Osmanlı devleti siyasal çıkarlarını dikkate alarak 19.yy’ın
sonlarından itibaren Kürdistan’da önem verdiği vilayetler
arasında Erzurum yeralmakta idi. Erzurum’da bir çok ulusal
ve dini grubun birarada yaşaması, Osmanlı yönetimini ellerinde
tutan İttihatçı hükümet için, Erzurum hem jeopolitik ve hemde
jeostratejik açıdan çok özel bir konuma sahipti. Erzurum
vilayeti, İttihatçı yönetim açısından hem Kafkasya’yı ve
hemde Doğu vilayetlerini kontrol etmenin merkezi noktası
olarak görülmüş ve aynı zamanda Erzurum’da bulunan III. ordu
gücüyle merkezi hükümetin siyasal otoritesini Kürtler ve
Ermeniler üzerinde daha kolay sağlanacağı düşüncesi de hakim
idi. Erzurum vilayeti aynı zamanda Kürtler arasında Türkleştirmeyi
yaygınlaştırma denelemelerinin de ilkini teşkil eden pilot
şehirler arasında yeralmakta idi. Balkanlarda büyük toprak
kayıplarına uğrayan Osmanlılar, Kürdistan’da aynı hataya
düşmemek için daha farklı bir siyaset izlemeyi gerekli görmüşlerdi.
Osmanlı hükümetinin buna benzer politikalara yönelmesinin
en önemli nedenleri arasında; Doğu vilayetlerinde de Kürtler
ile Ermeniler arasında milli düşüncelerin gelişme göstermesi
teşkil ediyordu. Erzurum aynı şekilde nüfus yoğunluğu bakımından
da dikkatleri çeken bir vilayet idi. Kemal Karpat’ın 1985’de
Wisconsin Üniversitesi yayınlarından çıkan „Ottomon Population,
1830-1914.”adlı çalışmasında Eruzum’un nüfusunu; 1881-1883
sayımlarına göre 2.898.830, 1906/7,de 3.147.880 ve 1914 tarihli
sayıma göre ise, 3.839.547 olarak belirtmektedir. Karpat’ın
verdiği bilgilere göre; Erzurum’da müslümanların nüfusu gayr-i
müslümlerin dört katından daha fazla olduğu biçimindedir.
Erzurum’da Kürtler, Ermeniler, Çerkezler, Lazlar, Türkler,
Rumlar, Yahudiler, Kıptiler, Keldaniler, Süryaniler ve bunlara
bağlı dini cemaat/mezhepler bölgenin yerlisi olarak yaşamlarını
sürdürüyordular.İTK yönetimi 1913’ten itibaren Erzurum’da
sağlık, sosyal, kültürel, bayındırlık, asayiş ve eğitim gibi
alanlarda yeni çalışmaların yapılmasını istiyordu. Daha sonraları
birinci dünya savaşında sağlık ve eğitim çalışmalarını paramiliter
örgütleri olan Mudaafa-i Milliye Cemiyeti ile Hilal-i Ahmer’e
devretmişlerdi. Erzurum’un 20.yy’ın başlarından sonra Kürt
milli düşüncesine yataklık etmesi,Kürt cemiyetlerinin burada
güçlü bir çalışma potansiyeline sahip olmaları, İttihatçıların
dikkatini çekmiş ve Erzurum’da Kürt ulusal potansiyelini
yoketmek için, Kürtlere karşı çeşitli kanuni düzenlemelerle
asimilasyon çalışmalarını hızladırmışlardı.Örneğin Erzurum’da
Kürt gençlerinin asimile edilmesi için bir Medresenin açılması
kararıda bunlardan biri idi.
Osmanlı hükümeti, Doğu vilayetlerinde yaşayan diğer gayr-i
müslimleri asimile edebilmenin zorluklarını anladığından,
bu politikasını Kürtler üzerinde müslümanlık olgusunu kullanarak
başaralabileceği düşüncesini taşıyordu. Bu düşünce ile Erzurum’da
yatılı bölümü de olan bir Medrese’nin kurulması ve Medrese
aracılığıyla Türkçülük fikirlerinin Kürt gençleri arasında
yaygınlaştırılması isteniyordu. BOA. DH-SYS. 90/1-5 Belge
No:8/2’ye göre:dönemin Erzurum Valisi Mehmet Emin Bey’in
önerisiyle Erzurum’da yapılacak çalışmaların başında bir
medresenin açılması geliyordu. Mehmet Emin Bey’in önerdiği
medrese şu özelliklere sahip olacaktı:“Erzurum Vilayetinde
Kürtlerin güzergahı olan Kars Kapı caddesinde 120 Şakirdi
ihtiva etmek ve sunuf-i ibtidaiye ve idadiyeyi şamil bulunmak
üzere leyli olarak Medrese-i islamiye namıyla bir mektep
tesisi..”Yani bu dilekçeden de anlaşılıyorki, Medresinin
amaçları arasında Kürtleri cahil, bedevi ve geri kalmış kültürel
yaşamdan kurtararak,kendi sosyal yaşamlarından uzaklaştırmayı
öngörüyordu.Daha medrese kurulmadan Kürt kültürünün bu kadar
değersiz ve geri kalmış olarak değerlendirilmesi, asıl amacın
nereye varacağını, kürtlere karşı daha sonra yapılan şiddet
eylemlerinin ilk işaretlerini veriyordu. Ayrıca medresenin
yatılı bir ilkokula ve ortaokula sahip olması düşünülüyordu.
1912’nin sonlarına doğru Erzurum’da Kürtler için düşünülen
medrese için Balkan savaşlarından dolayı bütçe de yeterince
parasal kayanağın olmadığını,ancak bu projenin önemli olduğunu
ve 1913 bütçesinden bunun için ödeneğin ayrılması gerektiğini
dönemin Maarif Nazırı tarafından Erzurum valisine bildirilmişti.
Örnegin:“BOA.DH-SYS.90/1-5 Belge No:13’e göre;…Erzurum’da
Kürt aşair-i eftaline mahsus olarak Medrese-i islamiye namında
leyli bir mektep ve fevtaline dair mutaalatına hav..”
Ayrıca Medrese için 1913’teki bütceden de parasal kaynağın
ayrılmadığı ve bu yönde Erzurum ile merkezi hükümet arasında
görüş ayrılıklarının olduğunu dikkat çekiyor. Bunun Örneğin
Erzurum valiliğine 1913’te tayin edilen Reşit Paşa, Medresinin
kuruluşunun sonuçlanması için sürekli yazışarak, kurulacak
medrese hakkında detaylı bilgiler aktardığı görülmektedir.
Merkezi hükümetin özellikle kurulacak medrese hakkında keşifname
ve planlar istemesi, Kürtler için medresinin dışında göçertme
vs. başka tedbirlerin düşünüldüğüne işaret etmektedir. Örneğin:”BOA.DH-SYS.90/1-5
Belge No:15’e göre, Medrese-i ait takdim olunan keşifname
ile planın luzumuna mebni sürat-i iade ve irsaline müsaade
buyrulması..,(Belge14/2’de)Keşifname ile planın Vilayet-i
müşarünilehden batelgraf talep edilmekte, evrak-i mezkurenin
müsaaraten iade buyrulmasi…, Telgrafname-i valaları ile taleb
buyrulan keşifname ile plan Maarif Nezaret-i celilesine bilcelb
leffen iade kılınmıştır…” Konu ile ilgili 1913 tarihine ait
çokça yazışma belgeleri mevcuttur.
Sonuç olarak, osmanlı devletinin son hükümeti olan İttihatçılar,
Kürdistan’da, Kürtleri hem müslüman oldukları için ve hemde
bölgede çoğunluğu teşkil ettiklerinden, Ermenilerden, Rumlardan,
Yahudilerden, Kıptilerden, Keldanilerden ve Süryanilerden
daha farklı bir siyasal statüde değerlendiriyorlardı.Erzurum’da,
Kürtler için düşünülen medresinin sadece tasarıda kalması,
aynı zamanda çeşitli soru işaretlerini de beraberinde getirmektedir.
Bir çok soru işareti İttihatçıların birinci dünya savaşında
Kürtleri kıyıma ve göçertmeye tabi tutmaları sonucunda açıklığa
kavuşmuş ve Kürtler için asimilasyonun ötesinde daha farklı
politikaların düşünülerek uygulandığını görüyoruz.
|