Medeniyetler İttifakı toplantısında konuşan TC Başbakanı
Erdoğan, „laik, demokratik bir cumhuriyet olan Türkiye, Medeniyetler
İttifakı’nın sembol ülkesidir“ diye buyurmuş.
„Atma Recep din kardeşiyiz“ diyeceğiz, ama siyasi terbiyemiz
elvermiyor!..
En kısa ve genel ifadeyle Medeniyetler İttifakı, farklı
kültürler arasında barışı, karşılıklı saygı ve diyaloğu amaçlıyor.
Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin sembol ülke olduğunu
söylemek için insanın ya dünyadan bi haber olması, ya da
TC yöneticisi olması gerekir.
Türkiye’den başka, laik olduğunu iddia eden ama din derslerini
zorunlu kılan bir başka ülke daha var mıdır acaba yeryüzünde?
Dini inançlara saygıdan dem vuran ve bu alanda Türkiye’yi
örnek ülke olarak gösteren TC Başbakanı’nın, cem evleri açılmasına
izin verilmesini talep eden Aleviler’e söyledikleri henüz
unutulmadı.
Dini vecibelerini özgürce yerine getirmek isteyen ve bu
amaçla cem evlerinin serbest bırakılmasına isteyenlere, „ibadet
etmek istiyorsanız camiler orda, gidin ibadetinizi camilerde
yapın“ diyen Erdoğan’ın, Avrupa ülkelerinin, cami yapılmasına
karşı çıkıp „ibadetlerinizi kiliselerde yapın“ demeleri halinde,
tavrı ne olurdu, doğrusu merak ediyorum.
Bu ülkeleri de „sembol“ olarak gösterir miydi, acaba?
Türkiye’nin „sembol“ ve „örnek“ gösterilen demokratlığına
gelince.
Adamın „yeme de yanında yat“ diyesi geliyor.
Biri post moderninden 4 askeri darbe yaşayan bir ülke, nasıl
oluyor da demokrasi alanında „Medeniyetler İttifakı“nın sembol
ülkesi oluyor, doğrusu ben anlamış değilim.
Darbe yapan generallerin alkışlanıp Cumhurbaşkanı yapıldığı
bir ülkenin, demokrasinin sembolü olarak gösterilmesi, en
azından demokrasiye hakarettir.
Böylesi bir ülke ancak darbe yapmak isteyenler için iyi
bir örnek oluşturur.
Demokrasinin en yaygın tanımı „halkın yönetime katılmasıdır“
diye yapılır.
Türkiye’de ise halkın yönetime katılması bir yana, bazı
demokratik hakların üstünde her zaman bir Demokles Kılıcı
olmuştur.
Bu ülkede halkın yönetime katılmaması, yönetimi etkilememesi
için darbe yapmak da dahil her yola başvurulur.
Demokrasi için örnek gösterilen Türkiye’de, siyasi partiler
yasası, parti liderlerini astığı astık, kestiği kestik birer
sultana çevirmiştir.
Seçim barajı, Kürtler ve sol güçlerin önüne konulan ve Çin
Seddini aratmayan engellerdir.
Türkiye’de başta Kürtler olmak üzere, dini ve etnik azınlıklar
üzerindeki amansız baskılar son hızıyla devam ediyor.
Asimilasyon, inkar ve imha politikalarında herhangi bir
değişiklik yok.
„Medeniyetler İttifakı“ farklı kültürlere saygıyı öngörmesine
karşın, Türkiye’de farklı kültürlere saygı gösterilmediği
gibi, farklı olan kültürler inkar edilir, gelişmesi önüne
aşılmaz engeller konur.
Kürt dili ve kültürünün başına getirilenler bunun en somut
örneğidir.
Böylesi bir Türkiye’nin, yöneticileri tarafından sembol
olarak ilan edilmesi, „hoşgörü, saygı, diyalog gibi“ kavramlara
yapılan bir hakarettir.
TC yöneticilerinin boş böbürlenmeleri Türkiye’yi „laik demokratik
bir cumhuriyet“ haline getirmeye yetmiyor.
Türkiye’nin bu özellikleri taşıyan bir ülke olması için,
her şeyden önce Kürt sorununu çözmesi gerekiyor.
Bir başka ifadeyle, Türkiye Medeniyetler İttifakı’na „sembol“
olmak istiyorsa, her seyden önce kendi evini temizlemeli
ve düzenlemelidir.
Gerisi laf-ı guzaftır.
|