Osmanlı devletinin son yıllarında çeşitli siyasal ve kültürel
düzeylerde değişik cemiyetler adı altında örgütlenerek faaliyet
gösteren Kürt aydınları, Kürt kültürü, edebiyatı ve Kürtlerin
siyasi haklarını Kürdistan’ın dışında, imparatorluğun başkentinde
(İstanbul) dile getirmeye çalışarak, bir çok gazete, dergi
ve süreli yayın aracılığıyla, Kürt milli düşüncesinin oluşması
için bazı adımlar atmışlardı. Bu çalışmaların yanında, Kürt
milli tarih düsüncesinin akademik oluşumundan cok uzak kaldıklarını
ve Kürt milli tarih kavramını fazla önemsememeleri olgusu,
daha sonraları cumhuriyet devrinde Kürt tarihinin,Türkçü
kadrolar tarafından tümden inkar edilmesinde büyük kolaylıklar
sağlamıştı. Bu düşüncelerin Türkçülüğün yararına oluşmasında,1908-1919
yılları arasında hem Türk milliyetçi dergilerinde ve hemde
Kürt cemiyetlerinde yeralan, Kürt kökenli bazı aydınların
rolü önemli oranda etkili olmuştu.
Kürt aydınlarının Osmanlılık ve İslamlık ideolojilerine
fazla ilgi duymaları, Avrupadaki ulusal tarih yazıcılığına
uzak kalmalarına yeterli gelmişti. Buna karşılık ikinci mesrutiyetin
ilanından sonra Türk aydınlarının Osmanlılık ve İslamlık
ideolojilerine karşı, Avrupadaki milli tarih yazıcılıgğından
yararlanmayı tercih etmeleri, Türk milli tarihçiliğinin oluşmasını
daha da hızlandırmıştı. Aynı şekilde Kürt ulusu ile birarada
yaşayan Ermenilerde, Avrupadaki milli tarih tecrübelerinden
etkilenerek, Ermenilere ait bir milli tarih oluşturma çalışmaları
yürütüyordular. Kürt aydınlarının Osmanlı devletinin başkentinde,
Kürtler üzerinde yaptıkları çalışmalar arasında en ilgisiz
ve zayıf kaldıkları konu ise, Kürt milli tarih yazıcılığı
ve milli tarih araştırmaları oluşturmaktadır. Kürt aydınlarının
ikinci meşrutiyet devrinde islam ve osmanlı tarihini yayınlarında
fazlasıyla önemsemeleri, cumhuriyet devrinde Kürt tarihinin
tahrif edilmesine önemli bir zemin sunmuştu. Eğer Kürt aydınları
ikinci meşrutiyet devrinde akademik anlamda Kürt milli tarih
yazıcılığını derinliğine inceleme konusu yapabilseydiler,
cumhuriyet döneminde Kürt milli tarihinin ve Kürt toplumunun,
Türk ırkçıları tarafından tümden inkar edilmesi mümkün olmayabilirdi.
1908’den sonra Osmanlı devletinin başkentinde yaşayan Kürt
aydın ve aristokratları, bir çok siyasi cemiyet kurarak ve
bunlara bağlı olarak siyasi, kültürel ve edebi içerikli bazı
gazete, dergi ve süreli yayınlar çıkarıyordular. Şimdiye
kadar ortaya çıkan bütün bu yayınları incelediğimizde, Kürt
milli tarih araştırmalarına ve Kürt milli tarihinin gelişimine
katkı sunacak bilgilerin, cok az işlendiği görülmektedir.
Örneğin 1908’de çıkmaya başlayan „Kürt Teavün ve Terraki
gazetesi ile 1912’de çıkan Hetawi Kurd dergisinde“ Kürt milli
tarih araştırmalarına ilgisiz kalındığı görülmektedir. Yine
Kürt milli tarih yazıcılığından uzak duran Ziya Gökalp, Babanzade
İsmail Hakkı ve Dr.Abdullah Cevdet’in1908-1914 yılları arasında
Kürt ve Türk dergilerinde-gazetelerinde makaleler yazarak,
ağırlıklı olarak Türk milli unsuruna önem vermeleri de dikkat
çeken konular arasındadır. Kürt aydınlarının milli tarih,
tarih yazma, tarih araştırma yöntemleri, tarih araştırmalarını
geliştirme faaliyetleri ile bunlara bağlı olarak Kürt milli
tarihini modern anlamda ele almayarak uzak durmaları, Balkanlarda
büyük kayıplara uğrayan Türk milliyetçileri için imparatorluğun
doğu sınırlarında büyük bir siyasal avantaj sağlamıştı. Aynı
siyasal zemin etkisini cumhuriyet döneminde de Türk milliyetçiliğine,
Kürt ulusal değerleri üzerinde ulusal devlet olma şansını
vermişti.
19.yy.’ın başlarından itibaren Darülfünun’da (Bu günkü İstanbul
Üniversitesi)“Tarih-i Umumi” ve “Tarih-i Düvel” dersleri
okutuluyordu. Fakat 1908’den sonra İttihatçılar eğitim politikasını
milli Türk tarihini araştıracak şekilde değiştirerek, Darülfünun’da
Türk Tarihinin okutulmasını sağlamışlardı. Ayrıca 1908-1919
tarihleri arasında faaliyet gösteren Türkçü cemiyetler ve
yayın kuruluşları, milliyetçilik fikirlerini geliştirmek
ve güçlendirmek için, batı Avrupa milli hareketlerini dile
getiren yayınları tercüme ederek, yararlanıyordular. Buna
karşılık Kürt aydınlarının milli tarih yazıcılığını içeren,
Batı Avrupa ülkelerindeki araştırma ve çalışmalardan uzak
durmaları, dikkat çeken bir başka olgudur. 1908’den sonra
Türkçülüğü esas alan „Türk Derneği“, Tarih-i Osmani Encümeni,
Asar-ı İslamiye ve Milliye Tedkik Encümeni, Millî Tetebbular
Mecmuası, Türk Ocakları ve Türk Yurdu gibi bir çok cemiyet
kurulmuştu. Bütün bu kuruluşlar ve onların yayınlarında Türk
milli tarihi ve Türk kimliği ana amaç olarak değerlendiriliyordu.
Örneğin 1908’de Türk Derneğini kuran, Ahmet Mithad Necip
Asım, Veled Çelebi ve Yusuf Akçura amaçlarını derneğin nizamnamesinde
şöyle açıklamaktadırlar: „Cemiyetin maksadı Türk diye anılan
bütün kavimlerin mazi ve haldeki asar, efal, ahval ve muhitini
öğrenmeye ve öğretmeye çalışmak; yani Türklerin asar-ı atikasını,
tarihini, lisanlarını, avam ve havas edebiyatını, etnografya
ve etnologyasını, ahval-ı içtimaiye ve medeniyeti hazinelerini,Türk
memleketlerinin eski ve yeni coğrafyasını araştırıp ortaya
çıkararak bütün dünyaya yayıp dağıtmak...“ Türk milli tarih
kurumlaşmasının yakın tanığı olan Kürt aydınları, Kürt milli
tarih yazıcılığı ile Kürt tarihinin kurumlaşması konusunda
hiç bir adım atmamaları düşündürücüdür. Ayrıca Kürt aydınlarının
milli tarih araştırmalarından uzak durmaları sonucu, Türk
milliyetçilerine Kürtleri Türk olarak görme fırsatını sağlıyordu.
Örneğin; Çerkez kökenli Mehmed Hulusi, „Türk Duygusu“ mecmuasında
(nr. 1, s. 15-16, 1913) „Kürdler ve Ermeniler“ adlı makalesinde,
„bazı ırki ve coğrafi sebepler göstererek Kürtlerin Türklerin
bir boyu olduğunu, Ermenilerin de mizaç olarak Türklere benzediklerini
ancak Türk olup olmadıkları konusunda hüküm vermenin erken
olduğunu yazmaktadir.“
Kürt aydınlarının ikinci meşrutiyetten (1908) sonra Türk
milliyetçilerine karşı, Kürt milli tarih yazıcılığını akademik
araştırmalarla inceleyerek, İslam ve Osmanlı tarihinin dışına
çıkarmamaları, Kürt tarihini kurumlaşma anlamında, Kürt ulusu
ile buluşturmamaları sonucunda, Kürt tarihinin, Türk milliyetçileri
tarafından tahrif edilmesine yolaçmıştı. Kürt milli tarih
araştırmalarına karşı oluşmuş olan bu ilgisizlik, 1923’ten
sonra TC.’nin Kürt ulusunu tümden inkar etmesinin esas zeminini
oluşturmuştu.
|