SAL: 6
HEJMAR: 144
13 Adar 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

MGK’nin yeni yıl hediyesi...

İspanyol General ve Ağca

Yavaş ama emin adımlarla ilerlemek...

Saygı Mı? Özgürlük Mü?

Aynaya Bakma

Buzdağının Ucu (Mu?)

Söyleyemediklerim ve yapmadıklarımız..

Arapsaçı

 

MESUD TEK
 
“Çeteler Cenneti”

Yukarıdaki başlık bana ait değil. CNN Türk’ün Editör adlı haber programında kullanıldı. Ama itiraf etmeliyim ki mumla arasaydım böyle bir başlık bulamazdım.

Anlaşılacağı üzere, “Çeteler Cenneti”yle Türkiye kastediliyor ve bu belirleme, Türkiye’nin gerçeğine “cuk” diye oturuyor.

Türkiye’nin cenneti olduğu “Çeteler”den meram, “gayri nizami güçler” adıyla Türk kurtuluş savaşına katılanlar değil. Koçero, Hekimo gibi haklarında filmler yapılan, türküler söylenen, “zenginden alıp fakire veren”ler de kastedilmiyor…

Bu çeteler başka.

Bazı üyelerinin sırtları kalabalık; Aralarında polis üniforması giyenler de, göğüslerinde madalya taşıyanlar da var. Modayı çok yakından takip ediyorlar. Takım elbise giyiyorlar, kravat takıyorlar. Eski çeteler gibi öyle mağaralarda, köy evlerinde ya da samanlıklarda değil, en lüks otellerde yatıyorlar, villalarda yaşıyorlar.

Bu hatırlı, saygın çetelerle, yanılmıyorsam ilk kez 1996 yılında müşerref olduk. Bir tabur komutanı, bir kısım askeri personel, PKK itirafçılarıyla, bazı polis memurlarından oluşan bir ekip, Yüksekova’da bölücülere karşı mücadele etmekle, ülkenin birliği ve beraberliğini korumakla iştigal ederlerken, “adam kaçırma ve öldürme” “eroin ve silah kaçakçılığı” gibi ulvi işler de yaptıkları açığa çıkınca, Yüksekova Çetesi" adıyla yaşantımıza girdiler.

Ve o günden bu yana da çeteler hayatımızın bir parçası oldular.

Eski çeteler, hizmetleri karşılığı “bölgenin saygınları”ndan, ağalardan destek görüyorlardı. Karakollar, onları görmezden geliyordu. Yeni çeteler, bu bakımdan farklılık arz ediyorlar. Onların öyle ağa desteğine, karakolların görmezden gelmesine ihtiyaçları yok. Onlar, bizzat devletin içindeler. Devletin en üst kademelerinden destek görüyorlar, onurlandırılıyorlar. Cumhurbaşkanlarının elinden “devlet yüksek Hizmet Ödülü” alanları bile var. Bir Başbakan’ın, (hadi yuvarlak konuşmayıp ismini verelim) Tansu Çiller’in Türk siyasi tarihine geçecek “devlet için kurşun atan da şereflidir, yiyen de” belirlemesi onlar içindir.

Devletin birliği, bütünlüğü ve bekası için demokrasi ve barış yanlılarına, Kürt yurtseverlerine, özgürlük isteyenlere kurşun attıkları doğru, elbette. Ama yedikleri, kurşun değil. Eroin ve silah kaçaklığından, şantaj ve adam kaçırmadan elde ettikleri yeşil, yeşil dolarlar..

Eski çeteler, reisleri öldürüldüğünde ya da yakalandığında dağılırlardı. Yenileri öyle değil. “Bir gider bin geliriz” söylemini doğrularcasına, çökertilen birisini, yenileri takip ediyor, mantar gibi bitiveriyorlar. Öyle ki açığa çıkartılıp, çökertilen çetelerin sayısını unuttuk. Onların çetelesini tutmak, bayağı külfetli bir iş haline geldi. Böyle giderse, Türkçe kelime hazinesi, çökertme operasyonlarına ve çetelere verilen adlara yeterli gelmeyecek...

Eski çeteler, ağanın ya da karakolun tavuğuna “kış” dediğinde, halktan birinin namusuna yan gözle baktığında “bir ihbar” sonucu yakalanıp, çökertiliyordu. Şimdikilerin çökeltilmesine ilişkin rivayetler ise muhtelif.

Elde edilen ganimetin paylaşılmasından doğan uyuşmazlığın, birbirini çekememenin, çeteler arası savaşın, asker ve polis istihbarat birimleri arasındaki çelişkilerin, hükümet ile ordu arasındaki uyumsuzluğun payı, bu çökertmelerde büyük.

Nedeni ne olursa olsun, çetelerin açığa çıkartılıp çökertilmesinin “hayırlı işlere vesile olduğu” da bir gerçek. Hiç olmazsa Türk halkı, “peygamber ocağı” deyip kutsadığı, önünde dize geldiği ordunun, bazı sırtı kalabalık mensuplarının kirli işlere bulaştığını görüyor. Dün dağda birbirine kurşun sıkanların bir bölümünün, bugün “subay-itirafçı-polis” üçlüsü olarak, yedikleri dolar rengindeki nanelerin bilinmesinin, bugün olmazsa bile, ileride daha büyük hayırlara vesile olacağı kesin.

Çetelerin açığa çıkartılıp çökertilmesi, bu ve benzeri hayırlara vesile olur, olmasına da, çetelerin sonunu getir(e)mez. Çünkü çeteleri yaratıp, yaşatan sistem kaya gibi; olduğu yerde duruyor. AB süreci ve bu süreçte yapılan reformlar, kayayı yerinden oynatamadı, ondan en ufak bir parça bile kopartamadı.

Çeteler, sömürgeciliğin, ırkçı-şoven Türk milliyetçiliğinin ve militarizmin rahminde büyüdü. Ondan beslendi, onu besledi.

Sistemin de yeri geldiğinde, hizmetindeki çeteleri korumaktan geri kalmadığı, Şemdinli Olaylarıyla ilgili hazırlanan iddianamede dile getirildi. Sözkonusu iddianame öz olarak, Can Dündar’ın deyimiyle, “JİTEM, PKK itirafçılarıyla birlikte menfaat çeteleri kurarak ortak operasyonlar yapıyor ve suçlular üst düzeyde kollanıyor"

Ama sadece “üst düzey” değil, düzen partileri, bazı kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve işçi sendikaları, emekli generaller ve eski JİTEM’ciler, “ülkeyi bölücülere bırakmamak” adına, bazı satılık kalem erbabı da “peygamber ocağının yıpratılmaması” için çetelere sahip çıkıyor, onları savunuyor.

Türkiye’yi çeteler cenneti olmaktan çıkarıp cehenneme çevirmek için, herşeyden önce çeteciliği yaratan sistemin, ortadan kaldırılması gerekir. Yani silahlar susmalı, Kürt sorunu çözüme kavuşturulmalı, demokrasi tüm kurum ve kuruluşlarıyla hakim hale gelmeli.

Bu ise Şemdinli İddianamesi nedeniyle Genelkurmay Başkanı’nın kendisiyle yaptığı görüşmeden sonra, Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı yere göğe sığdıramayan, orduyu bir anda gözbebeği haline getiren, Şemdinli İddianemesi’ni hazırlayan savcı hakkında hemen soruşturma başlatan Erdoğan ve hükümetinin işi değil.

Onların, ne yapısı ne de ufku buna yeter.

Bu iş, gerçek devrimci-demokratların, barış yanlılarının, Kürt yurtseverlerinin görevi. Şemdinli iddianemesinin önemli bir parçası olan buzdağı, ucundan tutup açığa çıkartılmalı.

Bu nedenle, Susurluğu ve sonrasını yaşayan bir ülkede, zor olsa da Şemdinli’nin peşini bırakmamalıyız.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver