SAL: 6
HEJMAR: 161
11 Temmuz 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

MGK’nin yeni yıl hediyesi...

İspanyol General ve Ağca

Yavaş ama emin adımlarla ilerlemek...

Saygı Mı? Özgürlük Mü?

Aynaya Bakma

Buzdağının Ucu (Mu?)

Söyleyemediklerim ve yapmadıklarımız..

Arapsaçı

“Çeteler Cenneti”

Halepçe Olayları Neyi Gösteriyor, Neyi Gerektiriyor?

Acaba Öyle Mi?

Kansere Razı Etmek İçin Ölümle Tehdit Etmek

Güneyli Kürtlerin Büyük Sınavı

İpe Un Sermek

Sadak’ın Sadakati

Tek Yanlı Aşk

Süreç ve Önümüze Koyduğu Görevler

Erdoğan’ın Sınavı

Filmi Başa Sarmak

“İyi Çocuk”lar Cenneti..

Yanlışta Israr

Zeytin Dalı

Madımak

 

MESUD TEK
 
Ektiğini Biçmek!..

Başlık, en çok kullanılan başlıklardan birisi. Ama Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu ifade edebilecek bir başkasını bulmak kolay değil.

“Küresel Tutumlar“ adı altında yapılan araştırmanın Türkiye’ye ilişkin sonuçları, son bir iki hafta içinde, Türk basınında yer buldu.

Basına yansıdığı kadarıyla, araştırma sonuçları Türkiye’nin İslam aleminin en fazla “fanatik” ve “düşmanlık“ üreten ülkesi olduğunu ortaya koyuyor. Yahudi ve Hıristiyanlara olumlu bakanların oranı, “laik ve demokratik” Türkiye’de yüzde 15-16, şeriatla yönetilen Pakistan’da ise yüzde 27!..

Aynı araştırma Türkiye’de demokrasiye inananların sayısının az; “radikal İslam’ın” gelişmesinden rahatsız olmayanların sayısının ise, diğer İslam ülkelerinden daha çok olduğunu ortaya koyuyor.

Söz konusu sonuçlar, bazı yazarlar tarafından yorumladılar.

Yapılan yorumlar muhtelif. Ama hepsinde ortak bir nokta var. “Eğer araştırma sonuçları doğru ise” girizgahıyla başlayan yorumlarda, araştırmanın çizdiği Türkiye tablosu “felaket” ve “korkutucu” olarak nitelendiriliyor.

Yorumlara, “eğer doğruysa” diye başlamanın nedeni, araştırmanın objektifliğinden duyulan kuşku değil. Aksine, hayal kulelerinin yerle bir olduğuna şahit olmanın getirdiği hayal kırıklığı, sonuçlarda pay sahibi olmanın ve gerçekleri dile getir(e)memenin yol açtığı suçluluk duygusu seziliyor.

Yıllar boyu “Türkiye İslam aleminin tek laiklik ülkesidir”, “Türk halkı diğer dini ve etnik azınlıklara karşı hoşgörülüdür”, “Türkler demokrasi aşığıdır” ve benzeri propagandalar yapıldı; halen yapılıyor.

Çetin Altan’ın değimiyle “Türk’e Türk propagandası” yapanlar, kof övünme ve yalanları açığa çıkaran araştırma sonuçları karşısında afallayıp kalıyorlar, inanmak istemiyorlar.

Oysa söz konusu araştırmalardan çok önceleri, bazı insanlar Türkiye’nin laik bir ülke olmadığını dile getirdiler. Kemalist ve tekçi sistemin laikliği bir maske olarak kullandığını söyleyenlerin dilinde tüy bitti.

Anayasasında devletin dinini belirleyen bir ülkenin laik olamayacağını ifade edenler, zorunlu din derslerini anayasa maddesi haline getirmenin laiklikle uzaktan yakından ilgisi olmadığını söyleyenler din düşmanlığı ile suçlandılar, afaroz edildiler.

Türkiye’de, “halkın yüzde 90’ından fazlasının Müslüman olduğu” söyleminin gerçekleri ifade etmediğini, bu söylemin kendilerini Müslüman olarak görmeyen Aleviler’in, inkarı olduğunu dile getirenlere

kulak asılmadı.

Alevi inancı inkar edilmekle kalmadı, asimile edilmesi için ne gerekiyorsa yapıldı. Dersim’de, Alevi köylerine cami yapılmasına “laik cumhuriyetin bekçisi” ordunun iktidara el koyduğu 12 Eylül faşist döneminde başlandı.

Laiklik için tehlike addedilen İmam Hatip Liseleri’nin en çok 12 Eylül döneminde, laiklik için demokrasiden vazgeçilebileceğini söyleyenlerin (CHP, Ecevit ve benzerleri) iktidarlarında açıldığı bir sır değil.

Laikliği cumhuriyetin ve demokrasinin temeli olarak görenler, laikliği koruma uğruna hak ve özgürlüklerin askıya alınabileceğini söyleyen Kemalistler, dini devletin bir parçası haline getirmenin en bariz ifadesi olan Diyanet İşleri Başkanlığı konusunda dut yemiş bülbüle dönüyorlar. Sesleri, solukları çıkmıyor. Çünkü bu kurum, tek ulus, tek bayrak, tek dil ve tek din üzerine inşa edilmiş üniter devlete hizmet ediyor. Çünkü Diyanet İşleri halkın inanç alanını kontrol etmede sisteme ve devlete yardımcı oluyor.

Söz konusu araştırmanın ortaya koyduğu gerçekler, Cumhuriyetin ilanından sonra uygulanan politikanın, dini üniter devletin emrine koşan “Törkiş” tipi laiklik anlayışının sonucudur.

Bu anlayışın sonucudur ki, bir dönem yüz binlerle ifade edilen Yezidi Kürtlerin, Rum ve Ermenilerin sayısı parmakla sayılacak hale gelmiştir.

Yıllarca bu sisteme hizmet edip koruyanların, Ermeni soykırımı bir yana, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül Olayları, Maraş Katliamı, Madımak ve benzeri olaylarla yüzleşmeyi göze alamayanların, olayların hesabını vermeden tarafları uzlaşmaya ve barışa çağıranların, araştırma sonuçları karşısında şaşırmaya hakları yok.

Çünkü sonuçlar üniter devlet anlayışının sonucu.

Bir başka değişle, tekçi sistem ektiğini biçiyor.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver