Tarihin en eski çağlarından günümüze kadar diktatörlüklerin
siyasal ve ideolojik dünyalarını belirleyen hırslar ve tutkular,
aynı zamanda insanoğlununda çağlar boyu yazgısını yönlendiren
önemli iki faktördür. Şiddet aracılığıyla güç, başarı ve
toplumlar üzerinde hakimiyet kurmanın itici gücü olarak görülen
nefret dolu bu bencil dürtüler, tarihin en büyük soykırımlarına
sebep olmuş, milyonlarca insanın öldürülmesine, milyonlarcasının
toplumsal yaşamlarının bir kaç nesil düzelmeyecek şekilde
altüst olmasına yolaçmıştır. Diktatörlerin bencil dürtülerle
dolu bu siyasal ideolojileri, 20.yy’da en üst zirveye ulaşarak,
yakın dönem insanlık tarihinin en utanç duyulacak dönemini
oluşturmaktadır. Bütün diktatörlerin ortak özellikleri, kurbanlarını
adalet isteyenlerden seçmeleri, adaletsiz, zulümkar ve cani
olmaları idi. İnsanlar, 20.yy. boyunca yaklaşık olarak 20
diktatörden sıkça konuştular, onları yazdılar, onlara karşı
isyan ettiler, kimi zamanlarda onların karşısında suskunluğu
tercih ettiler. Irkçı düşünceleri savunan diktatörler ise,
içinden çıktıkları ırkçı kitleler tarafından yüceltilerek
kutsallaştırıldılar. Örneğin, Türkiye’de M.Kemal Atatürk,
Türk ırkını dünyanın en büyük ve asıl ırkı saydığından, Kürdistan’ı
Türkiye’nin sömürgesi haline getirdiğinden, Türk ırkçıları
için tercih edilen bir diktatördür. Dünyanın bir çok yerinde,
diktatörler nefretle anılırken, Türkiye’de ise tam aksine
hala diktatörlüğün sahip çıkılması gereken siyasal durum
olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu durum Türkiye’de yaşayanların
siyasal bir tercihidir. Ama Türkiye’deki ırkçı kesimlerin,
Kürdistan’ın işgalcisi, soykırımcısı, zulümcüsü ve sömürgecisi
olarak bilinen bir diktatörü kürtlere zorla sevdirmeye çalışmaları
ve Kürtleri bu tercihe zorlamaları, ahlaki ve insani olmayan
utanç verici bir siyasal davranıştır.
Türkiye’de, türkçülüğü esas alan aydınlar, yıllardır dünyadaki
bütün diktatörleri nefretle kınayarak, çeşitli bilimsel çalışmalar,
yazılar ve bildiriler yayınlamakta, dünyada baskıya maruz
kalan ulusların bağımsızlıklarına kavuşabilmelerı için de
destek amaçlı uluslararası düzeyde siyasal çalışmalar yürütmektedirler.
Örneğin Salazar, Franko, Musolini, Hitler, Tito, Stalin ve
İdi Amin vs. gibi yakın tarih diktatörlerini eleştirmekte
ve dünyadaki bütün sömürgeci(Türkiye hariç)diktatörlere karşı
tepkilerini yüksek sesle dile getirmektedirler. Diğer taraftan
Türkiye’ye ticari anlamda giriş yapan yabancı sermayeyi ve
onlara bağlı ekonomik ilişkileri de sömürgecilik ile eş değerde
görerek, toplum içinde bir işgal havası yaratarak, çeşitli
siyasal eylemler düzenlemektedirler. Türkiye’deki şehirlerin
caddelerinde Türkçe tabelaların azalmasını, ülkeleri için
tehlikeli olarak gören Türkiyeli aydınlar, yabancı tabelaların
asılı olduğu şehirleri ise adeta sömürge şehirlerine benzeterek,
atalarının kemiklerinin sızladığından şikayet etmektedirler.
Bu örnekleri daha çoğaltabiliriz.
Dünyadaki bütün haksızlıkların farkında olarak duyarlı davranan
Türkiye’deki aydınlar, Mustafa Kemal’in diktatörlüğü söz
konusu olunca, bencil davranarak, ırkçı dürtüleriyle hareket
ederek, böylesi bir diktatörlük tanımlamasını kendilerine
ve ırklarına yapılmış bir hakaret olarak değerlendirmektedirler.
Gerçekçi tanımlamalara, eleştirilere tahamül etmeyen Türkiye
aydınlarının bu tavrı, dünyanın en gerici ve en ırkçı toplumlarında
bile görmek mümkün değildir. Ortadoğunun 20.yy’daki en büyük
diktatörlerinde biri olan Mustafa Kemal ise, Türkiye aydınları
ve sosyal bilimcileri tarafından eleştirilmemekte, diktatör
olarak anılmamakta, Kürdistan’da gerçekleştirilen katliamların
planlayıcısı/uygulayıcısı olarak dile getirilmemekte, bir
toplumu esir aldığını ve onların topraklarını zorla sömürgeleştirdiği
konusu ise hiç bir şekilde ele alınmamaktadır. 1925’ten beri
yapılan katliamlardan sonra kurtulan kürtler, Kürdistan’ın
her yerinde Türkçe konuşmak, yazmak, Türkçe isim almak ve
herşeyden önce (1990’a kadar) dağ Türkü olmak zorunda idi.
Kuzey Kürdistan’ın sömürgeleştirilmesi ile Türkiye’nin sömürgeci
milli sermayesi Kürdistan’da istediği gibi hareket ederek,
zenginlik kaynaklarını da Türkiye’ye aktarmaktadır. Kürdistan’daki
bütün büyük/küçük ticari işletmeler, bütün şehirler, kasabalar,
caddeler, sokaklar Türkçe isim almak zorundadırlar. Örneğin,
Türkiye’de bazı şehirlerde batı dillerinde yazılan istekli
bir kaç ticari Tabelanın asılması ile tedirgin olan ve bu
şehirleri adeta „sömürge şehirleri“ olarak değerlendiren
ırkçı aydınlar ve sosyal bilimciler, sömürge Kürdistan’da,
Kürt ulusunun zorunlu Türk eğitimine tabi tutulmasını veya
Kürdistan’da her tüccarın tabelalarını Türkçe yazması mecburiyetine
karşı ise, hiç bir tepki göstermemektedirler. Batı dillerinde
yazılan bir kaç tabela ile atalarının kemiklerinin sızladığını
dillendirlenler, Kürdistan’ın isminin „Doğu ve Güney Doğu
Anadolu“ olarak anılmasını doğal bir olgu olarak görmektedirler.
Polonya’lı aydın Leszek Kolakowski bu konudaki düşüncesini
şöyle açıklamaktadır:“total ideolojilerin, siyasal iktidarın
kendi çıkarları doğrultusunda toplumun gerçek ortamının dışında
üretilmesinin onu bir yalanlar ve ikiyüzlülükler dünyası
olarak karşımıza çıkardığını ve iyiliğin, mutluluğun ancak
bu ideolojik ilkeler içinde sağlanabileceği iddiasının bir
yalanlar dünyası olduğunu...“.Diktatörlükler için yapılan
bu düşünsel tespit, Mustafa Kemal diktatörlüğüne ve onun
daimi savunucusu olan Türkiye aydınlarının ve sosyal bilimcilerinin
ikiyüzlü karekterlerini/davranışlarını çok iyi tarif etmektedir
Sonuç olarak, Türkiye aydınları, sosyal bilimcileri yakın
tarihimizde yaşamış olan diktatörleri mahkum ederken, kendi
devletlerinin Kürdistan’da kurduğu sömürgeci diktatörlüğü
ve ona öncülük eden M.K.Atatürk’ün diktatör karekterini ortaya
koymada ise, ikiyüzlü bir ırkçı siyaset izlemektedirler.
Türkiye’deki bir kaç ticari tabela ile sömürge şehirleri
tanımını yapan aydınlar, aynı şekilde Türkiye tarafından
sömürgeleştirilen Kürdistan toprakları hakkında ise, tam
aksine Kürt toplumunun ulusal hak istemlerinide gerici ve
bölücü unsurlar olarak nitelendirmektedirler. Türkiye’yi
emperyalizm ve sömürgecilikten korumayı esas alan bu ırkçı
aydınlar, Kürdistan’in kendi devletleri tarafından sömürgeleştirilmesini
yapılması gereken bir eylem olarak savunmaktadırlar. Sömürge
Kürdistan olgusunda Türkiye aydınları ikiyüzlü, ilkesiz ve
düşünsel çelişkilerle dolu olan bu ikili siyasetleriyle,
dünyanın en gerici ve ırkçı tavrına sahiplik etmektedirler.
|