“Yiğidi öldür ama hakkını da ver” denir.
Hakkını yemeyelim. TC Başbakanı bazı alanda başarılı birisi.
Ki bu alanların başında ipe un serme geliyor.
Erdoğan ve partisi sık sık aşırı yetkilerle donatılmış Cumhurbaşkanlığı
makamından, bürokrasiden, YÖK ve benzeri kurumlardan haklı
olarak yakınıyorlar.
Erdoğan’ın en son yakınması ise, CHP Genel Başkanı Deniz
Baykal ile girdiği “ben senden daha milliyetçiyim” atışmasında,
“sizin döneminizde okula bile gidemiyorduk” demesi...
Bir başka ifadeyle Erdoğan kemalist sistemden yaka silkiyor,
12 Eylül faşist döneminin ürünü olan kurum ve kuruluşların,
çıkartılan yasaların çalışmalarında ayak bağı oluşturduğunu
söylüyor.
Nalıncı keseri gibi hep kendine yontan Erdoğan, iş Türkiye’nin
gerçek anlamda demokratikleşmesine, Kürt sorununun çözümünü
kolaylaştıracak adımların atılmasına gelince hemen ipe un
seriyor. Sermekle kalmıyor, yakındığı, şikayetçi olduğu 12
eylül sisteminin gerekçelerine sarılmakta hiç bir beis görmüyor.
Erdoğan’ın seçim barajının düşürülmesi talebine verdiği
cevap halen akıllarda:
“Bu kanunu biz çıkartmadık ki biz değiştirelim...”
Değiştirilmemesine gösterdiği gerekçe ise 12 Eylül generallerininkiyle
aynı:
İstikrarlı ve güçlü bir hükümet..
Erdoğan, demokratikleşme için önemli olan önemli adımları
atmaktan imtina ediyor;. Örneğin parti liderini padişah konumuna
yükselten siyasi partiler yasasının değiştirilmesi ve var
olan milletvekili dokunulmazlığının sadece “kürsü dokunulmazlığı”
haline getirilmesi için kılını dahi kıpırdatmıyor. Bu ve
benzeri konular gündeme geldiğinde suyu yokuşa sürüyor. Yakındığı
12 Eylül rejimine ait olan kanunların olduğu gibi kalması
için bin dereden su getiriyor.
Şemdinli olaylarının başında, Erdoğan, “olay yerel değil,
işin peşini bırakmayacağız, gidebileceği yere kadar gidecek”
diye buyurmuştu. Ama generallerin ziyaretleri, verilen güvenlik
brifingleri sonrasında ipe un sermeye başladı.
Önce “Şemdinlilerin şahidliği geçerli değil” diyerek mızıkçılık
yaptı. Bilahare Şemdinli İddianamesine tepki gösteren Genelkurmay’ın
istediğin kelleleri altın tepsi içinde sundu.
“Hırsız evin içindeyse kapının kilitli olması işe yaramaz”
deyip, Şemdinli’deki patlamaların arkasında bazı devlet kurumlarının
olduğunu ima eden Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı’nın
görevine son verildi. İddianameyi hazırlayan savcı hakkında
soruşturma açıldı.
TC Başbakanı’ın ağzından “yaradılanı severiz yaradan ötürü”
söylemi eksik olmaz. Ama yaradılanlar Kürtler ve çocukları
olunca, Erdoğan bu “sevmek” işinde de suyu yokuşa sürer.
Bir başka ükede, örneğin Türkiye’nin üyesi olmak için can
attığı AB üyesi bir ülkede, çocukların ve halkın insafsızca
kurşunlanması halinde o ülkenin yetkilileri en azından istifa
ederler. Ama Türkiye’de “Allah yarattı” demeyip Kürt çocuklarını
kurşunlayan polisler hakkında soruşturma dahi açmayan, aksine
onların sırtını sıvazlayan Erdoğan, aileleri de çocuklarına
sahip çıkmaları konusunda uyarmaktan; çocuklara sahip çıkılmaması
halinde başlarına geleceklerle ilgili olarak aileleri tehdit
etmekten geri kalmaz.
Dünyanın en ücra köşesindeki herhangi bir sorunun barışçıl
ve demokratik yöntemlerle çözülmesini öneren Erdoğan ve hükümeti,
Kürt sorunu gündeme gelince “teröristlerle görüşülmez” diyerek
ipe un sererler. HAMAS’la görüşmesi nedeniyle yapılan eleştirilere
karşı, kendini “değişme ihtimali binde bir de olsa görüşmek
gerekir” diyerek savunun Erdoğan ve şurekası, bu iyi niyeti
Kürt “teröristler”den esirgerler...
Ortadoğu barışına katkı adına, teröre başvurmada PKK’ya
büyük bir fark atan, İsrail devletini ortadan kaldırma amacından
vazgeçmeyen HAMAS ile görüşen Erdoğan, sıra kendi ülkesindeki
barışa katkıya gelince, “alçaklarla, katillerle, hainlerle”
görüşülmez diyerek suyu yokuşa sürüyor. Hem de bir başbakanın
ağzına yakışmayan ifadelerle suçladığı (küfür ettiği demek
daha doğru olur) PKK, üniter devleti ve kemalizmi kutsarken,
Türkiye’nin birliği ve bütünlüğünden yana olduğuna dair yemin
billah ederken, otonomi, federasyon, bağımsız devlet gibi
“çağdışı” taleplerden uzak durduğunu defalarca dile getirmişken...
Ağzından mı kaçırdı, yoksa Allah mı söyletti bilinmez, Erdoğan
“silahı bırakıp gelsinler, oturup konuşalım” dedi. Kanımca
bu söylem, Erdoğan’ın Kürt sorunu bağlamında dile getirdiği
doğrulardan birisi ve çok kısa sürede olumlu bir rüzgarın
esmesine neden oldu.
Ama Başbakan’ın çok geçmeden ipe un serdi.
“Ne masası, ortaya konulan masayı yerle bir ederiz” diye
başlayan ırkçı, şoven ve militaristlerin saldırılardan tırsan
Erdoğan basın sözcüsü kanalıyla “çağrı Demokratik Toplum
Partisi’nedir” dedi. Dedi ama, ipi komşusuna vermek istemeyen
Nasreddin Hoca ne kadar inandırıcı olduysa, Başbakan da o
kadar oldu: Dünya alem biliyor ki DTP’nin silahı yok ki bırakıp
gelsin ve görüşme masasına otursun!...
Bazı yazarların da vurgu yaptıkları gibi, önümüzde Cumhurbaşkanlığı
ve genel seçimler var. Erdoğan ordu ile ilişkilerini sıcak
ve iyi tutmak istiyor olabilir. Irkçı, şoven, milliyetçilerin
oylarına göz dikebilir. Düzen partisi Genel Başkanı olarak,
onun bu ve benzeri istemlerini doğal karşılamak da mümkün.
Ama hoşgörüsüne sığınarak Erdoğan’a bir iki noktayı hatırlatmak
istiyorum:
- Hakikisi ortada dururken, yıllarca ırkçılık, milliyetçilik
yapıp bu uğurda bedeller ödeyenler varken, bu kesimlerin
etkisinde kalan halk niye AKP’ye oy versinki?
- “Köprüden geçene kadar ayıya dayı denir” atasözü ormanların
ceviz ve bal düşmanı, zavallı ve saf ayıları için doğru olabilir.
Ama militarist ayılar için bu atasözü geçersizdir. Çünkü
militarist ayının ini kendisini aldatmak isteyenlerin, kendisine
karşı gerekli direnci göstermeyenlerin, kendisiyle uzlaşanların
kemikleriyle ağzına kadar dolu.
Demokrasi ve değişim sürecinde, insan hak ve özgürlüklerin
korunup geliştirilmesinde ipe un sermek, militaristlerin,
ırkçı-şovenlerin dışında kimseye bir hayrı olmadı.
Suyu kendi mecrasında akıtmak, önündeki engelleri ortadan
kaldırmak ise, değişim ve demokrasi yanlılarına kazandırır.
Tabii Erdoğan ve partisine de... Erdoğan ve hükümeti ipe
un sermeyi bir kenara bırakmalı, Kürtlerin değişik vesilelerle
dile getirdiği adımları atmalıdır.
Bu adımları atması için muhatap aramasına gerek yok.
Eğer muhatap çok gerekliyse, legal alanda faaliyet yürüten
siyasi partiler, demokratik kuruluşlar ve halkın oylarıyla
seçilen belediye başkanları yi muhatapdırlar.
Yok eğer bunları beğenmiyor ve muhatap olarak görmüyorsa,
devletin yarattığı muhatabıyla, PKK ile görüşmelidir.
|