SAL: 6
HEJMAR: 162
18 Temmuz 2006
 
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Kemal Burkay'ın Yazıları İçin Tıklayın

Yalancının mumu yatsıya kadar yanar

Türk Gladyosu tasfiye edilmedikçe…

Şili’de sosyalist devlet başkanı

Şemdinli’nin üstü örtülüyor

Okur mektupları, şiir ve siyaset üzerine…

Sağduyu ve hoşgörü gerekli

HAMAS ve PKK…

At izi it izine karışırken..

Irak’ta iç savaş kaygısı ve kendi kendine gelin güvey olanlar..

Sistem çürümüş, dökülüyor

Yine bir şeyler dönüyor…

Suç ve Ceza

Derin devlet oyununda Rejisör, figüran ve seyirci…

Önyargı, tutku ve akıl...

Şemdinli’deki askeri yığınak neyin nesi?..

Değişim zor olacak, ama olacak!

Çıkmaz ve Çözüm...

Bu bir darbe değil mi?

”Sanki herkes kör, herkes zincirlerle bağlı…”

Sular ısınırken...

Ülkeyi esir alan ahtapot...

Çetelerle mücadelede hükümete destek vermeli

Başı türbanlı bir kadın neden cumhurbaşkanı olmasın…

Şemdin’in yakalanması, destanlar, balonlar…

AKP’nin AB politikası: Gönülle mantık arasında…

Demirel, Çiller, Ağar, Güreş…
Bunlar tanık mı, sanık mı?.

Kırk katır mı, kırk satır mı?..

KEMAL BURKAY

Hürriyet’in tehlike çanları!

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, 7 Temmuz tarihli ve “Dikkat! Bir felakete gidiyoruz” başlıklı yazısında Türkiye ile ilgili tehlike çanları çalıyor.

Özkök, merkezi Amerika’da olan ciddi bir araştırma kuruluşunun dünya ölçüsünde yaptığı ve değişik ülkelerde kamuoyunun eğilimlerini saptayan bir anketin sonuçlarını veriyor ve şöyle diyor:

“Bu araştırmanın Türkiye ile ilgili sonuçlarını okuyunca inanın korktum. Eğer bu araştırma Türk halkının gerçek duygularını yansıtıyorsa, bir felakete gidiyoruz.

Araştırma şu gerçeği ortaya koyuyor:

Biz Türkiye’yi Müslüman dünyasının “en makul” üyesi sanıyorduk. Meğer bu bir illüzyon, bir yanılsama imiş. Tam aksine Türkiye’nin kimyası bozuluyor. Daha şimdiden Müslüman dünyanın “en fanatik”, en fazla”düşmanlık” üreten ülkesi haline gelmiş.”

Özkök daha sonra araştırmadan rakamlar veriyor. Buna göre Yahudiler hakkında olumlu görüşe sahip Türklerin oranı sadece yüzde 15...

Hıristiyanlar hakkında da olumlu düşünenlerin oranı hemen hemen aynı: yüzde 16... Oysa bu oran Mısır’da yüzde 48, Endonezya’da yüzde 64, Ürdün’de yüzde 61... Pakistan’da bile yüzde 27...

Müslüman dünya içinde Türkler, Hıristiyanlara karşı en olumsuz bakan halk olarak ortaya çıkıyor...

Araplara olumlu bakan Türklerin oranı da yarıdan az: yüzde 46... Buna karşılık, göçmen Arap ve Müslüman nüfusla ciddi sorunlar yaşayan Hıristiyan batı ülkelerinde bile bu oran Türkiye’den daha iyi. Örneğin İngiltere’de yüzde 56, Fransa’da yüzde 68...

Demokrasi konusunda da Türk kamuoyunun durumu iç açıcı değil. Şöyle diyor Özkök:

“Türkiye’nin Müslüman dünyanın en demokratik ülkesi olduğuna inanıyoruz değil mi? Ama Müslüman ülkeler içinde, demokrasiye en az inanan insanlar yine Türkler. Halkın sadece yüzde 44’ü, ülkesinde “demokrasinin işleyebileceğine” inanıyor.

İslami köktenciliğin gelişmesinden en az rahatsız olan halk yine Türkler...”

Özkök, tehlike çanları çalmakta haklı; bu araştırmanın sonuçları Türk kamuoyunun durumu bakımından dehşet verici bir manzara ortaya koyuyor, demokrasi ve çağdaşlık palavralarını yerle bir ediyor. Başka halklara, başka dinlere karşı dünyada eşi az görülür bir düşmanlığı, ırkçılığı gösteriyor. Hani siyahlar, Rumlar, Ermeniler filan sorulmamış, bir de onlar sorulsa kim bilir rakamlar nereye inerdi!. Ankette elbet, yabancılara bakışı böylesine olumsuz olmayan Kürtlerin oyu da var; onlarınki düşülse rakamlar herhalde çok daha aşağıya iner...

Yazısının sonunda ise Özkök, “Türkiye’nin geleceğini düşünen herkesin bu araştırmayı dikkatle okumasında yarar var,” diyor. Ülkede Hıristiyan düşmanlığının büyüdüğünden, şurda burda yüze vuran Hıristiyan din adamlarına yönelik saldırı ve cinayetlerden söz ederek şöyle devam ediyor:

“Bu nefret haritasında kendisini solcu, ulusalcı sanan çok sayıda insanın da tapulu arazisi var.”

Bu yazı, Özkök bakımından belki de hayatında yazdığı –eğer tek değilse- en gerçekçi yazı. Yine de inandırıcı değil. Çünkü Özkök bu ürkütücü durumun nedenlerine değinirken Türk düzen basınının, özellikle de yönettiği gazetenin ve kendisinin rolünden hiç söz etmiyor.

Besbelli Türkiye kamuoyu bu duruma bir günde gelmedi. Başka halklara karşı düşmanlığı, ulusal egoizmi, ırkçılığı şekillendiren, besleyen yüzyıllık politikalar var. Bu ülkedeki kadar çılgınlığa varan şovenizm kampanyalarının başka ülkelerde örneğini bulmak güçtür ve Hürriyet gazetesi hep bu tür kampanyaların başını çekmiştir.

Bu ülkedeki militarizm propagandası ancak Nazi Almanyası ile kıyaslanabilir.

Türkiye ulusal yapılanmasını, başka halkları yok etme, onlara düşmanlık, onları yok sayma ve zorla eritme (asimilasyon) üzerine kurdu.

Bu ülkede Rumlar, Bulgarlar, Sırplar ve öteki Balkan halklarına karşı sürekli bir nefret pompalandı; çünkü bu halklar Osmanlı’ya karşı bağımsızlık mücadelesi vermişlerdi, suçları buydu. Araplara karşı da öyle, “Türk ordusunu arkadan hançerlemiş”lerdi.. Oysa Arapların yaptığı da yine bağımsız olma çabasıydı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Rumlar sürüldü, Ermeniler kırımdan geçirildi ve sürüldü. Ama bugüne kadar ne Rumlardan, ne Ermenilerden özür dilendi. Aksine Rumlara ve Ermenilere karşı bir nefret yıllar yılıdır canlı tutuluyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudi ve Hıristiyanlara karşı Aşkale kampı düzenlendi, Nazi kamplarının bir benzeri... 1950’li yıllarda 6-7 Eylül olayları yaşandı... 1974’te Kıbrıs’ın yarısı işgal edildi ve Rumlar etnik temizliğe uğratıldı... Bu arada ülkede kalabilmiş Rum ve Ermenilerin çoğu da korkudan göç ettiler. Kalmakta direnenler ise, Hrant Dink olayında olduğu gibi hala hapislerle, linç tehditleriyle yüz yüze.

Bu arada, hep benzer uygulamalara hedef olan, baskı gören Süryanileri ve Yezidi Kürtleri unutmamak gerekir. Baskılar nedeniyle nüfusları giderek yok olmaya yüz tuttu, çoğu ülkelerini terk edip göçmen durumuna düştüler.

15-20 milyonluk Alevi kitlesine yönelik baskılar ise malum; günümüzde de sürüp gitmekte.

Kürt ulusuna bir bütün olarak yapılanları, ulus ve de halk olarak yok sayılmamızı, dilimizin kültürümüzün yasaklanmasını, hak ve özgürlük istediğimizde ikide bir kırımdan geçirilmemizi, sürgüne tabi tutulmamızı, ormanlarımızın bile yakılıp kül edilmesini tekrar tekrar anlatmaya gerek yok. Ancak şunu söylemeliyim, yabancı düşmanlığının, Yahudi ve Hıristiyanlara karşı düşmanlığın son dönemde bu derece artmasında, izlenen Kürt politikasının çok büyük etkisi var. Örneğin bu ülkenin kamuoyu düne kadar Amerika’ya ve Amerikalılara hayranken, şimdi neden durum bu kadar tersine döndü? Türk rejiminin askeri ve sivil sözcüleri ve Türk basını, Irak ve Güney Kürdistan’daki gelişmelerin buna yol açtığını gizlemiyorlar.

Baylarımız Kemalisti-İslamcısıyla, liberali, sosyal demokrat geçineni ile bir Kürt devleti paranoyasına yakalanmışlar. ABD Saddam rejimini yıkmakla, Güney Kürtlerinin özgürleşmesine yol açtı; buna deli oluyorlar. ABD’yi açıkça Kürtleri terk etmeye çağırıyorlar; o zaman Kürt baharı kavrulacak, Kürtler yeniden zincire vurulacak, onlar da bayram edip ABD ile yeniden dost olacaklar!

Kürtlere dost olanlar onların düşmanı! Hatta Avrupa Birliği’nden sovumanın baş nedeni de bu.. AB’deki demokrasi ve özgürlük ortamı, Kopenhag Kriterleri onları müthiş ürkütüyor, Sevr paranoyası canlanıyor..

Kürtler birtakım hak ve özgürlüklerden yararlanacak diye adamlar demokrasiye düşman oldular!

Kürtlere düşman olanlar ise onların dostu! Zaten gönülleri İran’dan, Suudi Arabistan’dan, Hamas’tan yana olan İslamcılar bir yana, Kemalist takımı, hatta, sözde Marksist olan ve olmayan birtakım “sollar” bile, bu yüzden şimdi İran’ın mollalar rejimi ve Suriye Baası ile, hatta Irak’ın kafa kesmecileri, bombacılarıyla gönül ve kader birliği halindeler!..

Böyle bir ülkede yabancı düşmanlığı olmaz da nerede olur?.

Böyle bir ülkede ırkçılık olmaz da nerede olur?.

Böyle bir ülkede şovenizm zirvede olmaz da nerede olur?.

Bu ülke hükümeti ve muhalefetiyle, okulu ve camiiyle, basınıyla hep militarizme, ırkçılığa, şovenizme yatırım yaptı. Kitlelerin beyni hep böyle yıkandı. “Türkün Türkten başka dostu yok!” dendi. “Ne mutlu Türküm diyene!” dendi. “Bir Türk dünyaya bedel!” dendi.

Dünya Türklerden ve Türk düşmanlarından ibaret gösterildi. Başka halklara, başka dillere, başka inançlara karşı tolerans hiç var olmadı.

Halklar arası barış ve dostluk düşüncesi hiç işlenmedi. Hep savaşa, nefrete yatırım yapıldı.

İşte sonuç bu!

Neden şaşıyorsunuz bayım?..

Deve dikenleri ektiniz, buğday başağı veya gonca gül mü derleyecektiniz?

Tehlike çanlarını çalın, hem de iyi çalın, buna ihtiyacınız var; ama bu bataktan çıkışın yolunu da biliyor musunuz?

Biz yıllardır bunu anlatmaya çalıştık, ama aldırmadınız. Üstelik sözlerimize, görüşlerimize ambargo koydunuz. Halkı yalanla beslediniz...

Başkalarının varlığına, rengine, diline, inancına katlanmadınız. Başkalarıyla barış ve eşitlik içinde yaşamaya gönlünüz razı olmadı.

Hamlet’in ünlü sözünü –ufak bir eklemeyle- hatırlarsak: Adam olmak ya da olmamak, işte sorun bu!

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver