İran’ın nükleer programını görüşecekleri biliniyordu. Bu satırlar yazıldığı saatlerde, G8 toplantısında “Yeni Kriz” diye nitelendirilen son gelişmelerin gündemin başına tırmandığı, Kuzey Kore ve İran’ın nükleer çalışmalarıyla ilgili sorunun alt sıralara itildiği haberi veriliyordu. Ve İran’ın da istediği, tam buydu.

Bu ve benzeri gelişmeler ortada iken, biliniyorken “çatışmaları kim başlattı” ekseninde yürütülen tartışmanın, ortaokullarda yapılan münazaralardan öte bir anlamı yoktur. Her an yanmaya hazır bozkır varken, bölgedeki halklar, dini ve etnik gruplar arasındaki güvensizlik tavana vurmuşken, bozkırı tutuşturan kibriti çakacak bir el bulmak, zor olmasa gerek.

Son gelişmeler şiddetin her zaman karşı şiddeti doğurduğu bölgenin, yeni bir şiddet sarmalının içine düştüğünü gösteriyor. İsrail, İran, Suriye, HAMAS ve Hizbullah’ın yaptığı açıklamalar, şiddet sarmalının genişleyeceğine, tüm bölgeyi etkisi altına alacağına dair duyulan kaygıları artırıyor.

Kuşkusuz gelişmeler biz Kürtleri çok yakından ilgilendiriyor. Olayların başladığı bölge biz Kürtlere uzak, ama etkisi altına aldığı bölgenin sakinleri arasındayız.

“Yeni Kriz”in başta gelen aktörlerinden ikisinin (İran ve Suriye) başı Kürt sorunuyla dertte. Başı dertte olan bir üçüncüsü (Türkiye) ise, arabulucuğa soyunmuş vazıiyette.

Güney Lübnan ve Gazze Şeridi kaynaklı trajik sahneler arttıkça TC Başbakanı, “arabulucu” Erdoğan’ da giderek sertleşiyor. ABD ve İsrail’in bilgisi dahilinde Suriye Devlet Başkanı ve “Dış HAMAS”’ın iplerini (esir İsrailli onbaşıyı da) elinde tutan Halid Meşal ile görüşen AKP hükümeti, başta tarafları itidalli olmaya çağıran tavrını giderek değiştirdi. Önce İsrail’i orantısız güç kullanmamaya, ABD’yi sorunun çözümü için İsrail’e baskı yapmaya çağırdı. Daha sonra İsrail’i işgalci emeller beslemekle suçlayan Erdoğan, dediğini yapmayan ABD’ye de rest çekti. “Kuzey Afrika ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’ndeki pozisyonumuzu gözden geçiririz.”

İşgalci olduğu BM kararlarıyla da tescil edilen İsrail’i “işgalci emeller beslemek”le suçlamanın abesliği bir yana. Onlarca yıldır Kürdistan’ın en büyük parçasını işgal eden, Kıbrıs’ın bir bölümünü işgal altında tutan bir devletin Başbakanı’nın, bir başka devleti işgalci emeller beslemekle suçlaması en azından riyakarlıktır, ikiyüzlülüktür.

Erdoğan haklı olarak İsrail’i aşırı ve orantısız güç kullanmakla, kadın ve çocukların ölümüne sebebiyet vermekle suçluyor. Ya kendi polisinin, güvenlik güçlerinin yaptıkları? Daha bir kaç ay önce Diyarbekir’da hedef gözetip ateş ederek çocukları katledenlerin sırtını sıvazyalan kendisiydi. “Aşırı ve orantısız güç kullanan” güvenlik güçleri yerine ölen cocukların ana ve babalarını suçlayan Erdoğan’ın, İsrail’e yönelik söylediklerinde samimi olduğuna kaç kişi inanır acaba? Bu bir çifte standart değil midir?

Türkiye’de sadece Erdoğan ve şurekası mı ikiyüzlü?

Filistinli kadın ve çocukların İsrail askerleri tarafından katledilmelerini protesto etmek amacıyla onbinlerce insanı bir araya toplayan Saadet Partisi az mı riyakar? Haydi, Halepçe katliamını, 1991 yılında BAAS zulmünden kaçıp Türkiye sınırına yığılan Kürt kadın ve çocukların açlık ve soğuktan kırılmalarını, 1992 yılında, Nusaybin, Cizre ve öteki yerlerde yaşanan Newroz kutlamalarında askerlerin kadın ve çocuklara kurşun yağdırmalarını bir kenara bırakalım. Bunlar geçmişte kaldı diyelim. Ama güvenlik güçlerinin Diyarbekir’de döktüğü çocuk kanı henüz kurumadı.

Eğer riyakar değilseler, Saadet partisi ve benzerleriyle, onların peşinden giden “dini bütün müslümanlar”, o zaman neredeydiler?

Mazlumların ezilmesi halinde harekete gecen vicdanları o dönemde tatile mi çıkmıştı?

Yoksa, Türk güvenlik güçlerinin döktükleri kanlar helal mıydı?

Vicdanları sadece müslüman olmayanların zulümleri karşısında mı sızlıyordu?

Soruların alt alta sıralamanın gereği yok. Bu tavır dört dörtlük bir riyadır, ikiyüzlülüktür. Türkiye’de geniş yığınlar, riyakarların yüzüne tükürmeyip peşinden gittikçe, “karanlıktan aydınlığa çıkmak” da mümkün değil.

Biz Kürtlere gelince..

“Yeni kriz” daha şimdiden ülkemizi işgal eden iki devleti taraf ve hedef haline getirmiş, bir başkasını ise zor durumda bırakmıştır. Bölgede değişim ve demokrasiyi gerçekleştirmek amacıyla hazırlanan Kuzey Afrika ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’ni yeniden tartışma gündemine sokmuştur.

“Yeni Kriz” ve yol açtığı gelişmeler, tüm parçalardaki Kürtlerin sürekli diyaloğ ve dayanışmasını sağlayacak bir yapının gerekli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Her parçadaki Kürt örgütleri arasında ulusal ve demokratik bir temelde iş ve güçbirliğini sağlamak, ulusal demokratik hareketi geliştirmenin yanısıra, sözkonusu ortak yapının oluşturulmasını kolaylaştırır; yardımcı olur.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver