SAL: 7
HEJMAR: 190
16 Şubat 2007
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Ali Haydar KOÇ'un eski yazıları için Tıklayın

Kürdistan’da Değişmeyen Şiddet Politikası

Amerika -Türkiye ilişkileri ve Kürtler

Türkiye’nin Kürdistan’daki Demografik Yapıyı Değiştirme Çabaları

Türkiye’nin Kürdistan’daki Siyasi Coğrafya Çalışmaları

ALİ HAYDAR KOÇ
alihaydar-koc@arcor.de

Kürt Tarihi Açısından Irkçı Bir Oluşum Olarak:
Kuva-i Milliye

Türkiye,1990’dan sonra kurduğu paramiliter örgütleri, maddi/manevi ve insan kaynaklarıyla (sözde emekliye ayrılan askeri kadrolar) destekleyerek, Türk ırkının üstün esasları üzerinde, Türk vatanseverliği adı altında, farklı isimlerle, Kürtlere karşı bir çok ırkçı siyasal oluşumun kısa bir zaman sürecinde hızlı bir şekilde ortaya çıkmasını sağlamıştı.Özellikle Kürdistan’da askeri ve siyasal eylem alanları bulan bu Türkçü örgütler, Kürt düşmanlığını, Türk toplumu içinde propaganda ederek, Kürtleri terörist ve işgalci olarak nitelendirmektedirler. Bu olgu 1920-1945’deki Türkleştirme operasyonları ile çok benzerlikler göstermektedir. Örnegin; Vatansever Kuvvetler güç birliği, Kuvayi milliye hareketi, Kuvayi milliye derneği, Hakimiyeti milliye veya Türk solu gibi adlarla ortaya çıkan ırkçı gruplar, kendi tarihi kökenlerini Teşkilat-ı Mahsusa (1914), Karakol(1918) ve Bekçi (1919) örgütlerinden gelen kadrolar ile oluşturulan Kuva-i milliye’ye (1919) dayandırmaktadırlar.

Kuva-i milliye çetelerinin örgütlenmesi ve siyasi düşüncelerinin oluşumu,1920’den sonra Kürtleri, Rumları, Ermenileri ve Yahudileri yok sayma olgusu üzerinde gelişerek, 1913’ten sonra geliştirilen Türkçülük zeminini esas alarak, ortaya çıkmıştı. Türkiye’deki Tarihçiler ve siyaset bilimcileri, Kuva-i milliye olgusunu araştırmalarında kutsallaştırarak,Türk toplumuna sunmakta ve Türkçülüğü/Türk milliyetçiliğini günümüze kadar kesintisiz bir şekilde Kürt ulusuna karşı önemli bir siyasal araç olarak da kullanmaktadırlar. Tarihi seyir içinde Kuva-i milliye zemini üzerinde gelişen Türkçülük fikrinin temsilcileri, Türk dünyası/Turancılık ideallerini gerçekleştirebilmek için, Almanya ve İtalya (1930-1945) gibi faşist yönetimlerden etkilenerek, onlarla işbirliği yapma arayışları içerisine girmişleri idi.Türk toplumu ve aydınları için,milliyetçi ve siyasal anlamda kutsallık derecesinde değeri olan Kuva-i milliye, Kürt toplumu açısından ırkçı ve işgalci bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yazımda, Kuva-i milliye ve onun uzantısı olarak günümüze kadar örgütlenerek gelişen Türk ırkçılığı ve bu ırkçılığın Kürtlere karşı olan düşmanlığını kısaca, işlemeye çalışacağım.

Türkiye’de 1919’da kurulan ırkçı Kuva-i milliye oluşumu,Türk siyasetçileri, tarihçileri ve sosyal araştırmacıları tarafından sık sık olumlu ele alınarak, bu siyasal çeteci oluşumun Türk dünyası,Türkçülük ve Türk olmayan ulusal/etnik grupların Türkleştirilmesi operasyonlarındaki itici gücüne vurgu yaparak,düşman güçler olarak bilinen Kürt,Ermeni, Rum ve Yahudi toplumlarına karşı önemli bir propaganda aracı olarak dile getirmektedirler. Örneğin;Ermeni düşmanlığı,1934’de Trakya’daki Yahudilere baskıcı uygulamalar,1955 Rumlara karşı gerçekleştirilen 6/7 Eylül olayları ve 1919’dan günümüze kadar Kürt ulusuna karşı her türlü (soykırım dahil) baskının uygulanması gibi eylemler, Kuva-i milliye güçlerinin temel faaliyetleri arasında yer alıyordu.

Diktatör Atatürk, bir taraftan Kürtlerin desteğiyle Türk devletini kurmaya çalışırken, diğer taraftan Kuva-i milliye’nin gazetesi olan “irade-i milliye”de (14 Eylül 1919) yazdığı baş yazıda “hiç bir gücün ulusal iradeyi yok edemeyeceğine” vurgu yaparak,Türkçülüğün her şeyin üstünde olduğunu duyuruyordu. Bu ırkçı düşüncelerini 1933’de Onuncu yıl nutkunda doruğa çıkararak, şöyle dile getiriyordu; „Türk milletinin karakteri yüksektir.Türk milleti zekidir…, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti bundan sonraki inkişafı ile, atnın yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacağını…,ne mutlu Türküm diyene ve“Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur“. İnönü,1932’de Ankara Hukuk Fakültesi’nde yaptığı konuşmada; “Bu memleket Türkiye’dir. Burada yaşayanlar Türktürler. Türk vatanperverliği ve Türk milliyetçiliği bu memleketin idaresinde, mukadderatına müessir ve hakimdir“. Başbakan Şükrü Saraçoğlu,1942’de TBMM’de yaptığı konuşmada; “Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türk kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve en az o kadar da bir vicdan ve kültür meselesidir“ diyordu. Bu ırkçı söylemlerin dile getirildiği tarihlerde, Kürdistan’da kuva-i milliyeciler soykırımlar gerçekleştirerek, Türkleştirme operasyonlarına zemin hazırlıyordular.

Ayrıca 1930-1945 yılları arasında Kürtlere karşı, Türkçülüğü işleyen dergiler aracılığıyla da propaganda yapılıyordu. Bu dergilerden bazıları şunlardır: “Atsız Mecmua, Kadro, Kopuz, Çınaraltı, Orkun, Tanrıdağı, Orhun, Bozkurt, Gökbörü, Türk Yurdu, Halka Doğru ve Türk Sözü vs.“ gibi. Bütün bu dergilerde, Kürdistan’ın Türk yurdu olduğu konusu işlenerek, Kürtçü eylemlerin Kuva-i milliyeciler tarafından yok edileceği biçimindeki yazılarla dolu idi. Günay Göksu Özdoğan, Turan’dan Bozkurt’a, Tek Parti Döneminde Türkçülük (1931-1946) adlı çalışmasında,1940’larda Türkçülerin Almanya’nın siyasal gücünü dikkate alarak hareket ettiklerine vurgu yapmaktadır.Aynı dönemde başta Nihal Atsız olmak üzere,Türkçü dergilerin bir anda çoğalması, bu düşünceyi doğrular niteliktedir. Irkçı Türkiye rejimi, Almanya’nın 1944’de kesin yenileceğini anlayınca, formaliteden ibaret olan, Eylül 1944’de “Irkçılık - Turancılık Davası’yla bazı Türkçüleri yargılama gereği duymuştu. O dönemdeki ırkçı Türkçülüğün temelinde kuva-i milliye ve dolayısıyla Atatürk’ün olduğunu herkes biliyordu.

1990’dan sonra Türk milliyetciliğini/Türkçülüğü temsil etme iddiasında bulunan Türkiye’deki siyasal partiler, askeri ve emniyet güçleri ile Vatansever Kuvvetler Güç Birliği, Kuvayi Milliye Hareketi, Kuvayi Milliye Derneği, Hakimiyeti Milliye veya Türk Solu gibi kurum, dernek ve dergiler,1920-1945’deki Kuva-i milliye ırkçılığını taklit ederek, geliştirerek, günümüz koşullarına uyarlamaya çalışmaktadırlar. Örneğin;Türk Solu adlı ırkçı dergi yaptığı yayınlarda ağırlıklı olarak şu düşünceleri dile getirmektedir; “Türk oğlu, Türk kızı Türklüğü koru, Kürt sorunu yok, Kürt istilası var. Her Türk, alışverişini mutlaka Türkten yapmalıdır...vs.” diğer Türkçü yayınların hemen hemen hepsinde buna benzer örnekleri görmek mümkündür.

Sonuç olarak, günümüzde Türkiye’de, Kürtlere karşı savaş açmış olan Türkçüler, kendi tarihi kökenlerini Kuva-i milliye ve Diktatör Atatürk’e dayandırarak, 1920-1945 yılları arasındaki Türkçülük akımlarını taklit ederek, ırkçı kuva-i milliye ruhu ile 1990-2007’de Kürt ulusunun özgürlük ve bağımsızlık mücadelesine engel olmaya çalışmaktadırlar.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver