SAL: 7
HEJMAR: 186
18 Ocak 2007
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Ali Haydar KOÇ'un eski yazıları için Tıklayın

Eyalet-Federasyon idaresi istemi ve Kürtler

Osmanlı Devleti’nde Kürt nüfusu

İttihatçıların Kürdistan’daki bazı siyasal uygulamaları (1913-1917)

Türkiye-İsrail ve Kürtler

Kürdistan’da Misyoner Çalışmaları-Harput

Alevi-Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşıkları (Aşuğlar)

Kürdistan’da Osmanlı Eğitiminin Genel Durumu

Kürt Kültürü Üzerine Bazı Düşünceler

Amele –Ölüm Taburları (1914-1918)

Türk Ordusu ve Kürdistan

Dış Mihraklar ve Dış Mihrakların Maşası kavramları Üzerine

Türkiye’de çok partili dönem ve Kürtler

Türkiye, devlet terörü, şiddet ve Kürdistan

Doğu Cephesine Dair (1916-1917)

Tarih yazıcılığı ve Kürtler

Güney Kürdistan, Irak ve Türkiye

Egemenlik kavramının Kürdistan’daki anlamı üzerine

Üç Siyasal Antlaşma-1926

Çaldıran Gazetesi-1914

Dağkapı (1925) ve Buğday Meydanının (1937) Hatırlattıkları

Kürt Köylüleri ve Unutulanların Coğrafyası

Şark Islahat Projesi (1914) ve Kürtler

İki Yüzlü Düşünenler

Tarihi eser, müzecilik ve Kürtler

Etnik Kavramı ve Kürtler

Chester Projesi ve Kürdistan

Kürtler ve Türk Milli Bayramları

Birinci Dünya Savaşı ve Kürt Çocukları

Kürtler, Arap Ülkeleri ve Filistin

Kürt Nüfus yapısına Türkiye’nin Yaklaşımı .I

Kürt Nüfus yapısına Türkiye’nin Yaklaşımı .II

Bitlis Kürt Milli Hareketi (1914)- 1

Bitlis Kürt Milli Hareketi (1914)- 2

Ulusal Güvenlik Kavramı,Türkiye ve Kürtler

Türkiye’nin dış politikası ve Kürtler –(1925-1938)

Bir propaganda dairesi olarak:Türk Tarih Kurumu

Türkiye’nin Kürdistan’a yönelik memur politikası

Türkiye’de değişmeyen muhafazakar barış anlayışı

Sultan II.Abdulhamit, İttihatçılar, Türkiye ve Kürtler

Osmanlı İmparatorluğunun Türkleştirilmesi ve Kürtler

Göçertilen Kürtlerin geri dönüş çabaları (1917) ve bir telgraf

Şükrü Kaya ve Kürtler

Erzurum Vilayetinde Bir Medrese Düşüncesi
(1912-1913)

Osmanlı Basını ve Kürtler

1878 Göç Hareketleri ve Kürdistan

Türkiye’nin 1938-1945’te Kürtlere Karşı İzlediği Siyaset

II. Meşrutiyet (1908) sonrası Türk milli tarih yazıcılığı ve Kürtler

Türk Roman Yazıcılığı ve Kürtler

Rusya’nın Geleneksel Ortadoğu Siyaseti ve Kürtler

Kürdistan’da sömürgeci bir kurum olarak: Halk Kütüphaneleri

ALİ HAYDAR KOÇ
alihaydar-koc@arcor.de

Türkiye’nin Kürdistan’daki Siyasi Coğrafya Çalışmaları

Toplumsal araştırmalarda önemli bir yere sahip olan coğrafya bilimi, son iki yüzyılda siyasal bir kavram olarak da birçok gelişmeye yön verdiği gibi, 20.yy’dan günümüze kadar ulus-devlet sınırlarının belirlenmesinde rol oynamış ve genel olarak da dünyanın değişik bölgelerinde bulunan zengin enerji kaynaklarına hüküm etmek isteyen güçlü devletler için çok önem arzeden bir alandır. Siyasi coğrafyanın bu öneminden dolayı, Osmanlı devletinde 19.yy’dan itibaren, okullarda zorunlu ders olarak öğretiliyordu. Özellikle Osmanlı sınırlarında yaşayan ulus ve etnik grupların yaşadığı alanlardaki siyasi, ekonomik ve yaşam biçimlerinin belirlenmesinde, siyasi coğrafya çalışmalarından yararlanılıyordu.Osmanlıdaki siyasi coğrafya araştırmaları Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler tarafından ilgiyle karşılanıyordu. Aynı şekilde imparatorluk sınırlarında bulunan Kürtlerin, siyasi coğrafya bilgisine çok sınırlı bir şekilde ilgi gösterdiklerini görmekteyiz. Kürtlerin, kendi siyasi coğrafyalarına olan bu sınırlı yaklaşımları, 1923’ten sonra Türkiye’ye siyasal kolaylıklar sağlayarak, Kürdistan sınırlarının büyük bir kısmının, Türk milli topraklarına katılmasını sağlayan siyasal olgulardan biridir. Türkiye devleti,1924’ten itibaren sömürge Kürdistan topraklarına yönelik siyasi coğrafya çalışmalarını, milli Türk bir vatanının bütünlüğü çerçevesinde hızlandırarak, 1926’ya kadar Kürdistan’nın Musul ve Kerkük vilayetlerini de Türk milli cografyasına katmaya çalışmıştı.

Diğer taraftan, yeni Türkçe harf (1928) uygulamasını Kürdistan’daki coğrafik yer isimlerinin değiştirilmesinde iyi bir firsat olarak değerlendiren Türkiye, Kürdistan coğrafyasını içeren eski Osmanlıca kaynakları ve belgeleri de olduğu gibi çevirmeyerek, ortadan kaldırmıştı. Örneğin; T.C yönetimi tarafından İbrahim Hakkı Akyol, Faik Sabri Duran, Ali Macit Arda, Selim Mansur ve Hamid Sadi Selen gibi coğrafyacılar, 1924-1941 yılları arasında Kürdistan’ı Türk milli coğrafyası yapma çalışmalarında görevlendirilmişler idi. 1941’de Kürdistan’ın coğrafik sınırları, günümüze kadar değiştirilmeyecek şekilde, Türkiye’nin Doğu ve Güney doğu anadolu bölgesi olarak adlandırılmıştı. Bu yazımda, Türkiye’nin Kürdistan’a yönelik 1924-1941 yılları arasında, Türk milli vatanının bütünlüğü bağlamında yürüttüğü siyasi coğrafya çalışmaları konusuna kısaca değineceğim.

Genel olarak siyasi coğrafya araştırmaları, ikinci dünya savaşından sonra, dünyanın değişik bölgelerinde bulunan zengin ekonomik ve enerji kaynakları üzerinde egemenlik kurmak isteyen devletler için, çok önemsenen bir bilim dalı olarak görülüyordu. Aynı şekilde 1990’da Doğu Bloku’nun yıkılışından sonra da, önemini yitirmeyen siyasi coğrafya araştırmaları, içinde yaşadığımız 21.yy’a yön verecek şekilde ilerleme göstermektedir. Örneğin; ABD, AB, Çin ve Rusya siyasi coğrafya araştırmalarını, 21.yy’a damgasını vuracak biçimde, geniş çalışmalar yürütmektedirler. Türkiye, son zamanlarda siyasi coğrafya çalışmalarını Kürdistan toprakları üzerindeki sömürgeci egemenliğini güçlendirme yönünde yürüterek, Kürdistan’ın Kerkük ve Musul vilayetleri üzerinde de söz sahibi olmaya çalışmaktadır. Türkiye’nin, Kürt topraklarına yönelik siyasi coğrafya faaliyetleri sistematik olarak 1924’ten beri devam etmektedir. Örneğin; Amerikalı general Mc.Arthur hatıralarında, Diktatör Atatürk ile 1933’te yaptığı söyleşide “Sizin Türkiye'nin geleceği hakkında tasavvurlarınız nedir diye sorduğumda.- Allah nasib eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selanik de dahil batı Trakya’yı Türkiye hudutları içine katacağım“dediğini aktarmaktadır.

Türkiye’de, Kürt bölgelerini Türkleştirme ve Türkçeleştirmek icin 1924’de siyasi coğrafyacılardan oluşan bir komite kurulmustu. 1938’ye kadar Kürdistan’daki bütün siyasal tepkiler, askeri saldırlarla bastırıldıktan sonra, Kürdistan coğrafyası resmi devlet yasalarıyla, Türk vatanının bir parçası olarak bölge, il, ilçe, nahiye ve mezralara taksim edilerek, yeni Türkçe isimlerle adlandırılması yoluna gidilmişti.Türkiye,1924-1941 yıllar arasında, Kürdistan’da siyasi coğrafya etütleri yaparak, 6-21 Haziran 1941 yılında toplanan Birinci Türk Coğrafya Kongresi’ne Kürdistan hakkında raporlar halinde sunulmuş ve bu çalışmalar sonucunda Kürdistan,Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi olarak adlandırılmıştı. Herbert Louis kongreye sunduğu raporda şunları belirtmektedir;“son seneler zarfında yalnız şehir değil...,bahusus Güney-doğu vilayetlerinde bir çok değişiklikler olmuştur...“Danyal Bediz’in Birinci Türk Coğrafya (1941) Kongresi’ne verdiği önergede;“Beynelmimel coğrafi eserlerde, atlas ve haritalarda Türkiye'nin milli birliği ve gururiyle kabil-i telif olmıyan bazı bölge isimlerine rastlanmaktadır.Bu ciheti mümkün mertebe süratle önliyebilmek için,Türkiye Coğrafya Kongresinin tespit etmiş olduğu „Türkiye’nin Coğrafik Bölgeleri“taksimatının umumi heyet tarafından kabulünden sonra beynelmilelleştirilmesi lazımdır ve bu tespitlerin broşürler halinde dünyanın bütün coğrfaya kurumlarına, haritacılarına ve dergilerine süratle gönderilmesini...“önermektedir. Birinci Türk coğrafyacılar kongresinde, Kürdistan’daki yer isimlerinin değiştirilmesiyle yetinilmemiş, yapılan uyudurma araştırmalarla, demografik yapı ele alınarak, tarihsel olarak da Türklerin, Kürt topraklarının gerçek sahibi olduklarını ispatlama yönünde de kararlar almışlar idi.

Türkiye, 1941’den sonra siyasi coğrafya ile ilgili bütün ders kitaplarını, kadastro kayıtlarını ve haritaları yeniden düzenleyerek, Kürt siyasi coğrafyasına dair bütün bilgileri ortadan kaldırarak, Kürdistan’ı Türk yurdunun önemli parçası haline getirerek,1950’den sonraki eğitimcileri ve öğrencileri bu tahrifatçı bilgilerle yetiştirmiş ve aynı şekilde uluslararası diplomatik ilişkileride, bu bilgiler dahilinde gerçekleştirerek, Kürdistan’a dair siyasi coğrafik araştırma-çalışmaların önünü kesmişti. İçin bulunduğumuz yüzyılda da Türkiye, aynı siyasi tavrını sürdürmekte ve günümüzde de Kürdistan topraklarının siyasal çoğrafya kavramı içinde ele alınmasına karşı çıkmaktadır.

Türkiye, 1941’den beri düzenli olarak Kürdistan’da siyasi coğrafya araştırmalarının önüne geçerek, Kürtlere ait bir çok coğrafik bilginin kaybolmasını sağlamıştır. 21.yy’da çok önemli bir bilim dalı haline gelen siyasi coğrafya araştırmaları konusu, hala Kürt akademisyenlerinin ilgisini çekmemesi, ayrıca araştırılması gereken bir konudur.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver