Türkiye devleti kurulduktan sonra, dış politikanın kuramsal
zemini üzerinde, kendi coğrafyasını çevreleyen ulusal devletler/topluluklar
ile komşuluk ilişkileri çerçevesi içinde siyasal, ekonomik
ve kültürel ilişkiler geliştirmeye çalışmış, çeşitli antlaşma
ve bölgesel paktlarla bu ilişkileri pekiştirmeye çalışıyordu.
20.yy’ın başında Osmanlı imparatorluğunun yıkılışıyla Balkan,
Kafkasya ve Ortadoğu bölgelerinde meydana gelen siyasal/ulusal
değişiklikler, bu alanlarda yaşayan bütün toplumları yakından
ilgilendiriyordu. Türkiye, batı sınırlarında Yunanistan,
Bulgaristan ve Romanya ile 1923-1939 yılları arasında çeşitli
düzeylerde antlaşma ve paktlar imzalayarak, karşılıklı komuşuluk
ilişkilerini güçlendirme çabası gösteriyordu. Aynı şekilde
siyasal çıkarları zedelenmediği sürece Yunanistan, Bulgaristan
ve Romanya’da, Türkiye ile iyi komşuluk ilişkileri içinde
olmaktan memnundular. Diğer taraftan Türkiye doğu sınırlarında
da, İran, Irak, Suriye, Kuzey, Rusya ve Ermenistan ile de
komşuluk ilişkileri çerçevesi dahilinde bir çok siyasal antlaşma
ve bölgesel pakt yapmış idi. Başta Türkiye olmak üzere burda
sözkonusu olan devletler, Kürtler ve Kürdistan toprakları
hariç, karşılıklı olarak birbirlerinin ulusal sınırlarını
ihlal etmeme temelinde hemfikir davranıyordular.
1920-1939 yılları arasında Türkiye ve komşuları arasındaki
diplomatik ilişkileri düzenleyen antlaşma ve paktları incelediğimizde,
birbirleriyle ulusal haklar temelinde, toprağa dayalı, ulusal
sınırlara saygı düşüncesinin çokça öne çıkarıldığını ve bu
düşüncenin çok sıkça antlaşma metinlerine geçirildiğini görüyoruz.
Bütün bu siyasal gelişmelerin olduğu dönemlerde, Türkiye’nin
komşularıyla tarihi ulusal sınırlar konusunda siyasal sorunları
olmasına rağmen, Kürt olgusu dikkate alınarak, komşularıyla
iyi geçinmesi, dikkatleri çekmektedir. Osmanlı devletinin
yıkılışından sonra, çok hızlı bir şekilde komşu „devletlerimiz“
siyasal kavramına uyum sağlayan Türkiye ve onu kuran Türkçü
kadrolar, tarihi olarak en fazla düşman ilan ettikleri uluslar
ile komşuluk ve dostluk ilişkileri içerisine girerken, ırkçı
cumhuriyetin kuruluşunda önemli oranda payları olan Kürtleri
ise, komşu bir ulus olarak değil, yok edilmesi gereken bir
ulus olarak ele almışlar idi.
1923-1939 yılları arasında Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan,
Romanya, Rusya, Ermenistan, İran, Irak ve Suriye birbirlerinin
sınırlarına komşuluk hakkı temelinde saygı gösterirlerken,
dört devlet arasında parçalanarak sömürgeleştirilen Kürdistan
sınırlarından hiç bir şekilde söz etmemeleri, yapılan antlaşma
komisyonlarında gündem maddesi olarak ele almamaları, birbirlerine
gösterdikleri komşuluk saygısını, Kürtlerin üzerinde yaşadığı
ulusal sınırlara göstermemeleri, o yıllarda Kürt ulusuna
karşı yapılmış en büyük diplomatik haksızlıklardan biridir.
Bu siyasal tarihi çelişki aynı zamanda Kürdistan’ı sömürgeleştiren
Türkiye, İran, Suriye ve Irak’ı kürtlere karşı daha da cesaretledirmiş
idi. Kürt siyasal tarihinde önemli bir olay olarak karşımıza
çıkan Türkiye ve komşuları arasındaki siyasi ilişkiler, kendi
içlerinde bazı sorunları taşımış olmalarına rağmen, Kürt
sorunu lehine fazla değişiklikler göstermeyerek, günümüze
kadar devam etmektedirler. Örneğin; Yunanistan Kıbrıs/Ege’deki
çıkarlarını koruyarak, Türkiye ile iyi komşuluk ilişkileri
sürdürmekte, tıpkı 1923-1939’dakine benzer siyasetini devam
ettirerek, Kürt sorunundan uzak durmayı tercih etmektedir.
Cumhuriyet dönemi Türk dış politikasının önemli bir ayağını
oluşturan komşu devletler ve onlarla olan siyasal ilişkiler,
Kürt ulusal sınırlarını yok etmede de çok iyi kullanılmıştı.
1923-1939 yılları arasında bahsı geçen devletler ile Türkiye
arasında iyi komşuluk ilişkileri ve sınırların korunmasına
dair 40’ın üzerinde antlaşma/sözleşme yapılmış ve bu antlaşmalarda
Kürt sorunu ve Kürtlerin uğradıkları haksızlıklara hiç değinilmemesi,
güçlü siyasal çıkar ilişkilerine işaret etmektedir. Aynı
devletler, çıkarları gereği zaman zaman Kürtleri destekliyor
gibi görünseler de, sömürge Kürdistan topraklarına karşı
aynı siyasal tavırlarını günümüz kosullarında da Türkiye
ile iyi komşuluk ilişkileri çerçevesi doğrultusunda değiştirme
ihtiyacı duymayarak, hala sürdürmektedirler. Bu siyasal olgu
aynı zamanda Kürtlerin bu devletler ile diplomatik ilişkilerinin
hemen hemen hiç olmadığına da ortaya işaret etmektedir.
Yunanistan, Rusya, Bulgaristan ve Ermenistan yaklaşık olarak
84 yıldır Türkiye, İran, Irak (1991) ve Suriye tarafından
toprakları ilhak edilen Kürdistan’daki sömürge olgusunu yakından
tanıdıkları halde, dile getirememektedirler. Aynı devletler
dünyanın değişik bölgelerinde toprakları sömürgeleştirilen
uluslar ile dayanışma içinde olduklarını açıklarlarken, sömürge
Kürdistan olgusuna karşı aynı siyasal tavrı, Türkiye ile
olan iyi komşuluk ilişkileri ile Kürdistan’daki enerji kaynaklarına
(Türkiye, İran, Irak üzerinden yararlanma) olan ihtiyaçlarından
dolayı gösterememektedirler. Ayrıca günümüzde Yunanistan,
Bulgaristan, Rusya ve Ermenistan Irak’ın bütünlüğü konusunda
Türkiye,İran ve Suriye ile hemfikir olduklarını çeşitli resmi
açıklamalarla dile getirerek, kurulacak bir Kürdistan devletine
karşı olduklarını ilan etmektedirler. Bir diğer olgu ise,
Türkçü kadroların sıkça başvurdukları „biz Kürt kardeşlerimiz
ile bin yıllık kardeşiz“ düşncesine dayanan inkarcı siyasal
çelişkidir. Aynı Türkçü kadrolar, Yunanistan’ı, Rusya’yı,
Bulgaristan’ı ve Ermenistan’ı hiç bir sorun çıkarmadan komşu
olarak kabul ederken, Kürtlerin komşuluk ilişkilerine dayanan
istemlerini, hiç şekilde kabul etmeyerek, karşı çıkmaktadırlar.
Örnegin; Türkiye, Güney Kürdistan’da ortaya çıkabilecek bir
Kürt devletini, savaş gerekçesi yaparak, Kürtleri soykırım
ile tehdit etmektedir.
Sonuç olarak, Kürt siyasal tarihinde Türkiye, komşuları
ve Kürtler ile olan siyasal ilişkiler üzerine şimdiye kadar
detaylı arşiv kaynak taramalarına dayanan araştırmaların
yapılamayışı, geçmişten günümüze kadar uzanan tarihi Kürt
sorununu diplomatik açıdan olumsuz yönde etkilemektedir.
Türkiye, 1923’ten beri komşularından aldığı siyasal, ekonomik
ve kültürel destekler ile Kürdistan devletinin kuruluşuna
ve Kürtlerin Türkiye’ye komşu bir devlet olmalarına karşı
çıkmaktadır.
|