SAL: 6
HEJMAR: 157
13 Haziran 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Ali Haydar KOÇ'un eski yazıları için Tıklayın

Eyalet-Federasyon idaresi istemi ve Kürtler

Osmanlı Devleti’nde Kürt nüfusu

İttihatçıların Kürdistan’daki bazı siyasal uygulamaları (1913-1917)

Türkiye-İsrail ve Kürtler

Kürdistan’da Misyoner Çalışmaları-Harput

Alevi-Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşıkları (Aşuğlar)

Kürdistan’da Osmanlı Eğitiminin Genel Durumu

Kürt Kültürü Üzerine Bazı Düşünceler

Amele –Ölüm Taburları (1914-1918)

Türk Ordusu ve Kürdistan

Dış Mihraklar ve Dış Mihrakların Maşası kavramları Üzerine

Türkiye’de çok partili dönem ve Kürtler

Türkiye, devlet terörü, şiddet ve Kürdistan

Doğu Cephesine Dair (1916-1917)

Tarih yazıcılığı ve Kürtler

Güney Kürdistan, Irak ve Türkiye

Egemenlik kavramının Kürdistan’daki anlamı üzerine

Üç Siyasal Antlaşma-1926

Çaldıran Gazetesi-1914

Dağkapı (1925) ve Buğday Meydanının (1937) Hatırlattıkları

Kürt Köylüleri ve Unutulanların Coğrafyası

Şark Islahat Projesi (1914) ve Kürtler

ALİ HAYDAR KOÇ
alihaydar-koc@arcor.de
İki Yüzlü Düşünenler

Tarihin en eski çağlarından günümüze kadar diktatörlüklerin siyasal ve ideolojik dünyalarını belirleyen hırslar ve tutkular, aynı zamanda insanoğlununda çağlar boyu yazgısını yönlendiren önemli iki faktördür. Şiddet aracılığıyla güç, başarı ve toplumlar üzerinde hakimiyet kurmanın itici gücü olarak görülen nefret dolu bu bencil dürtüler, tarihin en büyük soykırımlarına sebep olmuş, milyonlarca insanın öldürülmesine, milyonlarcasının toplumsal yaşamlarının bir kaç nesil düzelmeyecek şekilde altüst olmasına yolaçmıştır. Diktatörlerin bencil dürtülerle dolu bu siyasal ideolojileri, 20.yy’da en üst zirveye ulaşarak, yakın dönem insanlık tarihinin en utanç duyulacak dönemini oluşturmaktadır. Bütün diktatörlerin ortak özellikleri, kurbanlarını adalet isteyenlerden seçmeleri, adaletsiz, zulümkar ve cani olmaları idi. İnsanlar, 20.yy. boyunca yaklaşık olarak 20 diktatörden sıkça konuştular, onları yazdılar, onlara karşı isyan ettiler, kimi zamanlarda onların karşısında suskunluğu tercih ettiler. Irkçı düşünceleri savunan diktatörler ise, içinden çıktıkları ırkçı kitleler tarafından yüceltilerek kutsallaştırıldılar. Örneğin, Türkiye’de M.Kemal Atatürk, Türk ırkını dünyanın en büyük ve asıl ırkı saydığından, Kürdistan’ı Türkiye’nin sömürgesi haline getirdiğinden, Türk ırkçıları için tercih edilen bir diktatördür. Dünyanın bir çok yerinde, diktatörler nefretle anılırken, Türkiye’de ise tam aksine hala diktatörlüğün sahip çıkılması gereken siyasal durum olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu durum Türkiye’de yaşayanların siyasal bir tercihidir. Ama Türkiye’deki ırkçı kesimlerin, Kürdistan’ın işgalcisi, soykırımcısı, zulümcüsü ve sömürgecisi olarak bilinen bir diktatörü kürtlere zorla sevdirmeye çalışmaları ve Kürtleri bu tercihe zorlamaları, ahlaki ve insani olmayan utanç verici bir siyasal davranıştır.

Türkiye’de, türkçülüğü esas alan aydınlar, yıllardır dünyadaki bütün diktatörleri nefretle kınayarak, çeşitli bilimsel çalışmalar, yazılar ve bildiriler yayınlamakta, dünyada baskıya maruz kalan ulusların bağımsızlıklarına kavuşabilmelerı için de destek amaçlı uluslararası düzeyde siyasal çalışmalar yürütmektedirler. Örneğin Salazar, Franko, Musolini, Hitler, Tito, Stalin ve İdi Amin vs. gibi yakın tarih diktatörlerini eleştirmekte ve dünyadaki bütün sömürgeci(Türkiye hariç)diktatörlere karşı tepkilerini yüksek sesle dile getirmektedirler. Diğer taraftan Türkiye’ye ticari anlamda giriş yapan yabancı sermayeyi ve onlara bağlı ekonomik ilişkileri de sömürgecilik ile eş değerde görerek, toplum içinde bir işgal havası yaratarak, çeşitli siyasal eylemler düzenlemektedirler. Türkiye’deki şehirlerin caddelerinde Türkçe tabelaların azalmasını, ülkeleri için tehlikeli olarak gören Türkiyeli aydınlar, yabancı tabelaların asılı olduğu şehirleri ise adeta sömürge şehirlerine benzeterek, atalarının kemiklerinin sızladığından şikayet etmektedirler. Bu örnekleri daha çoğaltabiliriz.

Dünyadaki bütün haksızlıkların farkında olarak duyarlı davranan Türkiye’deki aydınlar, Mustafa Kemal’in diktatörlüğü söz konusu olunca, bencil davranarak, ırkçı dürtüleriyle hareket ederek, böylesi bir diktatörlük tanımlamasını kendilerine ve ırklarına yapılmış bir hakaret olarak değerlendirmektedirler. Gerçekçi tanımlamalara, eleştirilere tahamül etmeyen Türkiye aydınlarının bu tavrı, dünyanın en gerici ve en ırkçı toplumlarında bile görmek mümkün değildir. Ortadoğunun 20.yy’daki en büyük diktatörlerinde biri olan Mustafa Kemal ise, Türkiye aydınları ve sosyal bilimcileri tarafından eleştirilmemekte, diktatör olarak anılmamakta, Kürdistan’da gerçekleştirilen katliamların planlayıcısı/uygulayıcısı olarak dile getirilmemekte, bir toplumu esir aldığını ve onların topraklarını zorla sömürgeleştirdiği konusu ise hiç bir şekilde ele alınmamaktadır. 1925’ten beri yapılan katliamlardan sonra kurtulan kürtler, Kürdistan’ın her yerinde Türkçe konuşmak, yazmak, Türkçe isim almak ve herşeyden önce (1990’a kadar) dağ Türkü olmak zorunda idi. Kuzey Kürdistan’ın sömürgeleştirilmesi ile Türkiye’nin sömürgeci milli sermayesi Kürdistan’da istediği gibi hareket ederek, zenginlik kaynaklarını da Türkiye’ye aktarmaktadır. Kürdistan’daki bütün büyük/küçük ticari işletmeler, bütün şehirler, kasabalar, caddeler, sokaklar Türkçe isim almak zorundadırlar. Örneğin, Türkiye’de bazı şehirlerde batı dillerinde yazılan istekli bir kaç ticari Tabelanın asılması ile tedirgin olan ve bu şehirleri adeta „sömürge şehirleri“ olarak değerlendiren ırkçı aydınlar ve sosyal bilimciler, sömürge Kürdistan’da, Kürt ulusunun zorunlu Türk eğitimine tabi tutulmasını veya Kürdistan’da her tüccarın tabelalarını Türkçe yazması mecburiyetine karşı ise, hiç bir tepki göstermemektedirler. Batı dillerinde yazılan bir kaç tabela ile atalarının kemiklerinin sızladığını dillendirlenler, Kürdistan’ın isminin „Doğu ve Güney Doğu Anadolu“ olarak anılmasını doğal bir olgu olarak görmektedirler.

Polonya’lı aydın Leszek Kolakowski bu konudaki düşüncesini şöyle açıklamaktadır:“total ideolojilerin, siyasal iktidarın kendi çıkarları doğrultusunda toplumun gerçek ortamının dışında üretilmesinin onu bir yalanlar ve ikiyüzlülükler dünyası olarak karşımıza çıkardığını ve iyiliğin, mutluluğun ancak bu ideolojik ilkeler içinde sağlanabileceği iddiasının bir yalanlar dünyası olduğunu...“.Diktatörlükler için yapılan bu düşünsel tespit, Mustafa Kemal diktatörlüğüne ve onun daimi savunucusu olan Türkiye aydınlarının ve sosyal bilimcilerinin ikiyüzlü karekterlerini/davranışlarını çok iyi tarif etmektedir

Sonuç olarak, Türkiye aydınları, sosyal bilimcileri yakın tarihimizde yaşamış olan diktatörleri mahkum ederken, kendi devletlerinin Kürdistan’da kurduğu sömürgeci diktatörlüğü ve ona öncülük eden M.K.Atatürk’ün diktatör karekterini ortaya koymada ise, ikiyüzlü bir ırkçı siyaset izlemektedirler. Türkiye’deki bir kaç ticari tabela ile sömürge şehirleri tanımını yapan aydınlar, aynı şekilde Türkiye tarafından sömürgeleştirilen Kürdistan toprakları hakkında ise, tam aksine Kürt toplumunun ulusal hak istemlerinide gerici ve bölücü unsurlar olarak nitelendirmektedirler. Türkiye’yi emperyalizm ve sömürgecilikten korumayı esas alan bu ırkçı aydınlar, Kürdistan’in kendi devletleri tarafından sömürgeleştirilmesini yapılması gereken bir eylem olarak savunmaktadırlar. Sömürge Kürdistan olgusunda Türkiye aydınları ikiyüzlü, ilkesiz ve düşünsel çelişkilerle dolu olan bu ikili siyasetleriyle, dünyanın en gerici ve ırkçı tavrına sahiplik etmektedirler.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver