SAL: 7
HEJMAR: 190
16 Şubat 2007
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

Milliyetçilik Yarışı

Ben Erdoğan Hayranıyım!..

Katil Kim?

Zor Günler

MESUD TEK
 
Atı Arabanın Önüne Koymak

Selahaddin Üniversitesi Başkanlığı ve Kawa Kürt Kültür Merkezi’nin “Ulusal Bilinç” konusunda düzenledikleri 4 günlük konferans, 10-13 Şubat 2007 tarihinde, Selahaddin Üniversitesi’ne ait bir salonda gerçekleşti.

Onlarca akademisyen, aydın ve yazarın katıldığı konferanslara ben de konuşmacı olarak katıldım.

Ve biz Kürtlerde bazı şeylerin ters işlediğine bir kez daha şahit oldum.

Büyük bir ihtimalle, tüm üçüncü dünya ülkelerinde olduğu gibi, bizde de bilim adamı ve politikacılar arasındaki ilişkiler ya çok az, ya da bu ilişki tersten kuruluyor.

Normalinde bilim adamları, akademisyenler, araştırmacılar bilgi üretirler.

Siyasetçiler ise üretilen bu bilgiler ışığında politikalarını, stratejilerini oluştururlar, taktiklerini belirler, uzak ve yakın hedeflerini tesbit ederler.

Biz de böyle olmadığını, işin böyle yürümediğini, bilmem söylemeye gerek var mı?

Ulusal bilincin oluşması, ulusal bilincin oluşmasında medyanın rolü ve benzeri konularda çok değerli bilgilerin sunulduğu toplantıya, görebildiğim kadarıyla PDK dışında, Güneyli siyasi partiler pek rağbet etmemişlerdi.

Oysa, konferanslarda dile getirilen ulusal bilinç, ulusal duygu, ulusal tavır gibi son dönemlerde sık sık kullanılan kavramların içerikleri ve arasındaki ilişkilere ilişkin bilgilere en çok ihtiyaçları olanların başında, politikacılar geliyor.

Ben kendi adıma konferanslardan çok şeyler öğrendim.

Öğrendiğim şeylerin başında da, yukarıdaki kavramları kullanırken sık karıştırdığımın bilincine varmam geliyor.

Kuzeyli Kürt örgütlerinin içinde bulunduğu şartlar, onlara sık sık bilim adamlarına başvurma olanağını sunmadığı, bir gerçek.

Ama bir başka gerçek daha var:

Kuzey’de sık sık araba atın önüne bağlanıyor.

Ve hatta bu durum bazı örgütlerde gelenek haline gelmiş bulunuyor.

Örneğin, bir parti lideri ortaya birşey atıyor.

O parti ve çevresindeki kalemler, liderin söylediklerinin doğruluğunu ispatlamak için bin dereden su getiriyorlar.

Tıpkı “Türkiyelilik” in doğruluğuna ikna edilmemiz için gösterilen çabalarda olduğu gibi.

Celladımızı sevmemiz için dökülen terler de öyle..

Abdullah Öcalan yıllardır Türkiyelilikten bahsediyor.

Mustafa Kemal’in devrimciliğinden, yanlış anlaşıldığından dem vuruyor.

PKK ve çevresindeki bazı kalem erbabı, sorgulamayı, “devrimci kuşku”yu bir kenara bırakıyorlar, kendilerini Öcalan’ın söylediklerini ispatlamaya adıyorlar.

Daha düne kadar burnundan kıl aldırtmayan, bağımsız Kürdistan’dan aşağısına razı olmayan kalem erbabı, bize giydirilmeye çalışılan Türkiyelilik gömleğini allayıp pullamak amacıyla tüm yeteneklerini ortaya koyuyorlar.

Mustafa Kemal’i Hitler ile, kemalizmi nazizmle kıyaslayanlardan bazıları, Öcalan’ın söylediklerinden sonra “Kemalizm, Mustafa Kemal konusundaki görüşlerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz” diyebiliyorlar.

Bir başka değişle, Öcalan’ın söylediklerine teorik kılıflar uydurarak arabayı atın önüne bağlıyorlar.

Ne yazık ki katıldığım söz konusu konferans süresinde, çok az da olsa Güneyli aydınlarımızın aynı tavrı gösterdiklerine tanık oldum.

Güney’de yaşanan bunca gelişmeden sonra, bazı aydınlarımızın “ya hep ya hiç” tavrını sürdürmeleri de, benim gibi birçok katılımcıyı üzdü, doğrusu.

Elbette ki yanlışları, eksikleri görüp bıktırırcasına tekrarlamak, aydın ve bilim adamı olmanın gereğidir.

Ama bardağın dolu tarafı da görülmeli, yapılan olumlu çalışmalar görmezden gelinmemelidir. Güney Kürdistan’daki ulusal kazanımlardan gurur duymanın, duyguları açıkça dile getirmenin, aydın ve bilim adamlığıyla çelişmediğini düşünüyorum.

Bardağın sadece boş tarafını görmek kadar, “bardak dolu” demek de doğru ve süreci geliştirici bir tavır değildir.

Aydınların Güney’deki ulusal yapının korunmasından, kazanımlarından yana olmaları, eksiklikleri görmezden gelmelerini haklı kılmaz.

Kanımca doğru olan, bardağın yarı dolu ya da yarı yarıya boş olduğunu söylemektir.

Anlaşılan, atı arabanın önüne koymak, sıfır ile bin arasında sonsuz sayı olduğunun bilinciyle hareket etmek için, daha çok zamana ihtiyacımız var.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver