SAL: 7
HEJMAR: 186
18 Ocak 2007
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

MGK’nin yeni yıl hediyesi...

İspanyol General ve Ağca

Yavaş ama emin adımlarla ilerlemek...

Saygı Mı? Özgürlük Mü?

Aynaya Bakma

Buzdağının Ucu (Mu?)

Söyleyemediklerim ve yapmadıklarımız..

Arapsaçı

“Çeteler Cenneti”

Halepçe Olayları Neyi Gösteriyor, Neyi Gerektiriyor?

Acaba Öyle Mi?

Kansere Razı Etmek İçin Ölümle Tehdit Etmek

Güneyli Kürtlerin Büyük Sınavı

İpe Un Sermek

Sadak’ın Sadakati

Tek Yanlı Aşk

Süreç ve Önümüze Koyduğu Görevler

Erdoğan’ın Sınavı

Filmi Başa Sarmak

“İyi Çocuk”lar Cenneti..

Yanlışta Israr

Zeytin Dalı

Madımak

Ektiğini Biçmek!..

Şahinler ve Riyakarlar

Başbakan Doğru Söylemiyor

Hizaya Getirmek

Kirlenme, Çürüme Ve Çifte Standart

Yapışık Üçüzler

Enfal

“Qandil Gönüllüleri”

Başbakan’ın TİT Aşkı

Sıcak Günler

Cadı Kazanı

“Paşalar Cumhuriyeti”

Her İkisi de Aynı Orhan Pamuk

Törkiş İşi Demokrasi Ve Sivil Çözüm!..

Hayalleri Yasaklamak

Sembol mü?

Bir Kez Daha Kerkük Üzerine

“Ne Olacak Bu Irak’ın Hali”?

Gelenek

Geç Olmadan

Ankara Kriterleri-2

Yeni Yıl

Samimiyet Sınavı

MESUD TEK
 
Zor Günler

Erdoğan’ın, muhalefet liderleri ve öteki devlet yetkililerinin yaptıkları son açıklamalar, yaşanan gelişmeler, Türkiye’de yanlışta ısrarın devam edeceğini gösteriyor.

2007 yılının zorlu geçeceğine dair tahminleri doğruluyor.

Yanlışta ısrar kendini en çok da Kürt sorununda gösteriyor; hem sınırın bu tarafında, hem de öteki tarafında..

PKK’nin ilan ettiği tek yanlı ateşkesin yol açtığı nispi yumuşama ortamından yararlanmayan, Kürt sorununun çözümü için kılını kıpırdatmayan AKP hükümetinin başı, gerçekleri çarpıtmaktan da geri durmuyor.

Biz Rustemê Zal’ı (Zaloğlu Rustem) Kürt bilirdik.

Meğer Erdoğan da Zaloğlu Rustem’miş.

Baksanıza, son ABD gezisinde, “Kürtlerin hakkı diye bir şey yok” diyen Erdoğan, bu söylemini Türkiye’de de sürdürüyor ve Kürt sorununun çözüldüğünü söylüyor.

Kanıt olarak da yapılan yatırımları, dağıtılan Yeşil Kartları sıralıyor.

Aşağı yukarı yüzyıllık bir geçmişi, siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik yönleri olan bir sorunu, “Kürt sorunu daha fazla demokratikleşmeyle çözülecek bir sorundur” söyleminin mürekkebi kurumadan, üzerinden henüz iki yıl geçmeden çözmek, hem de bunu AB kaynaklı değişim rüzgarları zayıflamışken başarmak için, ya Rustemê Zal olmak gerekir, ya da...

Gerisini söylemeye siyasi terbiyem elvermiyor!..

Erdoğan ve hükümetinin bu tavrını, Güney Kürdistan’a yönelik son söylemlerini sadece “Çankaya Savaşı”ndan ve genel seçimlerden başarıyla çıkma istemine bağlamak, aşırı bir iyimserlik olur.

Kuşku yok.

Erdoğan ve hükümetinin söz konusu söylemlerinde militaristlerin, şoven milliyetçilerin gönlünü hoş tutma arzusunun etkileri vardır.

Ama asıl neden AKP’nin programı, dünya görüşü ve ufkudur; generaller karşısında dize gelmesidir.

Ve bugüne kadar yaşananlar, bu partinin Kürt sorununu çözecek programa, kararlılık ve ufka sahip olmadığını defalarca ortaya koymuştur.

**

Hükümeti ve muhalefetiyle tüm TC yetkilileri, Mustafa Kemal’in “Yurtta sulh cihanda sulh” sözüne sık sık atıfta bulunurlar.

Bu söylemi, TC’nin barışçılığının delili olarak sunmayı çok severler.

Kuruluşundan bu yana Kürt halkına karşı savaşan bir devletin, içerde ne kadar “sulhçu” olduğunu söylemeye gerek yok!..

Ama dışarıda “sulhçu” görünmek zorunda kalan TC, son günlerde, özellikle Irak ve Güney Kürdistan’a yönelik tehdit ve şantajlarının da ortaya koyduğu gibi, barışseverlikten vazgeçmişe benziyor.

Kerkük ve Araplaştırma politikasına maruz kalan öteki Kürt illeriyle ilgili Anayasal süreç ilerledikçe, Türk devleti sulhtan vazgeçiyor, saldırganlığını giderek artıyor.

TC yöneticileri “Kerkük’ün demografik yapısının değişmesi” karşısında sessiz kalmayacaklarını her fırsatta dile getirdiler, getiriyorlar.

Kerkük’ten uzak durmaları konusunda Kürtleri “uyarı” yorlar; tehdit ediyorlar.

Bununla yetinmeyip Irak’ın içişlerine müdahale ediyorlar.

Irak’ta ne kadar federasyon ve demokrasi karşıtı varsa hepsini, İstanbul’da yapılan bir konferansta bir araya getiriyorlar.

Güney Kürdistan’daki eski serokçaşları örgütlüyor ve önlerine Kerkük’ün Kürdistan Hükümeti sınırlarına katılmasını önleme görevini koyuyorlar.

Mezhep çatışması çıkartmakla suçladıklarını, birbirlerinin kanını içseler doymayacak olan eski BAAS kalıntılarıyla radikal Şii Mukteda Sadr’ı ve koçbaşı olarak kullandıkları bir kısım Türkmenleri bir araya getiriyorlar.

Özcesi, artık bir realite haline gelen Güney Kürdistan’daki yapıyla ekonomik ve siyasal ilişki kurulması gerektiği söyleyen bir avuç sağduyu sahibi kişiye kulaklarını kapatıyor, Güney’deki ulusal yapının ortadan kaldırılması, Kerkük’ün Kürtlerin kontrolüne geçmemesi için her türlü melanete başvuruyorlar..

Anası ve yavrusuyla muhalefet de, hükümeti bugüne kadar niçin saldırıp Güney Kürdistan’ı işgal etmediği konusunda eleştiriyor, köşeye sıkıştırmak istiyor; saldırı ve işgal konularında hükümete açık çek veriyor...

Bu ve benzeri politikalar başarıya ulaşır mı?

Seçimlerde birkaç oy fazla almak amacıyla girişilen milliyetçilik yarışı, Türk ordusunun, bir generalinin değimiyle “askerin donunu bile veren” ABD’nin bölgedeki varlığına ve muhalefetine rağmen Güney’e saldırmasına yol açar mı?

TC, başta AB üyeleri nezdinde olmak üzere, uluslararası kamuoyunda büyük bir tepki göreceği kesin olan böylesi bir maceraya atılır mı?

Bilinmez.

Ama bilinen bir şey var.

1983 yılından bugüne değin, Güney Kürdistan’a yapılan irili ufaklı birçok askeri operasyon, sorunu çözemediği gibi daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz hale getirdi.

Yanlışta ısrar edilmesi halinde böyle olacağından da kuşku duyulmamalıdır.

Bilinen bir başka gerçek ise, Güney’e yönelik olası askeri operasyonun mali faturasının emekçilere, yoksul halka çıkartılacağı, toplumsal çürümeyi giderek artıracağıdır.

Bu durum tüm çıplaklığıyla ortada iken, yanlışta ısrar emekçilerin lokmasını küçültürken, askeri operasyonların faturasını ödeyenlerin sesi soluğu çıkmıyor.

Lokması küçülenler, çocuklarının geleceğini karartan söz konusu saldırgan ve işgalci politikaya karşı çıkacağına, yürütülen milliyetçilik yarışında yer alıyorlar.

Ki, bu da bir başka yanlışta ısrardır.

Elbette bizim cenahta da yanlışda ısrar yaşanıyor.

Israr edilen yanlışın başında, PKK ve çevresinin kendisini Rustemê Zal’ın yerine koyarak, Türk sol ve demokratik güçlerin bugüne kadar gerçekleştiremediği demokratik cepheyi kurmaya talip olması, öncülüğüne soyunmasıdır.

Hiç kuşkusuz, Kürtlerin özgürlüğü ile demokratik hak ve özgürlükleri için yürütülen mücadele arasında kopmaz bağlar vardır.

Ama bugüne kadar yaşanan deneyler, PKK veya bir başka Kürt örgütünün, Türkiye’yi içine düştüğü çıkmazdan kurtarıp demokrasi ve değişim yoluna sokacak işbirliğinin öncülüğünü yapamadığını, yapamayacağını gösterdi.

Bu gerçekleri bile bile söz konusu öncülüğe talip olmak da, yanlışta ısrardır.

Daha da yanlışı ve kötüsü, kendi dışındaki Kürt siyasi örgüt ve gurupları görmezden gelmek, onları yok saymaktır.

Kürtler arasında iş ve güç birliğinin yakıcı bir hale geldiği bir ortamda, bunun gereklerini yerine getirmekten kaçınıp, Türk sol ve demokratik güçlerinin asli görevlerine talip olmaktır.

Yanlışlarda ısrarın bu ölçülerde yaşandığı bir ortamda, siyasi sürecin zorlu geçeceğini bilmek için, alleme-yi cihan olmak gerekmiyor elbette..

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver