SAL: 7
HEJMAR: 185
11 Ocak 2007
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

MGK’nin yeni yıl hediyesi...

İspanyol General ve Ağca

Yavaş ama emin adımlarla ilerlemek...

Saygı Mı? Özgürlük Mü?

Aynaya Bakma

Buzdağının Ucu (Mu?)

Söyleyemediklerim ve yapmadıklarımız..

Arapsaçı

“Çeteler Cenneti”

Halepçe Olayları Neyi Gösteriyor, Neyi Gerektiriyor?

Acaba Öyle Mi?

Kansere Razı Etmek İçin Ölümle Tehdit Etmek

Güneyli Kürtlerin Büyük Sınavı

İpe Un Sermek

Sadak’ın Sadakati

Tek Yanlı Aşk

Süreç ve Önümüze Koyduğu Görevler

Erdoğan’ın Sınavı

Filmi Başa Sarmak

“İyi Çocuk”lar Cenneti..

Yanlışta Israr

Zeytin Dalı

Madımak

Ektiğini Biçmek!..

Şahinler ve Riyakarlar

Başbakan Doğru Söylemiyor

Hizaya Getirmek

Kirlenme, Çürüme Ve Çifte Standart

Yapışık Üçüzler

Enfal

“Qandil Gönüllüleri”

Başbakan’ın TİT Aşkı

Sıcak Günler

Cadı Kazanı

“Paşalar Cumhuriyeti”

Her İkisi de Aynı Orhan Pamuk

Törkiş İşi Demokrasi Ve Sivil Çözüm!..

Hayalleri Yasaklamak

Sembol mü?

Bir Kez Daha Kerkük Üzerine

“Ne Olacak Bu Irak’ın Hali”?

Gelenek

Geç Olmadan

Ankara Kriterleri-2

Yeni Yıl

MESUD TEK
 
Samimiyet Sınavı

Abdullah Öcalan, avukatları vasıtasıyla gönderdiği ve basına da yansıyan bir talimatında, ya da kendi değimiyle „belirttiği görüş“ünde, „çözümsüzlüğe karşı demokratik bir koalisyona ihtiyaç vardır. (…) Türkiye’nin önünü ancak demokratik bir koalisyon açabilir, bunun içerisinde DTP, EMEP, SDP, DSP, hatta olabilirse SHP olabilir. Yani herhangi bir parti üzerinden seçime gidilebilir“ diyor.

2007 yılı sonbaharında yapılacak genel seçimlerde Kürtlerin birlik ve blok halinde katılmaları gerektiğine ilişkin tartışmaların başladığı bir dönemde, yukarıdaki talimat (ya da belirtilen görüş), talihsizliktir ve olumsuzdur. Ama “Demokratik cumhuriyet”e, iktidarı hedeflemeyen “konfederalizm”e uygun olduğuna kuşku yok.

Türkiye’nin bir çözümsüzlükle yüz yüze olduğu, demokratik güçler arasında oluşturulacak birliğin, çözümsüzlüğün aşılmasına çok önemli katkılar sunabileceği elbette doğru bir tespittir. Ama Öcalan’ın adını saydığı partilerle sınırlı “demokratik koalisyon”un çözüm olmadığı, olamadığı da yaşanan deneylerle sabittir.

Öcalan’ın, Türk sol, Kemalist, şu veya bu oranda kemalizmin etkisindeki partilerle işbirliğindeki ısrarı, O’nun, tuzunu anlamak için çorbayı sonuna kadar kaşıklamak istemesinden değildir. Bu, “Ekolojik-demokratik Toplum Projesi”nin, “cumhuriyeti demokratikleştirme’nin, Mustafa Kemal’i anlamanın ve kemalizmin yeniden yorumlanmasının gereğidir...

Yukarıda yapılan alıntının da gösterdiği gibi Öcalan, PKK dışındaki Kürdistanlı yurtsever, demokratik ve sosyalist güçleri görmezden gelmeye devam ediyor. DSP gibi ipliği pazara çıkmış, sömürgeci düzenin savunucusu partilerle koalisyon öneren ve “hatta olabilirse SHP olabilir” diyecek kadar cömert davranan Öcalan, federasyon önerisini dile getiren HAK-PAR, KADEP (Katılımcı Demokrasi Partisi) ve Kürt Ulusal Demokratik Çalışma Gurubu’nun adlarını ağzına almadığı gibi, federasyon talebine, bu talebi dile getiren parti ve şahıslara yönelik saldırılarını da sürdürüyor.

Öcalan’ın 20.12.06 tarihli görüşme notlarında söyledikleri, hiç bir yoruma yer vermeyecek kadar açık ve net. Şöyle diyor:

“Bir de federasyonu savunan kesimler var biliniyor. Hatta Elçi yeni bir parti kurmuş. Yine Sertaç var, sırtını Alman devletine dayamış. Benzer durumda başkaları da var. Kim nerede hangi devletten maaş alıyor, çok iyi biliyorum. (…) Dervişe Sado da vardı o zaman. Bunların istediği federatif çözümdür. Bunlar federasyoncudur. Bu da ulus devlete doğru gidiştir. Ben bunun da çözüm olmadığını söylüyorum.“

Federasyon, bağımsız ve ayrı devlet, otonomi gibi talepleri “çağdışılık”la, “ilkel milliyetçilik”le suçlayan, Türkiye’nin birliğini tehlikeye sokan istemler olarak değerlendirip karşı çıkan Öcalan’ın çözüm önerisi ise biliniyor: “Demokratik Cumhuriyet”, “Demokratik Komünalizm”..

“Demokratik Cumhuriyet”in ne menem bir şey olduğuna dair, az da olsa bilgi sahibiyiz. Ama son görüşme notlarından anlaşıldığı kadarıyla “demokratik komünalizm” konusunda aydınlanmamız için, Öcalan yeni savunmalarının yayınlanmasını beklememiz gerekecek!...

Söz buraya gelmişken Öcalan’a bir iki noktayı hatırlatmakta fayda var.

Sık sık çağdaş ve yükselen değerlerden bahseden Öcalan, bunlardan saydamlığın gereğini yerine getirmeli, bilgilerini halkla paylaşmalı, kimlerin, hangi devletten maaş aldıklarını açıklamalıdır. Aksi halde, duyarlı kesimler nezdinde düştüğü müfteri durumu devam edecektir.

Öcalan’ın Güney Kürdistan’daki ulusal kazanımları Arap aleminin sırtına saplanmış bir hançer olarak gördüğü, Türkiye’nin birliğini tehlikeye sokan gelişmeler olarak nitelendirdiği biliniyor. Avukatlarıyla yaptığı son görüşmelerden birinde, “Kürtlerin sığınabilecekleri bir ulus devleti de var artık” diyen Öcalan, kerhen de olsa Güney’deki kazanımları kabul ediyor.

Ama Öcalan’ın bilmesi gerekiyor ki bünyesinde irili ufaklı tüm yurtsever güçleri toplayan Bereyê Kurdıstan (Kürdistan Cephesi), Güney’deki “ulusal devlet”in oluşmasında çok önemli bir rol oynadı. Ve bu birlik anlayışı, bugün de kazanımların korunup, kökleşmesinin güvencesidir.

Bunca kitap okumuş Öcalan elbette biliyordur, ama ben yine de kendisine hatırlatayım. Güney’deki “ulusal devleti” kuranlar, hiç bir zaman otonomi, federasyon ve bağımsız devlet istemlerine karşı çıkmadılar. Bu talepleri Irak’ın birliğini tehdit eden talepler olarak nitelendirmediler. Aksine BAAS karşıtı, Kürtlerin özgürlüğünden yana olan tüm kesimlerin birlikteliğini savunan bir anlayışla hareket ettiler. Saddamizmi allayıp pullamayı kendilerine dert edinmediler; BAAS ideolojisinin çağdaş yorumuyla uğraşmadılar..

Ama yine de Allah Türkiye’nin birliğini, kemalizmin iyi anlaşılmadığını kendine dert edinen Öcalan’dan razı olsun. Söyleten nedenler ne olursa olsun, “Kürtler bir başka seçenek üzerinde karar verirler, 20-30 milletvekili ile kendilerini temsil de edebilirler” diyen Öcalan, Türk sol ve Kemalist partileriyle sınırladığı “demokratik koalisyon” dışındaki alternatiflere az da olsa kapıyı açık bırakıyor.

Ve gelinen aşamada Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için diğer Kürt yurtseverleriyle ilişkiden bahseden DTP, benzeri amaçlar için ulusal konferans öneren KKK’nın gösterecekleri tavırlar önem kazanıyor.

Bir başka ifadeyle, Demokratik Toplum Partisi (DTP) ve Koma Komalên Kurdistan (KKK) samimiyet sınavıyla yüz yüzeler.

Şimdiye kadar yaşananlar fazla umutlu olmamamız gerektiğini söylüyorsa da, benim gönlüm yine de DTP ve KKK’nin, çorbanın tuzlu olduğunu ilk kaşıkta anlamalarından, Öcalan’ın “demokratik koalisyon” önerisine kulaklarını tıkayıp, ikinci önerisini dikkate alıp başka seçenekler üzerinde durmalarından yana.

Umarım DTP ve KKK beni ve benim gibi düşünenleri yanıltmaz, samimiyet sınavından başarıyla çıkar, Kürdi Zeytin Dalı için samimi bir çaba içine girerler.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver