Toplumsal araştırmalarda önemli bir yere sahip olan coğrafya
bilimi, son iki yüzyılda siyasal bir kavram olarak da birçok
gelişmeye yön verdiği gibi, 20.yy’dan günümüze kadar ulus-devlet
sınırlarının belirlenmesinde rol oynamış ve genel olarak
da dünyanın değişik bölgelerinde bulunan zengin enerji kaynaklarına
hüküm etmek isteyen güçlü devletler için çok önem arzeden
bir alandır. Siyasi coğrafyanın bu öneminden dolayı, Osmanlı
devletinde 19.yy’dan itibaren, okullarda zorunlu ders olarak
öğretiliyordu. Özellikle Osmanlı sınırlarında yaşayan ulus
ve etnik grupların yaşadığı alanlardaki siyasi, ekonomik
ve yaşam biçimlerinin belirlenmesinde, siyasi coğrafya çalışmalarından
yararlanılıyordu.Osmanlıdaki siyasi coğrafya araştırmaları
Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler tarafından ilgiyle karşılanıyordu.
Aynı şekilde imparatorluk sınırlarında bulunan Kürtlerin,
siyasi coğrafya bilgisine çok sınırlı bir şekilde ilgi gösterdiklerini
görmekteyiz. Kürtlerin, kendi siyasi coğrafyalarına olan
bu sınırlı yaklaşımları, 1923’ten sonra Türkiye’ye siyasal
kolaylıklar sağlayarak, Kürdistan sınırlarının büyük bir
kısmının, Türk milli topraklarına katılmasını sağlayan siyasal
olgulardan biridir. Türkiye devleti,1924’ten itibaren sömürge
Kürdistan topraklarına yönelik siyasi coğrafya çalışmalarını,
milli Türk bir vatanının bütünlüğü çerçevesinde hızlandırarak,
1926’ya kadar Kürdistan’nın Musul ve Kerkük vilayetlerini
de Türk milli cografyasına katmaya çalışmıştı.
Diğer taraftan, yeni Türkçe harf (1928) uygulamasını Kürdistan’daki
coğrafik yer isimlerinin değiştirilmesinde iyi bir firsat
olarak değerlendiren Türkiye, Kürdistan coğrafyasını içeren
eski Osmanlıca kaynakları ve belgeleri de olduğu gibi çevirmeyerek,
ortadan kaldırmıştı. Örneğin; T.C yönetimi tarafından İbrahim
Hakkı Akyol, Faik Sabri Duran, Ali Macit Arda, Selim Mansur
ve Hamid Sadi Selen gibi coğrafyacılar, 1924-1941 yılları
arasında Kürdistan’ı Türk milli coğrafyası yapma çalışmalarında
görevlendirilmişler idi. 1941’de Kürdistan’ın coğrafik sınırları,
günümüze kadar değiştirilmeyecek şekilde, Türkiye’nin Doğu
ve Güney doğu anadolu bölgesi olarak adlandırılmıştı. Bu
yazımda, Türkiye’nin Kürdistan’a yönelik 1924-1941 yılları
arasında, Türk milli vatanının bütünlüğü bağlamında yürüttüğü
siyasi coğrafya çalışmaları konusuna kısaca değineceğim.
Genel olarak siyasi coğrafya araştırmaları, ikinci dünya
savaşından sonra, dünyanın değişik bölgelerinde bulunan zengin
ekonomik ve enerji kaynakları üzerinde egemenlik kurmak isteyen
devletler için, çok önemsenen bir bilim dalı olarak görülüyordu.
Aynı şekilde 1990’da Doğu Bloku’nun yıkılışından sonra da,
önemini yitirmeyen siyasi coğrafya araştırmaları, içinde
yaşadığımız 21.yy’a yön verecek şekilde ilerleme göstermektedir.
Örneğin; ABD, AB, Çin ve Rusya siyasi coğrafya araştırmalarını,
21.yy’a damgasını vuracak biçimde, geniş çalışmalar yürütmektedirler.
Türkiye, son zamanlarda siyasi coğrafya çalışmalarını Kürdistan
toprakları üzerindeki sömürgeci egemenliğini güçlendirme
yönünde yürüterek, Kürdistan’ın Kerkük ve Musul vilayetleri
üzerinde de söz sahibi olmaya çalışmaktadır. Türkiye’nin,
Kürt topraklarına yönelik siyasi coğrafya faaliyetleri sistematik
olarak 1924’ten beri devam etmektedir. Örneğin; Amerikalı
general Mc.Arthur hatıralarında, Diktatör Atatürk ile 1933’te
yaptığı söyleşide “Sizin Türkiye'nin geleceği hakkında tasavvurlarınız
nedir diye sorduğumda.- Allah nasib eder, ömrüm vefa ederse
Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selanik de dahil
batı Trakya’yı Türkiye hudutları içine katacağım“dediğini
aktarmaktadır.
Türkiye’de, Kürt bölgelerini Türkleştirme ve Türkçeleştirmek
icin 1924’de siyasi coğrafyacılardan oluşan bir komite kurulmustu.
1938’ye kadar Kürdistan’daki bütün siyasal tepkiler, askeri
saldırlarla bastırıldıktan sonra, Kürdistan coğrafyası resmi
devlet yasalarıyla, Türk vatanının bir parçası olarak bölge,
il, ilçe, nahiye ve mezralara taksim edilerek, yeni Türkçe
isimlerle adlandırılması yoluna gidilmişti.Türkiye,1924-1941
yıllar arasında, Kürdistan’da siyasi coğrafya etütleri yaparak,
6-21 Haziran 1941 yılında toplanan Birinci Türk Coğrafya
Kongresi’ne Kürdistan hakkında raporlar halinde sunulmuş
ve bu çalışmalar sonucunda Kürdistan,Türkiye’nin Doğu ve
Güneydoğu Anadolu bölgesi olarak adlandırılmıştı. Herbert
Louis kongreye sunduğu raporda şunları belirtmektedir;“son
seneler zarfında yalnız şehir değil...,bahusus Güney-doğu
vilayetlerinde bir çok değişiklikler olmuştur...“Danyal Bediz’in
Birinci Türk Coğrafya (1941) Kongresi’ne verdiği önergede;“Beynelmimel
coğrafi eserlerde, atlas ve haritalarda Türkiye'nin milli
birliği ve gururiyle kabil-i telif olmıyan bazı bölge isimlerine
rastlanmaktadır.Bu ciheti mümkün mertebe süratle önliyebilmek
için,Türkiye Coğrafya Kongresinin tespit etmiş olduğu „Türkiye’nin
Coğrafik Bölgeleri“taksimatının umumi heyet tarafından kabulünden
sonra beynelmilelleştirilmesi lazımdır ve bu tespitlerin
broşürler halinde dünyanın bütün coğrfaya kurumlarına, haritacılarına
ve dergilerine süratle gönderilmesini...“önermektedir. Birinci
Türk coğrafyacılar kongresinde, Kürdistan’daki yer isimlerinin
değiştirilmesiyle yetinilmemiş, yapılan uyudurma araştırmalarla,
demografik yapı ele alınarak, tarihsel olarak da Türklerin,
Kürt topraklarının gerçek sahibi olduklarını ispatlama yönünde
de kararlar almışlar idi.
Türkiye, 1941’den sonra siyasi coğrafya ile ilgili bütün
ders kitaplarını, kadastro kayıtlarını ve haritaları yeniden
düzenleyerek, Kürt siyasi coğrafyasına dair bütün bilgileri
ortadan kaldırarak, Kürdistan’ı Türk yurdunun önemli parçası
haline getirerek,1950’den sonraki eğitimcileri ve öğrencileri
bu tahrifatçı bilgilerle yetiştirmiş ve aynı şekilde uluslararası
diplomatik ilişkileride, bu bilgiler dahilinde gerçekleştirerek,
Kürdistan’a dair siyasi coğrafik araştırma-çalışmaların önünü
kesmişti. İçin bulunduğumuz yüzyılda da Türkiye, aynı siyasi
tavrını sürdürmekte ve günümüzde de Kürdistan topraklarının
siyasal çoğrafya kavramı içinde ele alınmasına karşı çıkmaktadır.
Türkiye, 1941’den beri düzenli olarak Kürdistan’da siyasi
coğrafya araştırmalarının önüne geçerek, Kürtlere ait bir
çok coğrafik bilginin kaybolmasını sağlamıştır. 21.yy’da
çok önemli bir bilim dalı haline gelen siyasi coğrafya araştırmaları
konusu, hala Kürt akademisyenlerinin ilgisini çekmemesi,
ayrıca araştırılması gereken bir konudur.
|